30 Nisan 2012 Pazartesi

Söylenenler ve Söylenemeyenler...

Öyle küçük ve öyle dar görüşlüyüz ki... Hayat karşısındaki yaklaşımlarımızın basitliğini suratımıza tokat gibi patlayan olaylar karşısında fark edebiliyoruz.

Öyle dar çerçevelerden bakıyor ve öyle kalıp halinde düşünüyoruz ki...

Biz en basitinden, bir senedir sınav konuşuyoruz -şu an bile. Ailelerimizin en büyük derdi bu şu an. Eğer beynimizde tümör olsa hayatımızın merkezinde o tümör olur. Biz öyle küçük insanlarız ki küçük sorunlar küçük hayatlarımızda kocaman yerler kaplıyor... Zamanın dışına çıkabilmek şurada dursun geçmişin izinden veya gelecek kaygısından sıyrılıp şu anı bile yaşayamıyoruz...

Bu sabah ilk iki dersimiz matematikti. Alev Hoca'nın dersi... Sınıfa girdiğinde berbat görünüyordu. Çökmüş, sıkkın, kırgın... Dayanamadım sordum: "Hocam, bu gün size ne oldu?"   Minicik harflerle sordum, korka korka... Geçen yıl ablasını kaybetmişti. Hepimiz çok üzülmüştük Alev Hoca'yı tanımadığımız halde. Dersimize girmiyordu o zamanlar. Yine bir şeyler oldu diye çok korktum. Yine bir şeyler olmuş...

Hemen cevap veremedi. Biraz kendini toparlaması gerekti. Bazı insanlar olaylara kendilerini çok kaptırırlar. Üzgün görünürler ama aslında göründükleri kadar üzgün değillerdir ve kendileri bile bunun farkında değildir. Sadece kendilerini kaptırmışlardır. Alev Hoca'nın üzüntüsü öyle değildi. O öyle hassas bir insan ki -özellikle ölüm karşısında- gerçekten ama gerçekten samimiydi. Gerçekten bir an söyleyemedi, gerçekten kendisini toparlaması gerekti. Gerçekten aldığı derin nefes göğsündeki sıkışıklığı geçirmeye yetmedi.

"Siz bilmiyorsunuz herhalde" dedi. "Özlem Bey'in kızı vefat etmiş." 
Sınıftan cılız bir "Nasıl?" sorusu çıktı, "Öldürülmüş. Ben de detayları bilmiyorum." yanıtını aldı.

Sınıfta büyük bir sessizlik oluştu. Herkes önündeki bir şeylerle ilgilenmeye başladı. Ben de saçımdaki kırıklarla uğraştım. Kız bizimle yaşıtmış...

Hep insanların bir şeyleri ölümle ölçmesini yadırgardım.
Didem Madak diyor ya "ölüm çok iri bir sözcük değil" diye...
Ölüm çok iri bir sözcük değil... Hâlâ değil. Ama yaşam çok çok iri, tahminimizden daha iri...

Bir akşam kızınızı beklerken ölüm haberini aldığınızı düşünün...
Bir hiç yüzünden. Beklenmedik ve hesapsız. İnsan bununla nasıl başa çıkar?

Sizin kızınız, sizin kızınız bir hiç uğruna, ruhsal dengesi bozuk, hasta bir insan tarafından elinizden alınıyor. Sonsuza dek ve dönüşü olmayacak bir şekilde.

"Hiç geçmeyen,hiç unutulmayan şeyler de var, beyefendi! Ölünceye kadar insanın sırtından atamayacağı şeyler de var..."  

Böyle söylemişti Sabahattin Ali... 
Bu da onlardan biri. Telafisi yok, anlamı yok... 
Suçlunun yakalanması, üç gün, üç ay, üç yıl veya üç yüz yıl hapis yatması ne ifade eder? 
Suçlunun öldürülmesi, çaldığı hayatın ondan da koparılıp alınması ne ifade eder?

Ölüler geri getirilemezler.
Ve bu saatten sonra "adalet" cümle içinde kullanabileceğimiz bir kelime değil

 *Özlem Hoca'nın kızı Tuğba Genç'e Tanrı'dan rahmet,
 yakınlarına sabır ve baş sağlığı diliyoruz.

5 yorum:

  1. böyle esaslı öğrencilerim hep olsunlar benim... sen ne kadar duygusal, ne kadar önemsersin böyle balıkcığım...

    başları sağolsun bahsettiğin kişilerin...
    allah onlara sabır versin...

    çok sevgiler senin güzel yüreğine...
    luna.

    YanıtlaSil
  2. yazı beni çok etkiledi çok güzel ifade etmişsin... okurken gözlerim doldu.

    hocanın başı sağolsun....

    YanıtlaSil
  3. Hassasiyetiniz ve dilekleriniz için teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  4. hay allah nası yani yolda filan mı öldürülmüş. tüh ya.

    YanıtlaSil
  5. Oldukça kötü bir olaydı, boğularak öldürülmüş bildiğim kadarıyla. Çok üzüldük okulca.

    YanıtlaSil

Bu aralar dinliyorum / aşığım

nasiplenin arkadaşlar :)

926 şarkının sadece 200'ünün gösterilmesi ayıp.

Zevkle Takip Ediyoruz:

Kitapkurtları;

Farklı İklimlerden;