6 Eylül 2013 Cuma

SIR Üzerine

Sır, kitap takaslarımdan birinde elime geçti. Elime alıp karıştırırken, bir baktım okumaya başlamışım. Yazarı daha önceden ne tanıyordum ne de bir kitabını, gazetede herhangi bir yazısını okumuştum. Sonradan şöyle bir bakınca, sanattan, müzikten anlayan, kendini yetiştirmiş, nasıl derler, mürekkep yalamış bir kadın olduğunu düşünüyorsunuz. Muhtemelen öyle de. Ancak sanattan anlamak, tahsilli olmak hatta belki çok okumak bile yazar olmak için yeterli değil bana göre.

Bu girişten anlayacağınız gibi, kitabı pek sevmedim. Aslına bakarsanız güzel başlamıştı. Konusu ilginçti. Şen şakrak, ailesi tarafından sevilen ve sayılan bir kadın 96. yaşını kutlamasına saatler kala yatağında ölü bulunuyor, kolunda bir kelepçe ve bir defterle. Torunlarını, onların çocuklarını görmüş bu kadın, Hüma Hanım, ailesinin yetişkin fertlerine yaşamının bir kısmını anlattığı bir defter bırakmış. Onlardan oturup bu defterde yazanları okumalarını ve daha sonra defteri kendisiyle birlikte defnetmelerini vasiyet etmiş. Bizim kitapta okuduklarımız da bu defterde yazanlar.

Hüma zengin, açık fikirli, ileri görüşlü ve bulundukları camiada saygınlık kazanmış bir ailenin biricik çocuğu. Ailenin üzerine titrediği bu kız, yazlıktaki komşuları Nesim'e aşık oluyor. Kendisinden yaşça büyük bu delikanlı da onu fark ediyor ve ailelerinin karşısına evlilik talebiyle çıkıyorlar. Hüma'nın ailesi aslında kızlarını erken yaşta evlendirmek niyetinde değiller ama, baktılar olmayacak, öğrenimine devam etmesini şart koşarak evlenmesine izin veriyorlar...

Öncelikte, kitapta anlatılan bu aşkı yadırgıyorum... Ben sözcüklerin olmadığı, sadece bedenlerin konuştuğu bir aşk tasavvur edemiyorum, belki yaşamadığımdan. Birbirlerini hiç tanımayan bu iki gencin evlenmesi ve bir anda delice bir aşkla birbirlerine tutunmaları bana saçma geldi. Bedensel çekim bu kadarına kadir mi? Neyse, bu masalsı aşkı yapmacık buldum.

Öğreniyoruz ki Nesim biseksüel. Erkeklerden de hoşlanıyor. Daha sonra biri ile tanıştırıyor Hüma'yı, Nigel diye bir arkadaşıyla. Aslında Hüma ile evlenmeden önceki sevgilisiymiş. Sonra hadi bakalım, o da aşık oluyor Hüma'ya. Biz ne olduğunu anlayamadan Hüma, Nigel'ın yanında çıplak yatıyor, Nesim de ötelerinde. Hemen ardından Nigel ölüyor...

Üzgünüm ama bunu mantıklı ve samimi bulmuyorum. Bir insanın kocasını bir erkekle paylaşmayı göze alması, bu kocanın karısını eski sevgilisiyle aynı yatakta sarmaş dolaş görmeye bir itirazının olmaması da kabul edilebilir edebiyat dünyasında. Bana kalsa gerçek hayatta da edilir. Burada beni rahatsız eden eylemin marjinal oluşu değil, karakterlerin buna müsait olmayışı. Yani yazar öyle kurgular, öyle anlatır ki o insanlardan bunu beklersiniz, normal karşılarsınız. Onların tabiatına uygun bulursunuz bu davranışı. Yine -biraz da yazarın okuru nasıl yönlendirdiğine bağlı olarak- ayıplarsınız veya yüceltirsiniz bu kadar anlayışlı olunmasını. Ama bu karakterler buna uygun değildi, okur iyi hazırlanmamıştı. Kişilikleri, cümleleri... Her şey iğreti kaldı sanki onların üzerinde.

Bir de inci kolyeler ve gelecekten haber veren kehanetler... Belki biraz mistisizm koksun istemiş yazar, belki bunun öyküyü daha... nasıl anlatsam bilemedim, belki derinleştireceğini düşünmüş ama pek fazla etkilenmedim.

Yazarın "Bedenleriyle, cinsellikleriyle, kokularıyla iç içe geçmişlerdi..." gibi çok virgüllü anlatımını sevmedim ve ayrıca cinsellikleriyle nedir yahu?

Eminim yazar kitabını seviyordur ve yarattığı karakterde kendini bulmuştur. Ama, yavan mı demeliyim bilmiyorum... Tatsız tuzsuz bir kitaptı. Kendimden beklediğimden daha hızlı okudum, sayfalar kolay aktı ama keyif vererek akmadı. Ne demek istediğimi kitabı okuyunca daha iyi anlayacaksınız.

Muhtemelen Hüma Hanım'ın en sevdiği torunu Hüma'nın gönül maceralarına göz atıp yaşlı Hüma'nın yaşamının geri kalanını okuyacağımız bir kitabı var daha yazarın zira öyle bitti bu kitap. Ama alıp okur muyum bilmiyorum. Büyük bir merak ya da istek duymuyorum.

Sır pek beğenmediğim bir kitap oldu. Ama en azından bir yazarla tanıştım, böyle bakayım biraz da olaya. Okuyup okumama kararı da size kalsın *.*

4/10

6 yorum:

  1. Açıkçası bakışarak aşık olup evlenme 90 yıl öncesine göre düşünürsen normal sayılır. Sonuçta biz her zaman şu anda olduğumuz kadar rahat bir toplum olmadık. Çoğu aşklar bu şekilde başladı ve belki de bu şekilde başlayan birçok aşk da kitaplara konu oldu. Sadece, zamanının diliyle anlatılması her şeyi farklı kılıyor sanırım.

    Ama yok o biseksüel çıkmış onun arkadaşı onun yatağına girmiş vs aşk üçgenlerini ben sevmiyorum zaten. Anlattığına göre anlatımı da hoş değil. Harbiden, cinselliyleriyle nedir yahu?

    Okumam sanırım. Senin değerlendirmelerin genelde benim bakış açıma uyuyor.

    Yavan da diyebilirsin gayet, senin görüşün. Kimse senden gazetelere konuk bir eleştiri beklemiyor ki affedersin o eleştiriler de ya övgü ya yergi oluyor eleştiriyle alakası yok.

    Bitsin diye bir çırpıda okuduğun kitaplar vardır ya onlara benziyo sanırım. Hemen okuyabiliyosun ama haz alacak bir şey yok. Bi yerden sonra beklenti de olmuyor zaten.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aynen öyle, bitsin diye okunan kitaplardandı. Şimdi, insanları okumaktan alıkoymak da istemiyorum aslında. Kadın da eğitim almış, kendini yetiştirmiş bir ablamız belli ki ama bunlar yeterli değil herhalde yazar olmak için. Bir devam kitabı da var herhalde. Ama hiç okumak istemiyorum, okumayacağım.

      Sil
    2. İnsanların kendini yazar olarak sınıflandırma kriterleri düştü :D Kapital sistemi suçluyorum kadının suçu yok :D Okuma tabi sonuçta senin aklın girenlerin kontrolu biraz da sende olmalı dimi :D

      Sil
  2. tanımıyorum ben de.
    okumayım o zaman.
    :)

    YanıtlaSil

Bu aralar dinliyorum / aşığım

nasiplenin arkadaşlar :)

926 şarkının sadece 200'ünün gösterilmesi ayıp.

Zevkle Takip Ediyoruz:

Kitapkurtları;

Farklı İklimlerden;