21 Ağustos 2011 Pazar

dergi için çalışırken çıkanlardan...

Herkes şikayet eder hayatından,herkes...Şu veya bu şekilde ters giden bir şeyler vardır.Ve yakınır dururlar başlarına gelmiş olanlardan,gelmesinden korktuklarından ve belki de gelemeyenlerden.

Hiç şüphesiz benim de olur zor zamanlarım.Hatta çoğunlıkla tüm zamanlarım zordur.Ancak bu dünyada kabul görebilmenin altın kuralı daha az yakınmak ve daha çok dinlemektir.Çünkü sana yakınanlar da daha "yakıngan" -ki evet ben ürettim kelimeyi,nolmuş?-.-' - kimselerin yanında dinleme görevini üstlenir.Belki de mecbur kalır.

Şu sıralar umudum yıllık iznini kullanıyor ve karamsarlığım onun yokluğundan delicesine yararlanıyor olsa da,böyle zor zamanlarda başka hayatlar düşlerim.Bunlar denizin altında ya da masallar ülkesinde toz pembe hayatlar değildir.Açlığın kucağında ya da savaşın ortasında cehennem fikrini somutlaştırmış hayatlar da değildir...Daha ziyade pek düşünmediğiniz varlıkların pek hissetmediğiniz duyguları olsaydı sorusunu cevaplayan yaşamlardır...

Son zamanlarda -aslında belki de son bir iki gündür- bir tuvalet kağıdının son yaprağı olsaydım ne olurdu diye düşünüyorum...Bir rulo tuvalet kağıdının hayatını düşlüyorum,başladığı andan son bulduğu ana dek...Bu senaryo üzerinde çalışıyor,kafa yoruyorum...

Bir bitkiyken ve onunla birlikte nefes alıp verirken koparılıp alınıyorsun...Sonra makinelerle tanışma işte,kağıt üretim fabrikaları.Bilirsiniz...Hüzünlü öykülerden...

Her bir bölümü bir birey gibi düşünecek olursak,sonunu görür son tuvalet kağıdı parçası...Kardeşlerinin,arkadaşlarının bünyesinden çekilip koparılışını görür önce,sonra nasıl boka bulandıklarına,kirletildiklerine şahit olur.Sonra üzerlerine çekilir sifon.İnsan hiç bir şey olmamış gibi devam eder gündelik işlerine.Ama zavallı son parçanın canı yanmıştır.Bu korkunç manzara karşısında dehşet içindedir.Arkadaşına üzülürken bir yandan da sıranın kendisine geleceği endişesini taşır.İçini kemiren korku,endişe ve buna rağmen elinden hiç bir şeyin gelmeyeceğini bilmek...Sonra her gün arkadaşlarını veya kardeşlerini kaybetmeye devam etmek...

Tüm bunlar acıtır tuvalet kağıdının son parçasını..Ruhunda kapanmayacak yaralar açar ve derin izler burakır.Çığlık atmak ister,atar da belki,ama duymazlar.Sonra içindeki sesler çoğalır,birkaç benliğe bölünür...Yavaş yavaş kaçırır aklını,sağduyusunu kaybeder...

Son anı anlatmaya gerek yok zaten,az çok tahmin edebilir herkes...Kirletilmek ve sahip olduğu yaşamın ondan çekilip alınması...

Sonra unuturum bunları düşünürken kendi derdimi...Üzülürüm tuvalet kağıdı için.Tuvalete gittiğimde aklıma gelir,ya da akan burnumu silerken falan... Acaba derim,acaba ruhuna zarar verme gibi bir ihtimalim var mı? Şöyle evirir çeviririm bir,kulağıma doğru yaklaştırır onu dinlemeye çalışırım,duymaya...Sonra,"tuvalet kağıtlarının ruhları yoktur" der şu beynimin gerçekçi kısmı gözlüğünü yukarı iterek."Saçmalıyorsun." Usulca bırakırım yerine...

Ve bir bozuk paranın yaşamını düşlemeye başlarım...

4 yorum:

  1. adresimi değiştirdim. profilimden girebilirsin :)

    YanıtlaSil
  2. ya bak nefis bi yazı bu.
    neler de düşünüyorsun ayrıntıcı seni.
    :)

    YanıtlaSil

Bu aralar dinliyorum / aşığım

nasiplenin arkadaşlar :)

926 şarkının sadece 200'ünün gösterilmesi ayıp.

Zevkle Takip Ediyoruz:

Kitapkurtları;

Farklı İklimlerden;