21 Haziran 2012 Perşembe

Gökyüzü de en az benim kadar sıkıntılıydı bu gün...
O biraz içini boşalttı, ben hâlâ doluyum...

Yarım yamalak hatırladığım o tergin rüya mıydı sebebi? Yoksa bitip tükenmek bilmeyen şu aptal belirsizlik mi? Yoksa mezuniyetimizin yaklaşmış olması mı?

Şimdiden "Ben gitmiyorum mezuniyete falan." diyip odama kapanasım var. Ama öyle bir şey olamaz tabii...

İnsanların şen şakrak görünme çabasıyla kendini kaybettiği ortamlardan hiç hoşlanmam. Kendimi daha bir yalnız hissederim. Yine o çember, ve ben dışındayım.

Tabii tüm sıkıntıyı tek bir sebebe yüklemek anlamsız olur. Sanırım küçük birikimlerin bir araya gelişi büyük buhranlar doğuruyor.

Hiçbir şey yapmak gelmiyor içimden. Kitap okuyamıyorum, şiir okuyamıyorum, müzik dinleyemiyorum, insanlarla konuşamıyorum. Tek istediğim her şeyin  bitmesi ve kendi halime bırakılmak.

Bazen düşünüyorum, diyorum ki hayatta her şey boş, her şey boktan. Sonra böyle düşünmenin de salakça olduğuna karar veriyorum çünkü böyle düşününce de yaşamaya devam ediyorum. İnsan cevapsız sorular üretmemeli...

Stephen  King mi söylemişti "Bazen bir şeyi bilmek ihtiyacıyla lanetlenirsin." diye, Süskind mi?
Bir kez bir sınırı geçtiğin zaman hiçbir şey eskisi gibi olmuyor...

Esin dedi ki , düşük IQ'lu insanlar gerçekten genele kıyasla daha mutlu insanlarmış.
Biz hep, her şeyi yanlış anlamlandırdık zaten. O acınası, ortalama zekâ düzeyimizle üstesinden gelemediğimiz sorunların acısını aptalları küçümseyerek çıkardık. Sonra da mutluluğu lekeledik, sanki mutlu olmak suçmuş gibi. Şimdi de onu aptallıkla özdeşleştirdik...
Eğer öyleyse, en arzu edilen ve arzu edildiği itiraf dahi edilemeyen şey aptallıktı...
Ve biz arafta kaldık.
Ne bir seviye yukarıya çıkıp acıyı göğüsleyebildik ne de birkaç basamak aşağıya inmeyi gururumuza yedirebildik. Şikâyet eden, şikâyet eden, şikâyet eden ve şikâyet eden zavallılar olarak kaldık. Biz sorunları dile getirme konusunda dehalarla yarıştık da "çözüm üretmek"ten dem vurulunca aptallaşıp kaldık.

Yine düşününce fark ettim ki çoğu şey basit bir ambalajlama- sunum tekniğiyle ilgili. Dünyada kendinizi nasıl pazarladığınız önemli. Satış tekniklerini iyi bilirseniz, olmak isteğiniz kişi'yi kolayca kabul ettirebilirsiniz. "Olduğum kişiyi kabul etsinler." diyorsanız enerjiniz sizde kalacaktır ama daha yalnız olmayı da göze almak zorundasınız.

Dünyada her şeyi ama her şeyi insanlara kabul ettirebilirsiniz. Aptallık dışında. Aptalları aşağılamayı severler, kendilerini zeki hissettirir. Ama ortalama insan aslında ortalamanın alt seviyelerinde dolaşır- ki bu da onu aptallığı fark etmekten aciz kılar. Demem o ki, aptal olduğunuzu düşünüyorsanız, değilmiş gibi davranın. Emin olun kimse bir şey anlamaz.

İnsanlara kendini beğenmişliği, ukalalığı çok rahat satarsınız. Hele 180 IQ'nuz olduğuna inanmalarını sağlamışsanız... Nefret edilecek özellikleri sevmek konusunda tuhaf ısrarları vardır, böylece kendilerini farklı kıldıklarını düşünürler. "Ukala insanları severim. Çünkü ben de öyleyim."
Böyle bir cümleyle karşılaştığımda içimden verdiğim tepki "Çektir git ordan ahahahaha" şeklindedir, dışarıya yansıttığım minik bir gülümseme olur. Ukala olduğunu idda eden insanlar, birine adres sormaktan dahi acizdir.
Onlar, patavatsızlıklarını sivri dillilik kalkanı arkasına saklamaya çalışırlar ve dikkatli bakmazsanız bunu yutarsınız.

İnsanlar birbirlerini böcek gibi ezmek konusunda anlaşılmaz bir yarış halindedir. İnanın, kaç yaşında olursa olsun karşısınızdaki insanın sizi bozmak için fırsat kolladığını fark etme ihtimaliniz çok yüksektir. Böyle durumlarda ya söylediklerini yutup azıcık egosunu tatmin etmesine meydan vermeniz ya da cevabı yapıştırıp nefretini kazanmanız gibi iki seçeneğiniz vardır. Bence ilkini yapın. Hem mutlu oluyorlar, hem o çaktırmadan (?) yaşanan tatmin insanı çok eğlendiriyor.

Tabii bir de arkadan konuşma meselesi var. "Cessie, bunu yaparsan herkes arkandan böööle böööle diycek!" gibi cümlelere sıklıkla maruz kalırım. Bir aralar böyle şeylere takıyordum, şimdi "Nasılsa asla önümden söylemeye cesaret edemeyecekler, onlara konuşacak bir konu verelim. " diyip çıkıyorum. Bilirsiniz, öyle tipler karşısındakini alçalttıkça yükseldiğini sanır. Başının bulutlara değdiğini düşünsün bırakın. Zaten doğa onun üstesinden er ya da geç gelecek, zahmet etmeye değmez.

"Peki sen sınıfta nasılsın?" diye sordu Esin.
"Sessiz, sakin, sevimli. Sınıfta severler beni." dedim. "Esprili?"
 "Asla espri yapmam."
"Anlamıyorlar mı?"
"Hiç demedim ama umutlu değilim."

Dediğim gibi, kendinizi nasıl sunduğunuz önemlidir. Ben genelde çaba harcamam. Sıkıldığımda okurum. Sürekli sıkıldığımdan sürekli okurum. Bu bana "inek" imajı verir. O nedenle "çalışıp başaramayan" kategorisinde olduğumu düşünen çoktur.

Biraz daha yakından tanıyan "Cessie, biraz çalışsan yapıcan aslında!" demeye başlar. Ah, ama ilk yorum her zaman "Çok farklısın." dır. Haklısınız. Tanrı beni yaratırken marihuana almıştı. ^^

Neyse, oturup dalga geçince moralim biraz düzeldi...
Hatırlatın da bunu sıklıkla yapayım, eğlenceli oluyor. Sonra... evlenme programlarından ve çekirdek çitleterek onları izleyen zavallılardan söz edelim. Bir de Feriha ile Emir'i diline dolamış, sözde elit kesimden...

Bir de, Fight Club'ın içine el birliği ile nasıl sıçtığımızdan.
Bir de profesyonel fotoğraf makinesi tutkusundan söz edelim, o caaanım makinelere dünya kadar para verip dudak büzüştürmüş fotoğrafını çekmekten başka bir işte kullanmayan insandan...

Bir de meziyetmiş gibi "Ben okumayı hiç sevmem..." diye başlayıp zırvalayan insan popülasyonundan...

Bir de Hakan Akkaya'nın sakallarından...

Bir de ortalama insanı ortadan kaldıracak biyolojik kitle imha silahları üzerine ortaya atacağımız muhteşem fikirlerden.

Öpüldünüz.
(Mecazen...)

4 yorum:

  1. ne yazık ki bu dünyada mutsuz aptallar da yok değil cessie; sayıları daha az olmakla belki.

    YanıtlaSil
  2. mezuniyete gittin nabeeer.
    :)

    YanıtlaSil

Bu aralar dinliyorum / aşığım

nasiplenin arkadaşlar :)

926 şarkının sadece 200'ünün gösterilmesi ayıp.

Zevkle Takip Ediyoruz:

Kitapkurtları;

Farklı İklimlerden;