16 Temmuz 2012 Pazartesi

Bir elimde eski bir CD çalar, kucağımda Yumak, Benjamin'in yanına gittim. İçim mi havaya uymuştu hava mı içime bilmiyorum ama ikisi de basık ve bulanıktı. En yoğun hissettiğim şey de yorgunluk...

Şu çalıyordu tekrar,tekrar, tekrar ve tekrar...

Benjamin yere oturmuştu, ben de CD çaları bir kenara bıraktım. Yanına yerleşip sol bacağına dayandım ve Yumak'ı okşamaya başladım... Bir sigara olsa bu dertli tabloyu çok güzel tamamlardı... Ama bana itici gelirdi, itici geldi... Biraz zayıflık olarak adlandırdım insanların buna ihtiyaç duymasını, biraz da saçma buldum. Çocukluğumdan beri değişmeden kalan tek düşüncem sigra kullanmayacağımla ilgili olandı sanırım, ya da büyümeyen taraflarım hâlâ bunu öğütlüyordu bana. Çünkü o sigara içen amcalardan çok çevreci amcalara özeniyordu...

Temsili Yumak
Yumak biraz keyifsiz kımıldandı. Onu yere bıraktım, etrafı koklaya koklaya dolaşmaya başladı. Bıraktığım an pişman oldum, elim boş kalmıştı... Oysa onun yumuşak tüylerini mıncıklamayı seviyordum. "Keşke kar yağsa." diye düşündüm ama yağmadı... Benim kudretim bile -ki onu çoğu kimse hayalgücüm olarak tanımlardı- temmuzda kar yağdırmaya yetmedi.

Bir an kötü kokulu bir düşünce geçti aklımdan. Her şey biterse, o giderse sığınacak bir gezegenim bile olmayacak diye düşündüm. Birini dünyanıza dahil etmeniz anlaşılabilirdi ama onu gezegeninizde ağırlamak, daha ileri gidip gezegeni onun da sahipliğine bırakmak verilen yanlış kararlardan biriydi belki. Duysa kırılırdı diye düşündüm. Tabloyu tamamlayacak bir şey düşündüm, zararsızından... Sonunda hava sıcak olmadığından -yine de basıktı- çay içmeye karar verdim ve ayağa kalktım. Yumak peşime düştü, bir süre takip etti. Eve yaklaştığımı görünce gelmek istemedi.

Mutfağa girince kendime koskoca bir bardak limonata aldım. Çay içmekten ne ara vazgeçmiştim bilmiyorum.
Döndüğümde Benjamin'i kıpırdamamış, beni bekler buldum. Ya da beni beklediğini düşünmek istedim. Eski yerime kuruldum ve limonatamı yudumladım. Yağmuru beklemeye başladım, belki onunla birlikte ağlardım. Yumak'ı tekrar kucağıma almak istedim ama hem pozisyonumu değiştirecek hem de onun keyfini kaçıracak olmak zor geldi, kalkmaya yeltenmedim.

İşte o zaman bir köpeğin yokluğunu iliklerime dek hissettim. "Buraya gel Mürekkep! " diyince koşup kucağıma atlayacak kapkara bir köpeğimiz olsaydı -evet söylemek zor olacaktı ama ismi mürekkep olsun istedim, değilse zeytinden daha yaratıcıydı ve aklıma gelen ilk kelimeydi- hem kucağım boş kalmamış olurdu, hem de kucağımı doldurmak adına çaba harcamak zorunda kalmamış olurdum. Benjamin'e dönerek "Köpek konusunu konuşmalıyız bence." dedim. Bana gülümsedi gibi geldi, yanılıyor olabilirdim.

Sonra "Yağmur yağarsa Benjamin telaşlanıp kulübesine girmeye kalkışır mı acaba?" diye düşündüm. Evet, uzayda file kulübe yapacak kadar kaçıktık, ama bu kışın yağmurda ıslanmasından iyiydi. Kaçık olmayı kabul edebilirdik ama Benjamin'in hastalanmasının vicdani ağırlığını -ki sözünü ettiğimiz 247 kiloluk bir fil- taşıyamazdık. Sonra önce hortumuyla beni dürtükleme nezaketi göstereceğine karar verdim. Gözlerimle Yumak'ı aradım, Fatma ile Görkem'in yavrularının yanında kendi halindeydi. "O zaman o da orada uyusun bu gece." dedim. Tavşanlarda yamyamlık olmadığından emindim.

Biraz sonra da yağmur yağmaya başladı.
Birkaç saniye içinde hızlandı. Hemen yerimden fırlayıp -Benjamin tahmin ettiğim gibi, beni ezmek yerine kalkmamı beklemişti- CD çaları kaptım ve eve doğru koşmaya başladım. Benjamin de kulübesine doğru yollandı. CD çalarımın bozulmasını istemiyordum. Üzerindeki çıkartmalar mühimdi.

Eve gelince pencerenin karşısına geçip yağmuru izledim. Çiçeklere iyi gelip gelmeyeceğini düşündüm. Sonra canım salatalık istedi ama o yağmurda bahçeye dalmaya üşendim. Terliklerimi sürüyerek yatağa gittim. Uyuyamayacağımı bilmeme rağmen denemeye karar verdim. Ve kendimi sonu başından belli olan bir savaşın içine fırlattım. Savaşın yayları popoma battı biraz.

Yastığıma sarılıp hayal kurmaya başladım...
İşte bu sabaha dek sürdürebileceğim bir eylemdi, en iyi olduğum şeydi.
Uyku konusunda yaşadığım malubiyet bu alanda galibiyete dönüşecekti ve kesindi.


4 yorum:

  1. Seviyorum seni okumayı :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Galiba ben de yazmayı seviyorum biraz.
      Biraz ama :D

      Sil
  2. sesiiiii. valla senin gibisi yok. baksana bi mürekkebin olur ki yakında. neden olmasın. belki ankarada belki mezun olunca. istediğin hayal ettiğin herşey olacak ki senin inan bana. senin istediklerin olur.
    :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mürekkebim olsun *.*
      Kapkara olsun ama, ay boncuk boncuk gözleri olsun.
      Engelli olsa da olur, yine severim ki onu ben. Barınaktan alırım, annesi olurum.

      Sil

Bu aralar dinliyorum / aşığım

nasiplenin arkadaşlar :)

926 şarkının sadece 200'ünün gösterilmesi ayıp.

Zevkle Takip Ediyoruz:

Kitapkurtları;

Farklı İklimlerden;