1 Ağustos 2013 Perşembe

Bu gün çok : hadi yürüyüş yapalım!

Bu gün biraz kafa dinlemek gerek. Biraz da müzik dinlemek gerek. O yüzden kendimi uzaydaki eve zor attım. Matarama limonata doldurdum. Küçük çantamın içine Yokyer'i ve Edip Cansever'in şiir kitabını attım, bir de günlüğümsü defterimi. Siz bilmiyorsunuz da, ben defter sayfalarına ve pilot kaleme ufak bir dönüş yaptım. Dönüş mü denir? Meylettim desek daha iyi. Bir de hırkamı aldım yanıma, buralar serin olmaya başladı akşamları. Önce biraz yürüyeyim dedim. Yürürken kulağımda let me love you çalsın istedim. Çıktım evden. Bisiklete ilişti gözüm ama ı ıh. Bu gün yürümek istiyordum.

Amaçsızca dolaşmak gibisi yok. Bunu ilk tattığım an herhalde Ankara'da Mina ile buluştuğumuz gün, onu beklerken Kızılay'da sürttüğüm andı. Kulağımda müzik, sanki bir şarkıdan, hem de pop olanından fırlamış gibi sekerek dolaşmıştım. Ve bunu çok sevmiştim. Yalnız yürümeyi sevmezdim eskiden. Her an biri bir şey yapabilirmiş, tehdit altındaymışım gibi hissederdim. Ama işte, çok keyifliymiş aslında. Bilekliklere bakmıştım, çantalara bakmıştım. Kitapçılara girip çıkmıştım. Kendimi çok rahat hissetmiştim.

Herhalde üniversiteye başlamak, belki de biyoloji bölümünde okumak bana yeni bir bakış açısı kazandırdı. Her yer evimmiş gibi hissedeceğim neredeyse. Özellikle yalnız olduğumda. Ya da kafa dengi, rahat insanlarla olduğumda. Tüm sene çimlerde yatmanın sonucu mu bu bilmiyorum. Ya da zihnimde iyice oturan, gerçekten benimseyebildiğim ve derinden hissettiğim bir şekilde, sadece bu dünyanın, doğanın bir parçası olduğumu idrak etmek mi? Cümle saçma oldu sanki, ama devam.

Doğanın bir parçası oluşun idraki... Neredeyse köyü özledim diyeceğim. Özledim de aslında, çimenleri ve ağaçları. Köyü özledim ama başka bir köyü. Bizim köyü değil. Daha tanımadık bir köyü.

Ormana doğru yürüdüm. Hep kenarından dolaşıp gölün yakınına yöresine gidiyoruz. Bu kez ormanın içine daldım. Yerde mantarlar bitmiş, azıcık onları inceledim. Mantarları seviyorum gerçekten. Yani minik olmayanları, hücresel boyutta olmayanları. Şu bitki sanılan, şapkalı olanları seviyorum. Hem yemeyi hem de tiplerini. Yabani mantar mı yetiştirsem?

Ormanın içine doğru ilerledikçe hava soğudu sanki. Sonunda bir ağacı gözüme kestirdim ve altının kuru olup olmadığına baktım. Azıcık nemli gibiydi ama oturdum. Ne okuyacağıma karar veremedim. Ben de elime günlüğümsü defteri aldım ve yazdıklarımı gözden geçirdim. Kulağımdaki müziği de değiştirdim şununla.

...kendimi yapayalnız hissettim hep, meğer ne çokmuşuz... robert ruh ikizimmişçesine durumu göğüsledi...aramızdaki tüm iletişim bozukuğu... ne desem teselli edemedim...sadece uyusak olmaz mı...o kendini hazır hissettiğinde... bir an geçmişe dönmüşüz gibi... bilmiyorum... ben olduğum için onu incittiğimi bilmek... benimle aynı şarkıya aşık olmayacak... bana küçük prensi okumasını kaç kişiden istedim bilmiyorum... sana neden mi böyle davranıyorum?... olmak isteği... pişman olmadığım bir değişim... inanmak istiyorum...

Kalemimi çıkarsam, bir şeyler mi yazsam? Ama ne yazacağım. En iyisi biraz, hiçbir şeyle meşgul olmadan müziği dinlemekti.

Böylece, elim ne kitaba ne de deftere gitti, keşke yanıma almasaydım. Boşuna yük ettim kendime. Her zaman yaparım ama bunu. İyi geldi bu serinlik, yalnızlık da iyi geldi. Limonatamı çıkardım, bir iki de kurabiye almıştım. Etrafı izleyerek kurabiyeleri yedim, limonatadan içtim. Azıcık da üşüdüm, burnum akmaya başladı gibi oldu. Ama eve gitmek istemedim. Yalnızken binalar kasvet verir bana, özellikle şu akşam gibi olan ama akşam olmayan, havanın karanlık da aydınlık da olmadığı zamanlar. Böylece Loreena'nın albümü bitene dek burada kalmaya karar verdim, Yokyer'i çıkardım.
 Fark etmedim ama bu esnada bir şeyler de düşündüm herhalde...

Felsefe okumak istiyorum... Şimdilik yan dal imkanını kaçırdım, notları düzeltmek gerek... Keşke faydasızca, var olduğum için var olabilsem. Sadece öğrenmek istediklerimi öğrensem. Bu dünyada özgür ve huzurlu bir insan olarak yaşasam ve kimselere dokunmadan zamandan geçip gitsem... Yine de bu sene felsefe bölümünden ders alacağım...
.
.
.
İyice üşüyünce kalktım, zaten hava da karardı. Yanıma el feneri de almamıştım ki, kaybolmaktan da korktum biraz. Ama hem ay ışığı -gerçi o ay mı bilmiyorum, bu farklı bir gezegen, biliyorsunuz- hem de şansımın yardımı sayesinde evi buldum. Yalnız kalmak istemediğimden Yumak'ı kucağıma aldım, Mürekkep'i de çağırdım içeriye. Çok üşümüşüm. Hemen en sevdiğim koltuğa kuruldum bir de battaniyemi aldım. Yumak yanımda, Mürekkep yanımda... Bir de çok yenilenmiş hissediyorum sanki. Başka biriymişim gibi, senelerdir içimde biriken kasvetten kurtulmuşum gibi.

14 yorum:

  1. ne güzel.
    çok tanıdık.
    çok yaparım bunu.
    felsefe hadi olsun o zaman.
    cansever oh oh. tek sevdiğim şair.
    :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. olsun tabii, istiyorum olmasını *.*

      Sil
  2. dün bi kitap yazdım.
    hiç olmamış gibi yapalım.
    amerikalı kadın blogçu jenny lawson.
    bence sen bu kitabı kaçırma.
    çok zeki çok komik çok sivri dilli.
    :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Okumuştum o yazını.
      Kitaba da bakarım :D

      Sil
  3. bi kitaçıda bi incele.
    inan ki acayip müthiş bişi.
    bi blogçu işte.
    :)

    YanıtlaSil
  4. Merhabalar,
    Bloğunuzu yeni keşfettim ve çok beğendim :))))
    Sizi izlemeye aldım, bana da beklerim,
    http://fatoscatadlar.blogspot.com/
    Güzel paylaşımlarda tekrar görüşmeyi diliyorum.
    İzmir'den kucak dolusu sevgiler...

    YanıtlaSil
  5. bende yaparım bunu, bu yıl sadece dersane'den eve gönerken yapabildim orası ayrı...
    Felsefe okumayı bende istiyorum ama bu ülke'de değil... Felsefe okuyanlara uzaylıymış gibi bakılması beni rahatsız ettiğinden...
    yanımda defterim olmadan gezmem bende fakat kurşun kalem kullanırım ben , çizim falan yapacak olursam diye..
    Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O bakışları boşver yahu.
      İnsanları da boşver.
      Hepsi salak, hepsi ölsün.

      Sil
    2. Ölmezler ama sen onlara aldırmamayı öğren.

      Sil
  6. yalnız yürümenin hissiyatının güzelliğini geç olmadan fark etmenin ehemmiyeti diyelim en çok buna sevindim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. E geç oldu ama olsun. Çok geç de değil. Daha yalnız yürüyebileceğim çoook yol var önümde.

      Sil

Bu aralar dinliyorum / aşığım

nasiplenin arkadaşlar :)

926 şarkının sadece 200'ünün gösterilmesi ayıp.

Zevkle Takip Ediyoruz:

Kitapkurtları;

Farklı İklimlerden;