4 Mart 2013 Pazartesi

ah yağmur dönerken kara ankara ankara *.*

buradan
Tatilden çok sıkılmıştım aslında ben. Proje için köye gidiş geliş merasimlerimiz bitince evde yatmaktan ve internette dolaşmaktan ibaret oldu hayatım. Connected'da tanımadığım bilmediğim insanlarla boş gevezeliklerle vakit öldürür oldum. Sonra bu halimi hiç beğenmedim. Beni ancak okul paklar dedim. Ama son bir hafta, beklemediğim bir şekilde Ankara'ya dönme isteğimden eser kalmadı. Oldukça kötüydüm, evden ayrılmak istemiyordum.

Dönüş günümden iki gün önce annemle konuşuyorduk havadan sudan. Araya sıkıştırıverdi "Beni çok hayal kırıklığına uğrattın." cümlesini. Sonrası kötüydü tabii. 

Döneceğim gün olmadan önceki gece, yani döneceğim güne önceki günü bağlayan gece daha annemler yatmaya niyetlenmeden odama çekildim. Sonra o aradı. Konuşurken ağlamaya başladım. Böyle bir kendini suçlama seremonisi başladı... "Annemi çok mu üzüyorum?, Kötü bir şey mi yapıyorum?, Zaten ben hiçbir zaman onun istediği gibi bir çocuk olamadım" lar havada uçuştu. O da böyle olmadığını söyledi, ne derlerse desinler ailemin benimle gurur duyduğunu söyledi. Beni teselli etmeye çalıştı. Biraz sakinleştim sonra. Ama midem bulanmaya başladı. Ne zaman ağlasam midem bulanır. Sonra ya kusarsam diye korkup daha çok ağlamaya başlarım... Böyle bir kısır döngü oluşur. 

Uzunca bir süre uyuyamadım. En sonunda babamı benim odama gönderdik ve annemle yattım. Yine uyuyamayınca annem kalkıp nane limon yaptı bana. O biraz iyi geldi. Sonra sızmışım. 

Yolculuk çok sıkıcı değildi. Güneş vardı, müzik dinledim, yolu izledim. Babam da geldi benimle, Eşyalarım çok diye, onları taşımama yardım etmek için. Ama sonra Bayram Abi aldı bizi ve evlerine götürdü. Böylece bebeği de gördüm. 

Çok tatlı bir bebek ama hep ağlıyor. Bebekler yeni doğduklarında hep ağlar mı bilmiyorum :/ Hep ağlaması beni biraz üzdü. 

Ankara'ya cumartesi günü geldim. Cuma günü Ayşenur bizdeydi. Atıl Hoca'dan bir kitap istemiştim, o da Ayşenur'a vermişti. Onu getirdi. Konuştuk biraz. Onunla konuşmak bana çok iyi geldi. İkimizin de ilk dönemimiz -Ebru ve benden söz ediyorum- istediğimiz gibi geçmedi, biliyorsunuz. Zaman zaman yakındım ama daha anlat(a)madığım neler neler oldu. Tabii Ayşe bunların bir kısmını biliyordu. Ebru da ben de ağladık hep. Neyse işte, "Sizin üzgün olmanıza çok üzülüyorum ben. Üniversiteye gidince de hiçbir şey değişmiyorsa o zaman ben hiç çalışmayayım sınava." dedi. "O'lum azıcık sosyal olun, konserlere gidin, tiyatroya gidin. Operaya gidin, bi bakın bakalım neymiş. Belki çok sıkılırsınız, ablam gitmiş çok sıkılmış ama deneyin. Orada oyunlar 5 lira beş! Ben buraya gelse diye dua ediyorum, bir de orada 5 liraysa burada 35 lira oluyor! Size mutlu olma ödevi veriyorum! Mutlu olun lan!" dedi. Bir sürü şey konuştuk. Ayrıntı yayınlarının popi oluşundan, farklı olduğunu iddia ederken sıradanlaşan insanlardan, sisteme isyan edip onu değiştirmek veya alt etmek adına hiçbir şey yapamayan insanlardan, sinir olduğumuz her şeyden konuştuk. Onunla konuşmak çok güzeldi. Bana çok iyi geldi, konuşmamış olsak çok kötü olurdum galiba.

Cumartesi Öznur Abla'mlarda kaldık. Pazar okula bıraktılar beni. Gelir gelmez mesaj attım Burcu'ya  "Ben geldim." diye. "Biz Starbucks'ın önündeki banklarda oturuyoruz, istersen sen de gel." dedi. Daha eşyalarımı yerleştirmeden koştum. Bütün gün onlarla dolaştım işte. Orada oturduk biraz. Üşüyünce Burcu'nun kaldığı binaya gittik, bize sıcak çikolata yaptı. Biz muhabbet ederken yemek saati geldi, kalktık yemekhaneye gittik. Yemeğimizi yedikten sonra da yürüyüş yapalım dedik. 

Bunlar bir yer keşfetmişler. Oraya gittik. Sonra terk edilmiş, çok eski bir park kalıntısı bulduk. İki kişilik, dönen bir şey vardı. Böyle ortasında direksiyon gibi bir şey var, onu kullanarak döndürüyorsun. İlkel bi' sistem var, çok karmaşık değil. Neyse, anlatamadım. Mert kuruldu ona. Önce Merve ile döndüler. Sabina çok kötü oldu. Biraz cesaret kırıcıydı ama ben de eksik kalmak istemedim. Çok güzeldi. Herhalde o kadar bağırmayalı, çığlık atmayalı uzun zaman olmuş. Aslında ben çok hızlı döndüğümüzden değil de alet fırlar da kafamızı gözümüzü patlatırız diye korktum.

Sonra Mert, Nur, Sabina, Merve Guitar Hero oynadılar, biz izledik falan. Sonra da odalarımıza dağıldık. Oda arkadaşım ortalıkta yok bu arada.

Neyse yatağımın üstü döküntülerle ve çantalarla doluydu. Hemen işe giriştim. Kıyafetlerimi yerleştirdim, kitaplığımı topladım, nevresimimi değiştirdim, banyo yaptım derken gecenin körü oldu. Sonra bir de uzuuun bir telefon konuşması yapınca, sabahın dördünde uykuya geçtim.

Sabah sekizde uyanmam gerekiyordu, bu dönem tarih alıyoruz. Keşke geçen dönem de alsaydık, ikinci sınıf dersi diye almamıştık halbuki. Neyse tarihe gittik. Kimya boştu, hoca gelmemişti. Bari bankaya gidelim de banka kartlarımızı alalım dedik. Orada da bir sıra bir sıra! Beklerken can verecektim. Zaten belim, sırtım, her yerim ağrıyordu. En sonunda aldık kartlarımızı da, para çekebiliriz hehe :D 

Eve gelince yattım. Güya dörtte yatıp altıda kalkmayı planlamıştım ama sekizde kalktım. Annemlerle falan konuştuk. Sonra Ebru aradı, onunla oldukça uzun konuştuk. Şimdi de bu yazıyı yazıyorum.

Yarın lab var ve sanırım elimde önlüğümü koyacak poşetim kalmadı, hepsini atmışım galiba. Bir de bu dönem moleküler yok artık, moleküler labı da yok haliyle. Onun yerine istatistik var, yarın sabahın köründe hem de. 

Şimdi ders programımı çıkaracağım, yarın ona göre çamaşır sırası alacağım. Biraz da bir şeyler okuyup yatarım.

Son birkaç günüm böyleydi işte.
Bitti, bu kadar. :D

6 yorum:

  1. sokaklaar dolusuu şekerlii kar kokusuu
    tunalı'da gezinirkenn bizde bir kahvaltının tutkusu..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. acıkanlardan biri beeen, arkada bıraktığım sen
      kim olduğunu biliyorsaan, söyleseeeeen

      Sil
  2. :)
    eh hadiiii bu dönemim daha iyi olsun hadiiii.
    yani dersler.
    diğer herşey fena gitmiyor ki zaten.
    :)

    YanıtlaSil
  3. anneler arada öyle şeyler kaçırırlar ağızlarından Cessie'm. aslında düşündükleriyle söyledikleri aynı şey olmaz, bize de öyle olmaz mı bazen? ağzımızdan istemediğimiz şeyler çıkabilir. ben annenin öyle demek istemediğinden eminim. benim annem ben üzülmeyeyim diye bana bir şey söyleyemiyor genellikle, öyle olması da kötü, arada bir ağzından kaçırıyor kızınca, sonra da üzülüyor. anneler kötü düşünmez ki.

    bak diğer anlattıkların daha güzel. daha da güzel olacak günlerin inşallah :)

    YanıtlaSil

Bu aralar dinliyorum / aşığım

nasiplenin arkadaşlar :)

926 şarkının sadece 200'ünün gösterilmesi ayıp.

Zevkle Takip Ediyoruz:

Kitapkurtları;

Farklı İklimlerden;