22 Mayıs 2011 Pazar

Kuyucaklı Yusuf-Sabahattin Ali

Edebiyat öğretmenlerinin baskısıyla -yazılıda çıkıyor- ilginç romanlar okuyoruz.
Aslında her ne kadar sızlansam,şikayet etsem de bu sayede alıp okumanın aklımın ucundan bile geçmeyeceği kitapları okumak zorunda kalıyorum.Tükürdüğünü yalamak istememenin getirdiği içi boş inadı bir kenara bırakırsak aslında gerçekten iyi oluyor bunları okumamız.

Son yazılımızda çıkacak eser de Sabahattin Ali'nin yazdığı Kuyucaklı Yusuf'tu.
Kuyucaklı Yusuf,Yusuf isminde bir yetimi anlatan bir kitap.Ve bence oldukça sıkıcı.

Türk klasikleri okumayı sevmiyorum,çünkü Türk klasiklerinde kadın,dünya klasiklerine kıyasla daha sessiz ve ezik.Sesini çıkarabilen kadınlarsa genelde "kötü kadınlar" oluyor niyeyse.Ki bu durum benim buram buram feminizm kokan bir taraflarımı ziyadesiyle rahatsız ediyor.

Belki de henüz bunları anlayacak olgunlukta değilim.Belki de asla olmayacağım...

Bir insanın hayatında olan-bitene seyirci kalması bana imkansız geliyor.Özellikle kadının hayalet gibi dolaşması,ailesinin isteğiyle evlenmesi,kocasının dilediği gibi yaşaması ve bu çizginin dışına çıkanlara da kötü gözle bakılması anlayabileceğim şeylerin çok ötesinde.
Biliyorum ki bir zamanlar bunlar olmuş,biliyorum ki günümüzde bunlar oluyor.
Ama dediğim gibi,bu ezik,korkak insanın öyküsü zerre kadar ilgimi çekmiyor.Ne küçük bir acıma duyabiliyorum ne de hayret.Beni etkisine alan tek his "küçümseme" oluyor.

Yusuf ile Muazzez'in ilişkilerini,evliliklerini gözden geçirdiğim zaman da bu böyle.
Kendilerini hayatın rüzgarına bırakıp daha sonra başlarına gelen olaylar için üzüntü duyan,diğerlerinden de bunu bekleyen insanlar bende -az önce de söylediğim gibi- küçümsemeden başka etki yaratmazlar.

Kitapta çok güçlü gibi görünen Yusuf'ta,hayatı konusunda en ufak bir söz sahibi olmayan Muazzez kadar zavallı.Tek avantajı tüm bunları "fedakarlık" maskesi ardına saklayabilecek olması.
Hoş,aynını Muazzez de yapmıyor değil ya...

Kitapta sevdiğim tek karakter belki de Kübra.İçlerinde en cesur,en yürekli ve en güçlü olan o.En azından sineye çekmek yerine savaş verip,olayların sonunda cereyan edebilecek sonuçların sorumluluğunu üstlenebiliyor.

Ayrıca kitabı okurken gözüme takılan bir iki cümleyi yine not aldım:

"Hiç geçmeyen,hiç unutulmayan şeyler de var, beyefendi! Ölünceye kadar insanın sırtından atamayacağı şeyler de var..."
*
"Şu anda bu koskoca dünya üzerinde kendisini düşünen bir tek kişi bile mevcut olmadığına o kadar emniyeti vardı ki,acı bir kabadayılıkla kendisi de hiç kimseyi düşünülmeye layık bulmuyor;fakat bundan,sebebini anlayamadığı bir üzüntü duyuyordu."
*
"Hayatta hiçbir şey ona kıymetli görünmemiş,peşinden koşmak,erişmek,sahip olmak arzusunu vermemişti.Etrafına daima bir yabancı gözüyle bakmış,hiçbir yere bağlanmak arzusu duymamış,bu yalnızlığının gururu içinde memnun olmaya çalışmıştı.Şimdi ilk defa bir şey istiyor,hem de korkunç bir şiddetle istiyordu.Fakat niçin bu istek imkansızlıkla beraber gelmişti? 
*
"Saadet,hayatı olduğu gibi kabul etmektir..."
*
Önüne bir lokma ekmek tutuluyor ve bunun geri alınması tehdidiyle en olmayacak şeyler yapılıyordu.İstihfaf ettiği,kendisinden zayıf bulduğu mahlukların mahkumu olmak çok harap edici bir şeydi.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Bu aralar dinliyorum / aşığım

nasiplenin arkadaşlar :)

926 şarkının sadece 200'ünün gösterilmesi ayıp.

Zevkle Takip Ediyoruz:

Kitapkurtları;

Farklı İklimlerden;