12 Temmuz 2012 Perşembe

Filin Yolculuğu ~ José Saramago

Çeviren: Pınar Savaş
Kapak Tasarımı: Ayşe Nur Ataysoy
Grafik: Senem Kale
Yayın Yılı: 3. Basım / Şubat 2011, İstanbul
Yayın Evi: Turkuvaz Kitap
Sayfa Sayısı: 198

Benjamin ile başladığımız fil öyküsünü otobüste tek başıma bitirdim. José Saramago çok sevdiğim, "Dedem olsa keşke" dediğim yazardır, ondan nasıl güzel bir şey çıkmamış olabilir ki? Saramago duyduğu bir fil öyküsünün peşine düşmüş ve bizlere bu güzel kitabı armağan etmiş.

Filin Yolculuğu Süleyman isimli bir filin Viyana'ya olan yolculuğunu anlatıyor. Burada dikkatimizi Subhro adındaki fil terbiyecisi çekiyor ve onun fil ile ilgili düşünceleri ve hayatla ve insanlarla ilgili düşünceleri. Filin Yolculuğu hem bir Saramagosever hem de filsever olarak beni mest etti.

Okumanız dileğiyle.

ARKA KAPAK:

XVI. yüzyılın ortalarındayız. Portekiz kralı III. Juan filini Avusturya Arşidükü Maximilian'a hediye etmeye karar verir. Süleyman adındaki fil, soylulardan, askerlerden ve bakıcısı yoksul Subhro'dan oluşan büyük bir kafileyle Portekiz'i, Castilla'yı, İtalya'yı, tehlikeli Alpler'i kat ederek Tuna üzerinden Viyana'ya yolculuk etmek zorunda kalır.

Saramago'nun en neşeli hikâyesi olarak nitelenen Filin Yolculuğu işte bu kadar basit ama bir o kadar da renkli. Arşidük Maximilian'ın ayak izlerinin peşinden giden bu anlatı tarihi bir roman değil, gerçek olaylarla kurmacanın müthiş bir bileşimi: Bir filin çevresinde düzenlenen yolculuğu değil de, filin çevresindeki dünyayı nasıl düzenlediğini anlatırken büyük edebiyat yapıtlarında olduğu gibi, gerçek ile kurmacanın ayrılmaz bir bütün olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. Fil Süleyman'ın baş kahraman ve tüm insanlık komedisinin sessiz izleyicisi olduğu bu roman, Saramago'nun alışık olduğumuz metaforlarının, keskin gözlemciliğine eşlik eden acı alay ve incelikli mizah duygusunun yanı sıra, beklenmedik bir şefkat, yumuşaklık ve sevecenlikle de dokunmuş. Nobel Edebiyat Ödüllü yazarın bu son ve keyifli romanı, sıradışı kurgusuyla çarpıcı olduğu kadar da neşeli bir eser.
  • Şairane davranış nedir, diye sordu kral, Bilinmez ki majesteleri, ancak olup bittikten sonra farkına varırız, (sf.15)
  • hayat plan yapanlara güler, sükûnet beklediğimiz yeri şamataya boğar ve bir daha görmeyeceğimizi sandığımız birini aniden karşımıza çıkartır. (sf.27)
  • Geçmiş uçsuz bucaksız, taşlık bir arazidir, kimileri sanki otobandaymış gibi geçip gitmekten hoşlanırken kimileri de sabırla bir taştan ötekine seker, taşı yerden kaldırır çünkü altında ne olduğunu öğrenmek ister. (sf.28)
  • İyi fikirler de kötü fikirler de aynı dertten mustariptirler, demokritosun atomları ya da bir sepetteki kirazlar gibi birbirlerine bağlıdırlar. (sf.34)
  • Zorlu hayat deneyimiz bize insan karakterine pek güvenilmemesi gerektiğini öğretmiştir. (sf.43)
  • Gökkubenin bizim kaygılarımıza ve arzularımıza kayıtsız kaldığı doğru değildir. Gökkubbe bize sürekli işaretler, tavsiyeler gönderir, faydalı öğütlerine kulak asmıyorsak, taraflardan birinin deneyimi, yani ya onunki ya da kendimizinki hafızayı zorlamaya deymeğeceğini göstermiştir de ondan, çünkü hepimizin hafızaso öyle ya da böyle zayıftır. (sf.53)
  • unutmayın, örgütlü bir halk hiçbir zaman yenilmez. (sf.64)
  • köpek hayat kurtarıcı, iz sürücü, dört ayaklı pusuladır. (sf.69)
  • Birbirlerini görmeleri ve aşık olmaları bir anlık bir göz kamaşmasının sonucuydu ve ömürleri boyunca sürecekti. (sf.77)
  • cennetlerin hepsinin aynı olmadığı bilinir, (sf.86)
  • Bana kalırsa bilmemek ve istememek süleymanın beyninde, onu yaşaması için içine attıkları bu dünya hakkında büyük bir soru işareti halinde birbirine karışmış, yine benim fikrimce, bu hepimizin soru işaretidir, bizlerin ve fillerin. (sf.96)
  • Sonu iyi biten her şey iyidir. (sf.110)
  • en iyi derslerimizi basit insanlardan öğrendiğimize kuşku yok, (sf.113)
  • Bizi biz yapan hep kusurlarımız, iyi niteliklerimiz değil. (sf.115)
  • Dost büyük bir sözcük bayım, alt tarafı adını değiştirdikleri bir fil terbiyecisiyim, (sf.121)
  • tekrar her zaman can sıkıcıdır, zarafetten yoksundur, hayal kırıklığına uğratır, içten gelerek yapılmadığı fark edilir ve zaten içtenlik eksikse, her şey eksik demektir. (sf.123)
  • Haritadaki bir santimetrenin gerçek hayatta yirmi kilometreye denk gelmesini kabul etmek kolaydır, ama bizlerin de eşdeğer biçimde boyut indirgemesi işleminin kurbanı olduğumuzu düşünmeyiz, yani, dünya ölçeğinde böylesine küçük olan bizler, haritalarda çok daha miniğiz. (sf.126)
  • burada mükemmelin iyinin düşmanı olduğunu bir kez daha görmekle kalmıyoruz, iyinin ne kadar çabalarsa çabalasın öükemmelin kesip attığı tırnak dahi olamayacağını da görüyoruz. (sf.134)
  • Her zaman söylenegeldiği gibi küçük şeyler büyük etkiler yaratır. (sf.140)
  • İlahi bilgelik başka türlüsünü buyurmuyorsa, evrensel barışa ılaşmanın en iyi koşulu herkesin kendi yerini bilmesi ve orada kalmasıdır. (sf.147)
  • sanırım hiç mucize olmamasından daha kötü bir şey varsa başarısız bir mucizedir, (sf.149)
  • Konuşmakla susmak arasında bir fil her zaman sessizliği tercih eder, hortumu bu nedenle o kadar uzundur, ağaç kütüklerini taşımanın, fil terbiyecisine asansör hizmeti vermenin yanı sıra kontrolsüz gevezeliklere ciddi bir engel teşkil etmek gibi bir avantajı daha vardır. (sf.178)
  • iyi ilişkiler kurmanın ve mutlu mesut yaşayıp gitmenin yolunun başkalarının hislerine saygı göstermekten geçtiğini bir kez daha gösterdi. (sf.178)
  • Geçit hakkında çok şey anlatılıyordu ve hepsi doğru olamazdı ama insanoğlu böyledi, bir yağda yumuşatma sürecinin ardından fil kılının saç çıkaracağına inandığı kadar, dağ geçitleri de dahil hayatın yollarında ona rehberlik edecek biricik bir ışığı içinde taşıdığına da inanır. (sf.182/ 183)
  • Çoktan öğrenmiş olmamız gerektiği gibi insan ruhunun en doğru, en eksiksiz temsili bir labirenttir. (sf.184)
  • Bir manzarayı sözcüklerle betimlemenin mümkün olmadığı gerçeğini tüm zalimliğiyle kabul etmemiz gerekir. (sf.185)
  • Gerçekliğe en büyük saygısızlık, kendisi, yani gerçekliktir, ne olursa olsun bir manzarayı tasvir etme gibi yararsız bir işe kalkıştığımızda edilen saygısızlıktır çünkü bunu kendimize ait olmayan, hiçbir zaman bize ait olmamuş sözcüklerle yapmamız gerekir, bizim kullanma sıramız gelene kadar milyonlarca sayfada ve ağızda dolaşmış, böyle elden ele geçmekten ve hepsinde yaşamsal özünün birazını bırakmaktan yorgun, tükenmiş sözcükler. (sf.186)
  • Herkes elinden geleni yapsa dünya kesinlikle daha iyi bir yer olurdu, (sf.195)

4 yorum:

  1. tekrar her zaman can sıkıcıdır, zarafetten yoksundur, hayal kırıklığına uğratır, içten gelerek yapılmadığı fark edilir ve zaten içtenlik eksikse, her şey eksik demektir. (sf.123)


    Hemen okumalıyım, harika gözüküyor

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Saramago muhteşemdir...
      Manevi dedem <3 En azından ben öyle olduğunu düşünmeyi seviyorum *.*

      Sil
  2. okumadım henüz.
    hatta kitapçılarda görüyorum, hatta dedim ki dur okuyup sesiden önce yazayım sona vazgeçtim.
    :)
    benim dedem de tolstoy.
    :)
    fotosu var duvarda hep konuşurum onunla bir de çehovla.
    :)

    YanıtlaSil
  3. Ahahaha :D

    Ben daha önce davrandım nabeer? ^.^

    YanıtlaSil

Bu aralar dinliyorum / aşığım

nasiplenin arkadaşlar :)

926 şarkının sadece 200'ünün gösterilmesi ayıp.

Zevkle Takip Ediyoruz:

Kitapkurtları;

Farklı İklimlerden;