28 Temmuz 2012 Cumartesi

melankoli canavarı

nereden aldığımı hatırlamıyorum O:)
Son günlerde içimdeki melankoli canavarıyla savaşıyorum... Yine bi' duygusalım, tuhafım. En küçük şeye doluveriyor gözlerim...

Dün Esin'e gittim. Fillerden ve kitaplardan söz ettik. Ben anlattım, o güldü. Tenke'yi anlattım, hasta olduğunu söyledim. Ve koyduğum teşhis üzerine babamın ilaç aldığını... Şimdi daha iyi olduğunu...

Bana "Sen biyoloji okuduktan sonra hayvanlar üzerine bir alanda uzmanlaşacaksın galiba." dedi. "Neden olmasın?" diye yanıtladım. "Hayvanları çok seviyorum. Muhteşemler!" 

Atıl Hoca ise embriyolojiye yönelebileceğimi düşünmüştü. Bu fikri de heyecanla ve istekle karşılamıştım. Sanırım bunlar isabetli bir karar aldığımın minik kanıtları. *.*

Kaplan Savaşçı'dan sonra, su gibi akan bir kitaba hasrettim ve bu hasreti Dört Mevsim dindirdi. Kitabın yarısına geldim, diğer yarısı da bu gün yarın bitecek gibi görünüyor.
Görsel:Tumblr
Kitaptan söz edip etmemek konusunda kararsızdım. Ancak söz edebileceğime karar verdim ve işte başlıyorum:

Dört Mevsim Laurel Corona'nın kaleminden çıkmış bir piyasa romanı,diğer bir deyişle şu "pembe kitap"lardan. Zaman 17. yüzyıl, mekân Venedik. Kitabımızın ana kahramanları iki kız kardeş; Chiaretta ve Maddalena. Ve bu iki kız kardeşle yolu kesişen Antonio Vivaldi...

Vivaldi, kardeşinin aksine içine kapanık ve sessiz bir kız olan, kemana tam anlamıyla aşık Maddalena'ya aşık oluyor. Fakat Vivaldi yeminli bir peder olduğu için Maddalena ile pembe panjurlu bir evlerinin olması, boy boy çocuk yapmaları ve bununla bir futbol takımı kurmaları mümkün değil... Şimdilik Maddalena ve Vivaldi birbirlerinden uzak durmaya ve duygularını kontrol altında tutmaya çalışarak kendilerini işlerine adamış durumdalar. Bakalım ilerileyen sayfalar -ve kendimizi hikâyeye kaptırdığımızı iddia ediyorsak zaman- onlar için ne gösterecek.

Bu arada Chiaretta Venedik'in önemli Aristokrat ailelerinden birinin oğluyla evlenerek kendi yolunu çiziyor. Bu evlilik benim için öyle yabancı ve anlaşılmaz ki...

 Görsel: Francois Gerome
O zamanlar hiçbir şey şu an düşündüğümüz gibi değil... Bir yetimhanede kalıyorsun ve kendini bir sınıfa dahil ettirmek zorundasın. Ya üzerine çalışılmaya değer bir yeteneğin olduğunu kanıtlayacaksın -bu mükemmel şarkı söylemek veya bir enstrüman üzerine uzmanlaşacak yetenek veya sabıra sahip olmak olabilir- ya da ömrünü nakış işleyerek geçireceksin. Ki burada kullanılan "ömür" kelimesi yanlış aslında. Bahsi geçen "ömür" 13-15 yıl ile sınırlı. Kadınlığa adım atmışsanız (regl şeysi yani) ve hâlâ bir yetenek sergileyememişseniz manastıra gönderiliyorsunuz. Eğer bir yeteneğiniz varsa eğitiminiz sürüyor...

Sonra bir bakıyorsunuz, verilen konserlerin birine katılan soylu bir bey sizi beğenivermiş ve kendisine eş olarak uygun görmüş. Ama siz bundan haberdar değilsiniz henüz. Bu adamın varlığı hakkında dahi bilgi sahibi olabilmeniz için beyefendinin geçmesi gereken sınavlar var. İlki, kurumun kendisi hakkında vereceği kararın olumlu olmasını sağlamak. Adamın sağlam pabuç olmadığını düşünüyorlarsa sizinle tanıştırma hatta size haber verme zahmetine bile girmiyorlar. İkincisi, sizinle evleneceğine göre artık konserlere katılamayacak oluşunuzun kuruma getireceği maddi zararı karşılamak. Damat adayı için en önemli hususlardan biri de aristokrat sınıfın ona uygun bir eş olduğunuza oy birliği ile karar vermesi. Yoksa evliliğiniz kabul görmez ve çocuklarınız toplum tarafından tanınmaz. İyi bir yerlere gelmeleri imkansızdır o zaman.

Tüm bu şartlar sağlanınca size söz ediyorlar bu adamdan. Daha tanımadan, görmeden karar veriyorsunuz. Cevabınız "Evet" ise bir nişanlılık süresinden sonra evleniveriyorsunuz... Yani adamı evlendikten sonra tanıyorsunuz, her şey olup bittikten ve geri dönüşünüz kalmadıktan sonra!

Düşünsenize bir, ne kadar korkunç! Hiç tanımadığın bir adamla aynı evdesin, aynı yataktasın o.O' Neyse ki Chiaretta için işler bu kadar zor olmadı, kocasını sevdi o...

nereden aldığımı hatırlamıyorum O:)
Ama sanırım o dönemde yaşıyor olsam -gerçi zaman dilimi tutuyor mu bilmiyorum ama- erkek kılığına girip korsanlık yapardım! Böylesi bile bu paldır küldür evlilikten daha güvenli olurdu.

En azından seni bekleyenin bolca rom, tuzlu su, çalkantılı deniz, kötü kokan tayfalar, macera ve tehlike olduğunu biliyorsun. Eh, az çok fikir sahibisin. Ama evlilik?! Çocuklarınız?! Adamın kalıtsal mirası?!

Hatta günümüzde bile çok riskli. Belki evladımın opera sanatçısı olmasını istiyorum ama evleneceğim adamda kulak namına bir şeyin zerresi yok. E bende zaten yok. Nasıl opera sanatçısı olacak o zaman benim minik bebeğim?!

Gerçi annelerin kendi hayallerine göre çocukları şekillendirmeye çalışmasını da doğru bulmuyorum. Böyle bir durumda kararı ona bırakırdım ben, hangi işi yapmak istiyorsa onu yapsın. Mesela ben SİRK FOTOĞRAFÇISI olmak istiyorum ama peheeeey, kimin umurunda. -.-

Bu gün annem yemeği bana yaptırdı. Tabii başımda durdu ve neyi nasıl yapmam gerektiğini söyledi. Patates yemeği yaptık. Fekat zeytinyağının kokukusu o kadar içime işledi ki hâlâ tadını alıyorum -.-

Sanırım söyleyeceklerim bu kadar.
İyi iftarlar *.*

(PS: Burada Cessie, iftara kadar yeni bir yazı yazmayacağını varsaymaktadır.)

6 yorum:

  1. :)
    aman ay pek duygusalmış pek sevimliymiş de, filler ve kitaplar hihi, utanma utanma sen de popüler roman okuyabilirsin :), senin neyin eksik ki hihihi, zeytin yağı missss, senin de bilmediğin yok, zaten deftere yazmışsındır, mantı gibi, e bunu da yaz, zaten dekorasyon blogu da oldun hoşa giden mekanlar, şimdi de yemek biloku ol, :)))

    bi de o zaman gece sirkini kaçırma bak, yazmıştım ya, çok heyecanlı.
    :)

    zaten çooook yavaşladın bikaç gündür yazmakta.
    :)))

    YanıtlaSil
  2. aklında olsun, kök hücre, biyo genetik, biyo teknoloji.
    :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Olsun, yazdım aklımın bi' köşesine :D

      Sil
  3. Utanmıyorum Deep, bu benim de hakkım :D
    Evet, her şeyi yazıyorum, her şeye burnumu sokuyorum :D İçimdeki canavara da bir dur demem gerek sanırım.

    Gece Sirki. Tamamdır, kaçırmam.

    YanıtlaSil
  4. ha haaaaa içinde canavar filan yok ki.
    senin hissettiklerin yaşantından çevrenden biraz ileride.
    ondan kendine sığmıyorsun ki.
    üniversitede biraz sakinleşirsin.
    :)
    biyoloji, doğa sana müthiş terapi olacak.
    :)
    ya işte genetik, bio teknoloji filan seç ya da su biyolojisi, suyla denizle ilgin olsun.
    bak bi kitap yazdım yaz, plaj evi, orda bi biyolog, doğa bilimcisi var. ve carettalar. okmu o kitabı. şaşıp kalırsın carettaların ve doğanın serüvenine.
    :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Su, deniz, caretta mı?! Oha okurum ki ben o kitabı! *.*
      Ben de suyla,denizle, karettalarla iç içe olmak istiyorum *.* bi de flamingolarla ve penguenlerle *.*

      Sil

Bu aralar dinliyorum / aşığım

nasiplenin arkadaşlar :)

926 şarkının sadece 200'ünün gösterilmesi ayıp.

Zevkle Takip Ediyoruz:

Kitapkurtları;

Farklı İklimlerden;