25 Ekim 2012 Perşembe

Insanlar by Kurban on Grooveshark
insanın "nasılsın?" sorusuyla karşılaşmaması bazen iyi olabiliyormuş. oysa ben karşıdakini umursamayanlara hep kızardım. nezaketen de olsa bir soru, samimi olmayan bir cevap her zaman ama her zaman iletişimin olmazsa olmazı gibi gelirdi... oysa bu kurala kendim de uymazdım pek. dün gece pat diye "ben panik oldum!" diyip düşündüklerimin milyonda birini dile getirdiğim gibi, hiç tanımadığım birine... "bunlar hiç beni yatıştırmaya yönelik şeyler değil" dedim bir de, sanki karşıdaki insanın böyle bir yükümlülüğü varmış veya bu onu az ya da çok ilgilendirirmiş gibi... bana söylense içtenlikle yardımcı olmaya çalışırım diye belki, son derece rahat sarfedebiliyorum böyle cümleleri... bir gün biri çıkacak çok fena tersleyecek, ondan korkuyorum.

"seni yatıştırmaya çalışmıyorum ki!"
"evet. o yüzden X(diyelim)'e yazmalıydım. ama o geri zekalıydı -.-" 


dün buna inandım ben. dün buna tam anlamıyla ikna oldum. dün esin'e de sordum hatta "iyi de o zaman delirmiyorlar mı?". "delirmezler. sadece daha köşeye sıkışmış hissederler, daha kaygılı hissederler. bu öyle bir ortam için normaldir."  bence bizim sözünü ettiğimiz ortam için "delirmek" normaldir.

dün ben, uzun süreden sonra ilk kez, "yaşamımı delirmeden tamamlayabilecek miyim?" diye düşündüm. hem de distopya okumadığım halde... çünkü ben dün, ısrarla uzak durmaya çalıştığım yazılardan birini okudum. dün ülkenin / dünyanın nereye gittiği üzerine düşündüm. dün insanların ne olduğunu ve ne yapmaya çalıştığını sorguladım...

Dün (ona da Y diyelim hadi) Y bana soruyor:

"sahteliğin bir parçası olmak daha mı akıllıca
 ya da daha mı makul?"

"evet" diyorum. "öyle olmasa bunca insan bunu seçmezdi."
"insanlar bunu seçmiyor ki
  bunun tam ortasına doğuyor
  ve sahte olduğunu fark etmiyorlar bile."


durup düşünüyorum. bunca insan bunun ortasına doğup sahte olduğunu bile fark etmiyorsa ben niye ediyorum. ya da ediyor muyum? ben kimim ki kimselerin fark etmediğini fark ediyorum? ben kimim ki kimselerin fark etmediğini fark ettiğimi iddia ediyorum?

"şu an hipnoz etkisindeki milyarlarca insandan farklısın" diyor. olmadığıma eminim. ama göğsümü sıkıştıran bir şeyler olduğunu da biliyorum. "her insan bu tepkileri verir" demişti esin. "vermiyorsa ya akıl sağlığı yerinde değildir, ya IQ'su düşüktür." 

"bir süre sonra panik hissi geçiyordur o zaman" diyorum. geçtiğini söylüyor. "bir süre sonra umursamamaya başlıyorsun" diyor. "insanların başına kötü şeyler geliyor, 'salak' diyorsun. salak olmasaydı böyle olmazdı." içimde bir yerler böyle olduğunu biliyor.

biz böyle konuşurken bir yandan da X bir konuşma başlatmış ama devamını getirmemiş. ekranın sağ alt köşesinde onun ismini görmek de bir huzursuzluk nedeni. konuşma ya sürsün, ya sonlansın istiyorum. kimseyi başımdan def edemediğimden konuşmayı sürdürmeye çalışma yoluna gidiyorum, cevap alamıyorum... uykusu geldiğini söylüyor. "eğer sıkıcı olduğumu söylemeye çalışıyorsan benimle bir konuşma başlatamayan/ sürdüremeyen sensin, hatırlatayım da" diye yapıştırıyorum. sonra biraz şaşırıyorum, kendimden X'e karşı daha ılımlı olmayı beklerdim. ama değilim. umursamaz mıyım? umursamazım. çünkü o esnada Y ile daha önemli şeyler konuşuyoruz...


Y diyor ki
"bir yanlışı doğruya çeviremeyebilirsin
 ama onun yanlış olduğunu anlamak ve dile getirmek
 seni diğerlerinden üstün kılar
 diğerleri bunun tam tersini düşünüyor olsa da."


ben diğerlerinden üstün olmak istemediğimi düşünüyorum. ben sadece herkesle birlikte, kalabalık içinde, toplum içinde eriyip gitmek istiyorum. yani ne okuduğum yazıdaki gibi "ben artık kendimi bu topluma ait hisset/d(e)miyorum" diyeyim ne de bunu dile getirmeden düşüneyim...

biz Y ile bunları konuşurken X'in canının sıkıldığını beşinci kez falan öğreniyorum. X benim çocukluk arkadaşım. aslında X'i hiç tanımıyorum. onun çocukluğunu tanıyorum ben. sonra hayretle ve üzülerek fark ediyorum ki X, tanımak isteyeceğim bir insan değil... büyürken değişmiş o. benim aşamadığım bir çizgiyi kuvvetle muhtemel aşmış. kafamın bir köşesine önyargılı davranmamam gerektiğini not ediyorum. X ile iletişim kurmayı deneyeceğim.

Y ile dawkins'i konuşuyoruz X ile neden o okula gittiğini. X istediğin yerin gelmediğini, o şehirde okumak için de o bölümü yazdığını söylüyor. ben "küçükken X böyle değildi galiba" diye düşünüyorum. benim tanıdığım X istediği şeyi elde ederdi.


X kendisini aramamı istiyor, ben buna yanaşmıyorum. "avea isen olabilir" diyorum, avea olmadığını söylüyor. "kısmet" diyorum. "ara lan işte" diyor, "sıkılıyorum".anlam veremiyorum. sıkılması beni neden ilgilendirsin ki diyorum. bunu nasıl düşünüyor? yani bana nasıl bu kadar rahat, "sıkılıyorum, ara" diyebiliyor. oysa o beni tanımıyor. benim küçüklüğümü tanıyor. hem ben büyürken onun geçtiği o sınırı geçemedim. çizginin öteki tarafında kaldım.

"X ile herhangi bir şey konuşabilir miyim?" diye düşünüyorum. yani biz iletişim kurabilir miyiz? o beni anlar mı? sanmıyorum. ihtimal vermiyorum.biriyle konuşmaya ihtiyacım var oysa. Y ile konuşmak biraz rahatlattıysa da içimde hâlâ bir şeyler duruyor. X'ten başka kimse yok o saatte uyanık olan. herkesin poposunda pireler uçuşuyor. bir yandan da "ayıp ediyor muyum" diye düşünüyorum. ben "ayıp etmemek" üzerine programlanmış ve yetiştirilmiş bir bireyim. "ayıp etmemek" adına gerekirse insanların ağzıma sıçmasına seyirci kalabilirim.

yine de o his, o anlaşılamama, anlatamama ve ciddiye alınmama korkusu bir kez daha "hiç yoktan iyidir" mantığını ezip geçmeme ve "ya hep ya hiç" şeklinde düşünmeme neden oluyor. "baksana" diyorum kendime "ne kadar salak, ne aptal bir insan olmuş o." ya da ben ne kadar kibirliyim. "boş bir çaba olacak, yeni bir yorgunluk.hem şu an ben bunu istemiyorum ki. ben daha anlatmadan beni anlayacak birine ihtiyaç duyuyorum şu an. nefes tüketip sonuçsuz kalacak bir uğraşa değil." 

çıkacağını söylüyor, numarasının bende olup olmadığını soruyor.
olduğunu söylüyorum. "ara" diyor, çıkıyor.
birkaç şarkı sonra ben de çıkıyorum.
telefonu elimde evirip çeviriyorum. çünkü X olmayan birinden mesaj beklemekteyim. sonra bir köşeye atıp uyuyorum.

huzursuz olmuyorum.
umursamıyorum.
üzerine düşünmüyorum.

uyuyuveriyorum.


 


6 yorum:

  1. iyiymiş sonunda uyumana sevindim.
    ah biraz az düşünebilsen sahiden ama bak ankara iyi gelmeye başladı bile sana. bir de spor, sanat, dernekler, kulüpler olunca uzaklaşcan kendinden, daha iyi olcak.
    :)
    bi de mesaj işi çıktı bakalımlım.
    :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. kendimle olmak bana gerçekten iyi gelmiyor galiba Deep, haklı olabilirsin.
      mesaj,ivet. belki bi gün o konuda da bir şeyler anlatabileceğim. umarım.

      Sil
  2. uyku çözüm gibidir :)

    buna yorum yapmak değil de, seninle konuşmak istemiştim. Konuştum da :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Seninle konuşmak bana iyi geliyor, biliyorsun :D

      Sil
  3. En iyisini yapıyorsun... Uyumak bazen tek çözümdür.

    Cevapsız sorular: Biz neyiz? Yok biz değil de ben neyim? Yaşıyor muyum? Doğru şeylerimi yapıyorum? Ben o insandan farklı düşünüyorum acaba neden? ...

    Uzar gider bu böyle. Çok düşününce de insan sarhoş gibi oluyor. Ben gece çok düşünmekten uyumayı beceremeyen bir insanım. İç sesim hep konuşur. Hatta hiç susmaz. Bazen kendi içimdeki bana "Yeter İpek! Sus artık!" diye bağırdığımı bilirim. İşte tüm bu karmaşadan ve gürültüden sonra uyumak dinlendirir insanı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. aslında ben kaçmak için uyumamıştım, uykum geldiği için uyumuştum. ama o duyguyu da biliyorum. bazen benim beynim de öyle çok konuşur ki onu duymaktan yorulurum.

      Sil

Bu aralar dinliyorum / aşığım

nasiplenin arkadaşlar :)

926 şarkının sadece 200'ünün gösterilmesi ayıp.

Zevkle Takip Ediyoruz:

Kitapkurtları;

Farklı İklimlerden;