5 Şubat 2013 Salı

Çilek Tadında Mim ^^

Çilek Tadında beni mimlemiş. Kim ne derse desin, ben mim doldurmayı seviyorum arkadaş! Öncelikle İpekTo'ya teşekkür ediyorum. Ve şu şarkı eşliğinde mimi doldurmaya başlıyorum köftenaz ve köftecanlar.

Çocukluk çağınızda en büyük hayaliniz neydi?


Bilmiyorum.
Çocukken o kadar çok hayal kurdum ve hepsi o kadar büyüktü ki.
19 yaşında bir kızım ve kendime ait bir gezegenin hayalini kuruyorum hâlâ.
Böyle birinden böyle bir seçim yapmasını isteyemezsiniz.
Ben çocukken, sabahları aşağıya balkondan atlayarak inip herkesin ağzını açık bırakan bir kedi kız olmayı da hayal ettim, belinde kılıçla dolaşan bir amazon olmayı da.
Mesleki anlamda sorulduysa bu soru, ona cevap vermek daha zor. 
Kimi zaman beyin cerrahı olmak istedim, kimi zaman genetik mühendisi, kimi zaman "gizli ajan." 
Imm bilmiyorum. 
Hepsini yan yana getirip bir ölçüm yapamıyorum.

En sevmediğiniz insan tipi nasıldır?


Şöyle ki, nefret kötü bir şeydir evet.
Biz insanlar, bu tavşanlar gibi odaklanarak bir nefret ve öfke bulutu oluşturmamalıyız, biliyorum.
Ama bazen nefret etmemenin imkansız olduğunu da siz biliyorsunuz.
Şimdi size en nefret ettiğim insan tipini anlatıyorum, tiplerini ya da.
İlk olarak, fütursuzca birilerinin hayatına girip, o hayattan çıkarken büyük tahribatlar yaratan, bu da yetmezmiş gibi def olup gitmeyi bile beceremeyen, ne var ne yok, ne az ne çok, kendini herkesin akıllısı olan ama "zavallı" dan başka bir sıfatla nitelenemeyecek insanlardan nefret ederim.
Onlar zannederler ki her şeyi ben biliyorum.
Sanırlar ki karşılarındaki aptal ve asıl niyetlerini anlayamıyor.
Küçücük planlar yapıp, kendilerince onları uygularlar.
Siz de izleyip gülümsersiniz.
Bunu dahi fark edemezler, çünkü zavallıdırlar.
Acizdirler.
Hayat karşısında böyle küçük, ucuz oyunlardan başka bir dayanakları, bunun dışında bir savaşma yöntemleri yoktur.
Bir de bir bok biliyormuş gibi davranıp hiçbir halttan anlamayan aptallardan.
Hani böyle ortalıkta "ben ben ben" diye dolaşırlar ama aslında hiçbir şey değillerdir.
Her konuda sidik yarıştırırlar.
Her konuda üstün olduklarını göstermek isterler.
Bu insanlar, gerçekte kendilerini satmaya çalıştıkları gibi olsalar onları severim.
Çünkü ben zeki, yetenekli, ukala ve kibirli insanları severim.
Ama böyle olamayıp kendisini böyle biri gibi satmaya çalışan, bunu da beceremeyen, o kadar beceremeyen ki bu sahte kişiliğin üzerlerinde bariz bir şekilde eğreti durduğu insanlardan nefret ederim.

En büyük pişmanlığınız nedir?


Şöyle ki, benim çok büyük bir pişmanlığım yok.
Aslında şöyle düşününce, pişmanlığım yok benim.
Hatalarım var, ama onları yapmamış olmayı dilemiyorum.
Onlar olmalıydılar.
Yapılmalıydılar ve yapıldılar.
Hepsi bana bir şeyler kazandırdı.
Tabii benden bir şeyler de götürdü.
Ama sonuçta beni ben yaptı.
Negzel konuştum lan *.*

En çok hangi mağazada alış veriş yapmaktan hoşlanırsınız?


Alış veriş yapmayı pek sevmem.
Aslında gaza gelip "Aaa şu ne güzelmiş!", "Şundan istiyorum!", "Bana bundan alın!" diye dolaştığım günler dışında alış veriş aklıma bile gelmez. 
Ki öyle günler de çok azdır hani.
Ama kitap alış verişinden söz ediyorsak, Kitapsan, D&R, Ankara'da Arkadaş, Dost kitap evleri candır *.*

Kaç senedir bloggersınız?


Bilmiyorum.
Ben de hiçbir şeyi bilmiyorumuşum ama bunu da bilmiyorum gerçekten.
Hatta geçenlerde bir blog 1.yaşı şerefine çekiliş yapıyordu.
Kendi kendime hayıflandım.
Hayatımda hiç bir özel gün yok arkadaş.
Ne bileyim böyle, evlensem evlilik yıl dönümüm olmayacak herhalde benim, güne dikkat etmemiş olacağım.
Blogumun da açılış tarihini bilmiyorum. :(

Evinizde / odanızda en sevdiğiniz eşyanız.


Biliyorsunuz, artık bir göçebeyim...
Adana'daki odamda en sevdiğim şeyi seçmek çok zor. 
Yatağımı çok seviyorum. 
İçinde kitaplarımın olduğu karton kutuları da.
Çok dağınık görünüyor biliyorum ama seviyorum onları.
Ankara'daki odamda da... Elif'in hediye ettiği baykuş kumbarayı ve rafımın kitaplar olan bölümünü seviyorum.

Emir alan bir insan mısınız yoksa emir veren mi?


Aslında ben ne emir almayı ne emir vermeyi severim.
Anlayacağınız oportünizme bulaşmış tipik bir orta yolcuyum.
Yok yahu, o kadar da değil.
Ben uzlaşmacı olmanın faydalı olduğunu düşünüyorum.
Özellikle kendi yaşımdaki insanlara neyi nasıl yapmaları gerektiğini söylemekten nefret ediyorum.
Eğer aynı yaş ve konumdaysak bir şeyleri en az benim kadar düşünebilmeli ve yapabilmeliler zaten, benim bir şey söylememe gerek kalmamalı.
Ama bazen bazı insanları uyarmak durumunda kalabiliyorum.
O zaman da sakin sakin konuşmaktan veya öneri sunmaktan yanayım.
Kabul edilirse yapılır, istemezlerse kimseyi zorlamam.
Aynı şekilde zorlanmaya da gelemem.
Bir kere bırakın emir verilmesini, ısrarla "rica edilmesi" bile bana katlanılmaz gelir.
İstemediğim bir şey konusunda birileri ısrarcı davranıyorsa, emir vermekten söz etmiyorum bile bakın, ısrar etmekten söz ediyorum, bunu da saygısızlık olarak algılarım ben.
Ne demek yahu?
Demek ki sen benim isteğime saygı duymuyorsun.
Sana ne söylediğim umurunda değil, olmasını istediğin şey için diretiyorsun.
Belki hede hödö demiyorsun ama benim bakış açıma göre emir vermek de ısrarcı olmak da saygısızlıktır ve dereceleri de eşittir.

Ofis hayatını mı tercih edersiniz yoksa fabrika/ şantiyede çalışmayı mı?


Laboratuvarda.
Ama laborant olmak istemiyorum.
Bir deney yapılıyorsa ben yardım eden olmayayım, deneyi yürüten, yöneten insan olayım.
Beyin olayım ben! *.*

En sevdiğiniz dizi ya da diziler nelerdir?


En favori dizim House.
Ama geçen mimde de yazmıştım, Zeyna, Çılgın Bediş, Yılan Hikâyesi çocukluğumun, The Big Bang Theory ve Friends de büyüklüğümün dizileri.

En sevdiğiniz şarkı?


Öyle bir ayrım yapamam. 
Ama şöyle bir kopyala-yapıştır yapabilirim:
 Hımm... Eskilere dönüp nostalji yaptığımda Metallica, Apocalyptica, The Rasmus... Spesifik birini hatırladığımda kesinlikle REM. Bazen biraz Lana Del Rey. Ara sıra Katy Perry. Hayatın her anında PLACEBO <3. Hayatın pek çok anında Damien Rice, Coldplay.  Bazen Decemberist veya Decembersists. Hep karıştırıyorum. Ders çalışırken Ozzy Osbourne. Yapayalnız hissediyorsam Pink Floyd. Bazen çok Nirvana. Türkçe diyorsak Yeni Türkü, Ezgi'nin Günlüğü. Birkaç aydır Zülfü Livaneli *.*. Bazen Apartment, bazen Eluveitie. Kendimi çirkin hissettiğimde Bon Jovi. Kimi zaman James Blunt, kimi zaman Twisted Sister. Ama çokça The Cure, çokça Yann Tiersen. Kısaca karmakarışık.

Bir kıyafete takılıp sürekli onu giyenlerden misiniz yoksa bir giydiğini yakın zamanda bir daha giymeyenlerden mi?


Mecbur kalmadıkça pijamasını çıkarmayanlardanım.
Ama evet, doğrudur. 
Bir taktığımı günlerce giyebilirim.
Hatta bir ara bir kazağıma takmıştım kafayı, dershaneye giderken sürekli onu giyiyordum.
Ama annem yıkıyordu tabi, kokuşmuş kazakla dolanmıyordum ortalıkta.
Sonra Merve kızmıştı bana, "Cessie, başka kıyafetin yok sanacak artık insanlar!" demişti ehe :D

Mime katılmak isteyen herkesleri mimledim.
Hadi kolay gele.

6 yorum:

  1. ya senin en güzel şarkı cevabını yerim ya! <3<3<3

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben yeniden yazmaya üşenince öteki mimden kopyalayıverdim, ehe :D

      Sil
  2. hihi pijama lab ve blog açılışını bilmemen.

    ipekten önce ben mimlemiştim kiii.
    ama olsuun.
    :)

    YanıtlaSil
  3. işte sen bu.
    özellikle birinci ve sonuncu.
    :)
    arkadaş kitabevi. pek severim.
    kendi yayınları da iyi.
    :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kendi yayınlarından hiç okumadım galiba ben. Ama seviyorum orayı.

      Sil

Bu aralar dinliyorum / aşığım

nasiplenin arkadaşlar :)

926 şarkının sadece 200'ünün gösterilmesi ayıp.

Zevkle Takip Ediyoruz:

Kitapkurtları;

Farklı İklimlerden;