4 Temmuz 2012 Çarşamba

Galiba...

Michael Parkes
Galiba iletişim dünyayı ayakta tutan şeylerden... Kopunca dünya duruyor, gözler doluyor, insanın göğsüne koskocaman bir ağırlık oturuyor ve nefes almasına izin vermiyor. Evet, bunlar sıklıkla oluyor, sonra bir bakıyoruz hepsi boşunaymış. Gülüyoruz. Aslında ağlamak gerek...

Telepatiyle anlaşabilsek diyorum bazen... Bazen kendimi o kadar anlatamıyorum ki, anlatamayışım bile yanlış anlaşılıyor, üzülüyorum. Aklımdan geçenleri dile getirebilsem, zamanı ve yeriyken ve istediğim gibi, her şey başka olacak biliyorum... Biliyor muyum?

Güzel gidiyordu ya, yazının akışını bozmayayım dedim...

Ben bir zamanlar çok anlatırdım, çok açıklardım. Konuşurdum, ne hissettiğimi söylerdim, ne düşündüğümü. Çoğu zaman ilgisizlik duvarına çarpıp parçalandılar. Sonra vazgeçtim...

Şimdi çok anlamsız her şey, çok boş...
Bazen ne yaparsanız yapın katı suratlarla / katı kalplerle karşı karşıya kalıyorsunuz. Kırılıyorsunuz.

Şimdi ben fırsat vermeye bile üşeniyorum, deneyemeyecek kadar yorgunum...
"Beni anlatmaya değer bulmuyorsun." diyor, buluyorum! Anlatmaya değer buluyorum, anlatmayı çok istiyorum ama ya anlatamama korkusu? Ya yanlış anlaşılma ihtimali? Ya ilgisizlikle karşılaşma ihtimali? Ya bezgin bakışlara eşlik eden iki kelimeyle karşılaşırsam : "ÇOK ABARTIYORSUN." Ya bazen abartmaya ihtiyaç duyduğumu anlamazsa? Ve ya ben...


Cesaret hep aptallıktan geliyor. Düşündükçe korkuyorum, yalnızlaşıyorum. Üstelik şöyle durup bakınca bunun da bir sorun olduğunu görüyorum, kişiliğimi kurcalıyorum, altında yatan sebeplere bakıyorum...

Geçenlerde annemle parkın içinden geçerken o insan kalabalığı ruhumu bunalttı. Ya "gerçekten bir şeyler yaşadığımda" ne olacak? Şimdi bu kadar dokunulmamış ve acıyı tatmamışken böyleyim. Ya çok sevdiğim birini kaybedersem ne olacağım? Ya insanların çirkin yüzlerine daha fazla tanık olursam? Başıma gelecek trajik bir olaya ne tepki veririm kestiremiyorum ve bu bile beni korkutuyor. Bu konuyu da Esin'e açmalıyım belki... Belki...


Korkuyorum.
Korkuyorum.
Korkuyorum.

Eskiden bunu itiraf etmeyi de gururuma yediremez, korkmuyormuş gibi yapardım. Ölümden korkmuyormuş gibi, başarısızlıktan korkmuyormuş gibi, yalnızlıktan korkmuyormuş gibi, kalabalıktan korkmuyormuş gibi... Şimdi onu bile yap(a)mıyorum... Bu dürüstlük kisvesi altına saklanmış bir zayıflık mı, bir şeyler mi kaybettim, geçen zaman beni korkak biri mi yaptı bilmiyorum... Belki gerçekten zırhımı bir yerlerde bir şekilde indirme ihtiyacı duydum belki de bu, ardına daha büyük şeyleri sakladığım bir başka zırh, bilmiyorum. Gerçekten bilmiyorum.


Bazen insanlar kendini tanımaktan söz ediyorlar. İnsan kendini nasıl tanıyabilir ki? İnsanın kendini tam anlamıyla tanıyabilmesi için pek çok olayı pek çok değişik kombinasyon ile yaşayıp buna verdiği tepkileri değerlendirebilmiş olması gerekir.

Daha açık olacaksa şöyle anlatayım. A, B ve C olaylarını yaşamış olmalı diyelim. Önce A'yı, sonra B ve C'yi yaşamalı, sonra bunların sıraları değişmeli vs vs... Tüm olasılıkları eleyip son halimize baktığımızda ancak gerçek benliğimizi görmez miyiz? Çünkü hayat her an kişiliğimizi şekillendirmek adına bazı adımlar atmaya zorlamıyor mu bizi? Nasıl emin olabiliriz? Bu gün karşı çıktığımızı yarın kabullenmeyeceğimizi nereden bilebiliriz? O kadar çok olasılık var ki, ihtimalleri ve bunlar ışığında verebileceğimiz tepkileri düşünüp yorumlamaya çalışmak bile bir ömre mal olabilir ve bu işlemi yapıyor olmak alnımıza deli damgasının yapıştırılmasına neden olabilir. Ya da-

En iyisi müzik dinleyelim...





Time, is going by, so much faster than I,
And I'm starting to regret not spending all of it with you.
Now I'm, wondering why, I've kept this bottled inside,
So I'm starting to regret not telling all of it to you.
So if I haven't yet, I've gotta let you know...



You never gonna be alone!
From this moment on, if you ever feel like letting go,
I won't let you fall...
You never gonna be alone!
I'll hold you 'til the hurt is gone.



And now, as long as I can, I'm holding on with both hands,
'Cause forever I believe that there's nothing I could need but you,
So if I haven't yet, I've gotta let you know...

You've gotta live every single day,
Like it's the only one, what if tomorrow never comes?
Don't let it slip away,
Could be our only one, you know it's only just begun.
Every single day,
Maybe our only one, what if tomorrow never comes?
Tomorrow never comes...


Time, is going by, so much faster than I,
And I'm starting to regret not telling all of it to you.


You never gonna be alone!
From this moment on, if you ever feel like letting go,
I won't let you fall.
When all hope is gone, I know that you can carry on.
We're gonna see the world on,
I'll hold you 'til the hurt is gone.


I'm gonna be there all along the way
I won't be missing one more day
I'm gonna be there all along the way
I won't be missing one more day

14 yorum:

  1. Haklısın cahil her dem cesurdur...düşünmez sonu nereye varır..:))
    Ama empati güzel de, telepatik anlaşma durumumuz olsaydı inan senin gibi güzel yazılar yazmaya uğraşmazdı insanlar kısacası edebiyatta olmazdı...
    Bence bu tür çabalara değer her şey tadında ve ayarında...böyle güzel ki..:))
    ben bu yazını çok sevdim..:))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gerçekten de! Edebiyat olmazdı o zaman, hiç böyle düşünmemiştim! Hatta sanat olmazdı!
      O zaman Baldwin Amcacığımla ve baykuşların efendisi Saramago'cuğumla asla tanışmazdım!
      Korkunç!

      Sil
    2. BAK NE GÜZEL!Bakış açını değiştirdiğinde işin rengi nasılda değişiyor öyle değil mi?Edebiyat,sanat anlatamadıklarımız ve anlatmak istediklerimizden oluşmuyor mu zaten?..:))
      Bak şimdi Baldwin amcan ve diğerleri de olmayacaktı yaşamında..;))

      Sil
    3. Evet...
      Bu bakış açısını sağladığınız için size de teşekkür etmeliyim. :)

      Sil
  2. biraz düşünmeyebilsen.
    :)
    müzik güzel.
    :)

    blogda beni anlatmıyorsun diyen mi var acaba arkadaşlarından.
    :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Deep, bile isteye düşünmüyorum ki.
      Fark edersem hemen son veriyorum zaten :D

      Sil
  3. dün telimi evde unutum dünya durdu sanki ya:)

    Görüşmek üzere
    http://www.bakbuharika.blogspot.com
    http://www.facebook.com/harikadekorasyon

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim, uğrayacağım. :)

      Sil
  4. ah cessie, koca bir ah çektim yazdıklarının ardından. bunları düşünen bir tek ben değilmişim dedim. diyorsun ya "Ben bir zamanlar çok anlatırdım, çok açıklardım. Konuşurdum, ne hissettiğimi söylerdim, ne düşündüğümü. Çoğu zaman ilgisizlik duvarına çarpıp parçalandılar. Sonra vazgeçtim." karşındakinden daha fazla şey beklersen kırılırsın ki. senin dinlediğin gibi seni dinlemesini, anlamasını ya da... her neysse işte. zor, inan zor. kendini anlatmak - kendini anlatmayı beceremeyen ben için- çok zor. o yüzden fazlasıyla özenirim kendini dolaysız anlatabilen insanlara. bu bir lütufmuş gibi gelir bana.

    o korkuyu öyle iyi biliyorum ki. bazen sırf bunun için ağladığım oluyor. bir şey yaşamamışken bu korkumuz varsa ya ruhumuzu kırıp geçiren bir şey yaşadığımızda? ne olacak, nasıl hareket edeceğiz? düşünmesi bile acı verici.

    uzun ve olumsuz bir yorum mu oldu ne :)
    ama bu yazında o kadar çok şeyi yakın buldum ki kendime, uzun oldu biraz :) bunları düşündüğümde "hayat" diyorum. "akışına bırakmak gerek." uyguladığımda çok mutlu olucam. inşallah sen de öyle olursun. evet, yorum bitti, sonunda :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çalıkuşu, Deep hep birbirimize benzediğimizi söylüyor, belki de haklıdır...

      Bunları senin de hissediyor oluşun beni üzdü, biraz da seninkine benzer "başkaları da varmış" düşüncesi ile rahatlattı. Ben de senin gibi düşünüyorum. Tyler Durden değimiyle "Bırak her şey düşeceği yere düşsün!" diyorum ve bazı şeylerin ortasına atlayıveriyorum... Bu tedirginlik hep böyle sürüp gidecek mi yoksa bir kırılma noktası var mı onu hiç bilmiyorum işte...

      Sil
    2. belki de ..
      :)

      sanırım yaşamadan bilemeyeceğiz cessie, seni karamsarlığa sürüklemek en son isteyeceğim şey. bir kırılma noktası vardır belki, tedirginliğin son bulacağı ne bileyim rahatlayacağımız bir an. ama hayat bu. karşımıza ne çıkacağı belli değil ki. tepkilerimizi bilemeyiz. yaşla ilgisi olduğunu düşünürdüm bazen, yaş ilerledikçe insan olgunlaşır, ne bileyim daha güçlü olur hayat karşısında ya da vereceği tepkileri kestirir. insanları tanır belki, hayal kırıklıkları azalır. bilmiyorum ki daha dayanıklı olur muyuz zamanla? keşke bilsem..

      ilk kürk mantolu madonna kitabıma yorum yapmıştın, hatırlamıyorsundur. sen de okumuşsun. orda bir bölüm vardı, bunları yazarken aklıma geldi. bilmiyorum, her şeye hazırlıklı olacağımız bir zaman gelir mi?

      “Bütün teessürlerimiz , inkisarlarımız, hiddetlerimiz, karşımıza çıkan hadiselerin anlaşılmadık, beklenmedik taraflarınadır. Her şeye hazır bulunan ve kimden ne gelebileceğini bilen bir insanı sarsmak mümkün müdür?"

      mevzu derin, yorum uzun oldu gene haliyle :)

      Sil
    3. Evet, yorum yaptığımı hatırlıyorum ama ilk ona mı yorum yapmıştım bilmiyorum.

      Haklısın mevzu derin... Sanırım bekleyip göreceğiz, başka seçeneğimiz yok. :)

      Sil

Bu aralar dinliyorum / aşığım

nasiplenin arkadaşlar :)

926 şarkının sadece 200'ünün gösterilmesi ayıp.

Zevkle Takip Ediyoruz:

Kitapkurtları;

Farklı İklimlerden;