1 Haziran 2011 Çarşamba

Leyleklerin Uçuşu-Jean Christophe Grangé

Bu gün itibariyle Grangé'in,Leyleklerin Uçuşu'nu bitirmiş bulunuyorum.
"Bu adamın şu ana kadarki en güzel kitabıydı!Muhteşemdi!Bayıldım!" gibi abartılı bir giriş yapmayı çok isterdim.Ama ne yazık ki öyle olmadı.
Leyleklerin Uçuşu okuduğum gerilim romanlarının içinde en asılı kalanlardandı.Hani ne akan ne kokan cinsten.Ne bir solukta okunacak kadar sürükleyici buldum ne de elde sürünecek kadar sıkıcı.
Nefis bir kurgu,hayranlık duyulası bir hayal gücü ve enteresan karakterler.
Kırk yıl düşünsem bir gerilim romanına pigmeleri yerleştirmek aklıma gelmezdi.Eh,sanırım bu yüzden Grangé değilim.
Yine dünyanın dört bir tarafına akıl almaz geziler,yine hayal gücünün sınırlarını zorlayan cinayetler...
Fazla söze ne hacet,bir Grangé klasiği.
İşte bunlar da ayracıma takılanlar:

Kaybedecek bir yılları olduğunu söyleyip -böyle diyorlardı gerçekten- insani yardım konusunda çalışan genç doktorlar tanıyordum.Mesleklerine sarılmadan önce Hindistan'ı arşınlayıp mistisizmin tadına bakan çiçeği burnunda avukatlar.Oysa benim kafamda ne bir meslek vardı ne de egzotizm ya da başkalarının mutsuzluğuyla ilgili bir arzu.
*
-Müfettiş Dumaz.Bu gece nöbetçiyim.Pis iş.Cesedi bulan sizdiniz,değil mi?
-Evet.
-Nasıldı?
-Ölü.
*
Başından beri önyargıların,ortak görüşlerin amansız düşmanı olmuştum.Dünyanın çoğu kez sanıldığından da açık olduğunu, ne kadar alışılmış olursa olsun,gerçeklerin şeffaf ve canlı göründüğünü bilmiyordum.
*
Romlara göre çocuk o kadar güzel bir yaratıktı ki, nazar değdirmeye hazır yetişkinlerin ilgisini çeker.Onun için hiç yıkanmazlar.Bir çeşit gerçeği peçeleme.Güzelliklerini ve saflıklarını başka gözlerden saklamak için.
*
"İyi şanslar Antioche.Ama leyleklerinizi araştırmakla yetinin.İnsanlar ilginize layık değiller."
*
-O genç kadını seviyor musunuz?
-Ben olsam buradan başlamazdım İshak.Ama diyelim ki, evet, o kızı seviyorum.Çılgınca.Bütün bu macera,kargaşa,duygu ve şiddet dolu bir aşk hikayesi.Şimdi hoşunuza gitti mi?
*
Ellerim yanmıştı.Ruhum da öyle.Cildim ve ruhum aynı biçimde kabuk bağlamışlar,iyileşmeyi unutmaya ve duyarsızlığa oturtmuşlardı.
*
-Oğlu bir ayna gibiydi,anlıyor musun? Kendi korkusunun aynası.
*
Kendimi gülümsemekten alıkoyamadım.Öylesine gerçek dışı, aynı zamanda da öylesine olağandı ki.
*
Burada çelişkili bir hava esiyordu; bir umut ve umutsuzluk,sabırsızlık ve aldırmazlık,bitkinlik ve heyecan karışımı.Tüm bu insanlar aynı kayıp düşe aitti.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Bu aralar dinliyorum / aşığım

nasiplenin arkadaşlar :)

926 şarkının sadece 200'ünün gösterilmesi ayıp.

Zevkle Takip Ediyoruz:

Kitapkurtları;

Farklı İklimlerden;