27 Haziran 2012 Çarşamba

bu gün günlerden çarşamba...

bilmiyordum, az önce telefonumdan öğrendim... oysa pazartesi olduğunu düşünmüştüm. böylece nasıl başlayacağımı bilmediğim bir bir bir ne ki bu? başlamış oldum işte yine paldır küldür, çekinerek, ama kendimi tam ortasına savurarak...

ben kendimi son zamanlarda bir yaprağa benzetiyorum ama yeşil bir tanesine... veya katy perrynin de dediği gibi plastik bir poşet gibi... sağa sola savrulup duruyorum özellikle de şu bildik konuda. hem korkuyorum hem de engel olmak gelmiyor elimden. aslında ben james baldwin'e güveniyorum. hani "korkularla yüzleşmek gerekir." diyor ya. o mükemmel zenci, bana yeni bir yaşam felsefesi kazandırdı işte. duruyorum, kendimi dinliyorum ve neyden korkuyorsam bu söze dayanarak bodoslama dalıyorum, tam ortasına. çünkü korkularla yüzleşmek gerekir. kendimizi onlara karşı savunmaya çalışmak bir gün onlar tarafından ele geçirilmemizi garantilemekten başka bir şey değil çünkü... çünkü james amcam bana öyle öğretti ve ben benim de anımsayamadığım bir geçmişte -belki gelecekte- onunla güzel bir çocukluk geçirdim, ikimizi de yaftalamadıkları... ancak önceki yaşamlarımızda yaşadıklarımızdan edindiğimiz tecrübeler belleklerimizde duruyordu, silinmemişti.

yeşil bir alanda oturduk, bir ağacın altında... yere devrilmiş kocaman bir dalın üzerinde. elinde bıçakla bir şeyler yontuyordu benim için, bir yandan da anlatıyordu. ben gözlerimi açabildiğim kadar açmış ilgiyle onu dinliyordum. bana diyordu ki - neyse, çoğunu hiç anlamadım zaten... ama yüreğime dokundu. ben küçücükken bile ve küçücük olsam bile. "james amca, haksızlık bu" dedim. "öyle" dedi. ama başlangıç bile değildi, bilmiyordum...

bukowskiyi de önemsedim hep ama onu küçümsedim de. yine de o dörtlükten vazgeçemedim... hem sevgiyle hem de sevgisizlikle sakatlananlardan biri olduğumdandı belki, şimdi bunu böyle ulu orta söylüyor olmak da ürkütüyor beni...

mutlu olmanı çok isterim, benim mutlu olmamdan da çok. çünkü ben mutluluk meselesini aştım artık. geride kaldı, mesela senin ışıklı spor ayakkabılarına sahip olamayışını geride bırakmış olman gibi... dışarıya karşı yansıttığımız ve kendimizi inandırdığımız kadar önemsiz ama bir anlamda hep biraz buruk... o yüzden yani senin mutlu olman daha önemli, biliyorum, belli de edemiyorum ama öyle... çünkü benim için mutluluk ışıklı spor ayakkabıydı belki ve değerini yitirdi.

yine anlaşılmaz konuşuyorum veya saçmalıyorum değil mi? yo, sen asla böyle olduğunu söylemedin, biliyorum. ama ben bazen böyle düşünüyorum...

benimle savaşma diyorsun ya... galiba ben iletişim kurmanın başka yolunu bilmiyorum. insan nasıl teslim olabilir ki? ben bunu hiç yaşamadım, çok küçükken de. çünkü ben gardımı indirmeyi beceremedikçe yaralandım, yaralandıkça daha da sarıldım silahıma... öyle işte, bazen sevgiyle bazen de sevg-

neyse...
 






2 yorum:

  1. çok güzel bu yazı.
    bazı yazıların diğerlerinden çook farklı.
    bak bu yazılarda tam sen varsın işte.
    eh burda birine sesleniyon sanırım bi de.
    :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Birine seslenme amacıyla başlamayıp farkında olmadan seslenmiştim, evet...
      Anlıyorsun sen Deep... :)

      Sil

Bu aralar dinliyorum / aşığım

nasiplenin arkadaşlar :)

926 şarkının sadece 200'ünün gösterilmesi ayıp.

Zevkle Takip Ediyoruz:

Kitapkurtları;

Farklı İklimlerden;