5 Mayıs 2012 Cumartesi

İçimdeki feminist ordusunu ayağa kaldıran mim!

Sevgili Luna bir mim paylaşmış blogunda. Kendisinin de dediği gibi mim konusu güzel ve tartışmaya açık. Ayrıca içimdeki feminist ordusu şu an ayakta. Bu mimde ben de varım diyor ve başlıyorum:

Mim Konusu: 

Kadınlara sunulmuş tek gelecek evlilik midir? 

Birkaç yüzyıl öncesinde olsaydık belki... Ancak günümüzde -şükürler olsun ki- böyle bir şeyden söz etmek mümkün değil. Elbette birkaç yüzyıl öncesinde yaşayan kesimler var, elbette hâlâ başlık parası karşılığında evlendirilen (?) kadınlar var, elbette hâlâ "töre cinayeti" denen şeyle boğuşuyoruz. Zaten bu kadar rahat "birkaç yüzyıl öncesinde olsaydık belki" dememe sebep olan şey de bu: BOĞUŞUYOR olmamız. 

Buna dayanarak rahatlıkla "Hayır" diyebilirim. Kadınlara sunulmuş tek gelecek evlilik değildir. Kadınlara "sunulan tek / en iyi geleceğin evlilik " olduğu düşünülen dakikada kadına sunulmuş en büyük felakete dönüşür evlilik.

Evlilik bir ortaklık değildir, evlilik bir takım rakamların oynadığı bir ortaklık da değildir. Evlilik duygulara kulak verilmesi gereken tek alandır belki. Çünkü bir kadının belirli şeyler karşılığında -bir bedel öder gibi- bir erkekle aynı evi paylaşması, aynı yatağa girmesi hem kendi benliğine hem de hemcinslerine yapılabilecek en büyük saygısızlıktır.

Günümüzde evlilik -belki olması gereken evlilik- kararların konuşularak alındığı, erkek kadar kadının da söz sahibi olduğu bir evlilik olmalıdır. Evliliğin sağlıklı bir şekilde yürümesinde kadının ekonomik özgürlüğünü kazanmış olması da çok önemlidir bence. Ki böylece kadın kocasının bırakacağı üç kuruşa tenezzül etmez. Böylece evlilikler mali birliktelikler olmaktan çok büyük adımlar atmış arkadaşlıklar / aşklar şeklini alır.

Burada bir erkeğin maddi imkânları sebebiyle kendisini rahat hissetmesi veya kadından üstün görmesi de sorgulanmalıdır zira bu da büyük bir kişilik sorunudur bence. Çünkü yanınızdaki insanın sizinle siz olduğunuz için mi yoksa bir takım sebepler sonucunda mı birlikte olduğunu önemsemiyorsanız sizin özgüveninizde büyük bir gedik var demektir. Evet, evlilik söz konusu ise her iki tarafın da bir ölçüde güçlü olması ve hayatını devam ettirecek koşulları sağlama yetisine sahip olması gerekir. İnsanın karşısındakine saygı duyması için elbette bu koşullar gerekli değildir ancak bu koşulların sağlanmış olması hiç şüphesiz ki bu durumu sağlayacaktır.

Erkek, karşısındaki "kadının" kadın olmanın ötesinde bir birey olduğunu fark etmek zorundadır. Elbette kadın bilmem kaç kilo demiri bir erkek gibi kolaylıkla kaldıramayacaktır ancak erkekler bu savunmayı yapmak için çok geç kalmıştır zira Tanrı, vinçleri bu durumlar için yarattı. 

Eğer makineleşmenin bu noktaya erişmediği bir çağda yaşıyor olsaydık erkeklerin gücünü bir şekilde kabullenmemiz gerekebilirdi. Ancak yapmamız gereken her şeyi bir takım kolları çekerek ve tuşlara basarak yaptığımız şu çağda erkek gücü ile sadece "kaba kuvvete baş vurma" noktasında övünebilir -ki bu da söz edilen karakter bozukluğunun en büyük kanıtlarından biri olacaktır. Karşısındakine zarar verme olanağını "güç" olarak algılayan ve üstünlük sayan biri saygı duyabilecek ve saygı duyulabilecek biri olmayacaktır kanımca.

Kadın- erkek kıyaslaması yapılırken ortaya atılan en komik sav da şudur belki "Bana tarihte önemli bir buluş yapmış bir kadın göster." Evet tarihe baktığımızda belki Madam Curie ve Anna Freud dışında bir isim gelmiyor akl(ım)a ama bunun nedenini de yine kendisine sormalıdır "erkek" denen... Zira canlıların bedensel evrimleri olduğu gibi zihinsel ve sosyal evrimleri de vardır ve devam etmektedir. Kullanılan organların geliştirildiği ve kullanılmayanların köreldiği gerçeği göz önünde bulundurulursa kadının şu an bulunduğu noktaya gelebilmiş olması azımsanacak bir gelişim değildir zira kadın yıllarca çalışması ve düşünmesi engellenmiş, baskı altında bulundurulmuş ve her anlamda güçsüzlüğü vurgulanmış bir varlıktır.

Yine aynı sebepten kadının bu aşamaya gelebilmiş olması onun evi temizlemek ve çocuk bakmaktan çok daha ilerisine gidebilmiş olmasının bir göstergesidir çünkü kadın düşünmeye zorlanmadığı halde düşünmesi gerektiğini kavrayabilmiştir bir noktada. Eğer aksi savunulabilecek olsaydı mağara devrindeki kadınla günümüzdeki kadın arasında -zihinsel anlamda- büyük farklar olmaması gerekirdi, zira "güçsüz" ve "aciz" olan kadın ev silmek ve çocuk bakmak dışında bir eylemde bulunmamış olacaktı.

Kadına sunulan tek gelecek evlilik değildir. 
Günümüzde pek çok kadın için evlilik -olursa- yaşamı keyiflendirecek bir hayat arkadaşı edinmek, olmazsa yaşamına kendi imkânları ile devam etmek anlamına gelmektedir. Yine evliliği bu noktadan taşıyıp daha yukarıya çıkaran toplumun evlilik hakkındaki fikirleri ve canlının sahip olduğu türünün devamlılığını sağlama güdüsüdür. Bir sebep de insanın sosyal bir canlı olması olabilir. Ancak kendisini geliştirmiş, kariyer sahibi, insan ilişkilerinde sorunlar yaşamayan ve entelektüel düzeyi normalin bir tık üzerinde olan insanlar için evlilik düşünüldüğü kadar önemli değildir zannımca.

Kadın evliliğin  getireceğinden çok daha iyi bir geleceği söküp alma gücüne sahiptir. (En azından bir kesimi) Kadın bunu yaptığı sürece bu güce sahip olmayan kesimlerin de bu gücü elde etmesi konusunda adım atılmış olacaktır. Ve en önemlisi kadın bu sayede bir şeyleri kendi çabası ile elde etmenin hazzını yaşamış olacaktır ki bu da hiçbir şeyle değişilmeyecek bir hazdır.


Not:Luna'nın da dediği gibi kimseye bu konuda zorla bir şeyler yazdırılabileceğini düşünmüyorum. Dileyenler mime dahil olabilirler.

4 yorum:

  1. bak sesinin en önemli yönlerinden biri bu.

    YanıtlaSil
  2. son yazımı okusan yaaaaa.
    :)

    sen de yayınla ve katıl istersen.
    eğlenceli bişi. yayılsın işte.
    :)

    YanıtlaSil
  3. Ney o ney o?
    Katılırım tabii.

    YanıtlaSil

Bu aralar dinliyorum / aşığım

nasiplenin arkadaşlar :)

926 şarkının sadece 200'ünün gösterilmesi ayıp.

Zevkle Takip Ediyoruz:

Kitapkurtları;

Farklı İklimlerden;