7 Haziran 2011 Salı

Nietzsche Ağladığında- Irvin D. Yalom


"Nietzsche Ağladığında", Irvin D. Yalom'un aynı adlı eserinden uyarlanan 2007 ABD yapımı psikolojik bir filmdir.
Filmden yola çıkarak başlıyorum çünkü -ne yazık ki- önce filmi izledim.Kitabı ise geçtiğimiz günlerde okuma fırsatı buldum.
Hemen her okuyucu gibi,filmin kitap kadar iyi olmadığını söyleyebilirim.
Hem hayal gücünü sınırlaması,hem de olayları anlatmada yetersiz kalması sebep gösterilebilir.

Geçen yaz bir fikir tartışması sırasında filmden haberdar olmuştum.
Peşine düşmüş ve izlemiştim tahmin edebileceğiniz gibi.
Beynime kazınan ve Nietzsche ismi her geçtiğinde yankılanan "Tanrı öldü! Onu biz öldürdük!" sahnesidir. :) 

Kitap...
Kitap hakkında konuşacak olursam,ne diyebilirim ki? Enfesti!
Kitapta sadece Nietzsche'yi değil Dr. Josef Breuer ve Sigmund Freud'u da görüyoruz.
Mükemmel bir kurgu.
Kitabı bitirdiğimde gerçek olmamasına nasıl üzüldüğümü anlatmamınsa imkanı yok...

"Zerdüşt" ün doğum sancıları (yazarın kendi tabiriyle) ve psikanalizin temellerinin atılması...

Söylediğim gibi beni etkileyen şeyleri anlatmakta usta değilim.O nedenle fazla uzatmak istemiyorum.

Kitabı okurken her bir kaç sayfada bir,bir post-it harcadım.
Daha sakin kafayla tekrar ve tekrar okuyup üzerine düşünmek için...
Ayrıca yine beğendiğim sözleri not defterime yazdım paylaşmak amacıyla.
İşte üzerini fosforlu kalemle çizdiklerim;

"Fakat bu nasıl mümkün olabilir?" diye devam etti Breuer."İlk amacımız,yani ümitsizliğin tedavisi bile,tıp biliminin sınırlarının ötesinde.Fakat bu ikinci durum,yani hastanın gizlice tedaviye alınması,sonucu zaten şüpheli girişimimizi hayal alemine taşır.Başka engeller de var mı henüz açıklamadığınız? Profesör Nietzsche yalnızca Sanskritçe konuşabiliyor ya da Tibet'teki manastırından çıkmayı reddediyor falan olmasın?"
*
Onda aradığım neydi? Bende eksik olan neydi?
*
İncelenmekten alınan keyif o kadar büyük olurdu ki Breuer yaşlanma,sevdiklerini kaybetme ve dostlarından uzun yaşamanın asıl acı veren yanının sizi inceleyen gözlerin bulunmaması olduğuna inanırdı; hiç kimsenin dikkat etmediği bir yaşamdan duyulan dehşet...
*
Kutsal olan hakikat değil,kişinin kendi hakikati için çıktığı arayıştır!
*
Her insanın ölümü kendine aittir ve herkes kendi tarzını belirleyebilmelidir.Belki,yalnızca belki,insan yaşamını elinden almaya ilişkin bir hak düşünülebilir.Ama insanın ölümünü elinden almaya kimsenin hakkı yoktur.Bu rahatlatma değildir! Acımasızlıktır!
*
Ölümün son iyiliği,bir daha ölümün olmamasıdır.
*
Kemikleri,eti,bağırsakları ve kan damarlarını kaplayan deri nasıl insan görünümünü katlanılabilir hale getiriyorsa,ruhun çalkantıları ve ihtirası da kibirle kapatılmıştır.O,ruhu kaplayan deridir.
*
Düşünceler duygularımızın gölgesidir; ama her zaman daha karanlık,daha boş ve daha sade.
*
Araştırma ve bilim önce inançsızlıkla başlar.Ancak,inançsızlık başlı başına strestir.Yalnızca güçlüler buna dayanabilir.Bir düşünürün,sorması gereke asıl soru nedir biliyor musunuz?(...) Asıl soru şudur: Hakikatin ne kadarına dayanabilirim?
*
Böyle mutlak inzivaya çekilmek stresi ortadan kaldırmaz,aksine bunun kendisi başlı başına bir strestir.Yalnızlık,hastalıkların üreyebileceği en uygun ortamdır.
*
İnsanların bütün eylemleri kendisine yöneliktir,bütün hizmetleri kendisine hizmettir,bütün sevgisi kendisini sevmesindendir.
*
Ben ümitsizliği tedavi edemem Doktor Breuer.Onu incelerim. Ümitsizlik, özfarkındalık uğruna ödenen bir bedeldir.Yaşama derinlere inerek bakacak olursanız,ümitsizlikle her zaman karşılaşırsınız.
*
"Belki de" diye karşılık verdi Breuer, "bir sonraki adıma gerek kalmayacak. Belki içini döktüğü zaman her şey kendiliğinden hallolmuş olacak;yaşamında böyle bir değişiklik yapmış olması başlı başına yeterli bir adım olacak."
"Yalnızca içini dökmek o kadar güç veren bir şey değildir Josef.Öyle olsaydı bir tane bile nevrotik katolik olmazdı.
*
"Değişmek mi? Değişmenin bununla ne ilgisi var? Bu bir fırsattı,bir daha asla karşıma çıkmayacak bir fırsat."
"Hayır demek de eşsiz bir fırsattı! Başkasının eşine göz koyana hayır diyebilmek kutsal bir fırsattır.İşte siz böyle bir fırsat yakalamışsınız."
*
Dans eden bir yıldız doğurmak isteyen,önce kendi içinde büyük taşkınlıklar ve kaos yaşamak zorundadır.
*
Dışarıdan gelen zulüm,bir halkı öylesine kaynaştırır ki bir tek bireyi bile bunu kırıp çıkamaz.
*
İnsan dostunu düşmanından daha zor affediyor.
*
Evrensel bakış her zaman trajedinin etkisini dağıtır.Yeterince yükseğe tırmanabilirsek,o trajedinin artık trajik görünmediği bir yüksekliğe de erişebiliriz.
*
Gördüğümüz şeyler görelidir,bildiğimiz şeyler de.Yaşadığımız şeyleri biz icat ederiz.Dolayısıyla icat ettiğimiz şeyi yok edebiliriz.
*
Josef,küçük bir intikam iyi bir şeydir.Bastırılmış hınç insanı hasta eder.
*
Zaman durdurulamaz: Bu bizim sırtımızdaki en büyük yük. En büyük mücadelemiz de bu yüke rağmen yaşayabilmek.
*
Bizler arzu edilenden çok arzu etmeye aşığızdır.
*
Boyun eğmek için duyulan şehvetten daha büyük bir şehvet var mı?
*
Bertha,gizemin kol kanat germesi ve kurtuluşun simgesi. Josef Breuer buna aşk diyor.Ama bunun asıl adı dua.
*
İnsan yaşamını tamamlayıp öldüğü zaman ölüm dehşetini yitirir! İnsan doğru zamanda yaşamazsa, asla doğru zamanda ölemez!
*
Zaman sonsuza dek doymayacak kadar açgözlüdür.Durmadan yer,yutar; ama geri verdiği hiçbir şey yoktur.
*
Evlilik bir hapishane değil,içinde daha yüce bir şeylerin yetiştirildiği bir bahçe olmalıdır.Belki de evliliğinizi kurtarmanın tek yolu onu bitirmektir.
*
Yine de,en çok çiy damlası en sessiz gecede düşer,biliyorum.
*
Hiçbir şey her şey demektir!
*
Toprak ne kadar zengin olursa orada bir şey yetiştirememen de o kadar affedilmez olur.
*
Belki de bizler birbirimizin gerçeğini göremeyen ve aynı acıları paylaşan insanlarız.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Bu aralar dinliyorum / aşığım

nasiplenin arkadaşlar :)

926 şarkının sadece 200'ünün gösterilmesi ayıp.

Zevkle Takip Ediyoruz:

Kitapkurtları;

Farklı İklimlerden;