28 Ekim 2013 Pazartesi

pizza

Dün değil önceki gün yine Mert bizim odadaydı. Ben günlerdir hastayım, artık burnum aşındı! Bi' iyileşemedim. Neyse biz akşam yemeği yememiştik galiba, pizza siparişi verdik. Baya yedik, baya ama! Sonra da biraz oyun oynayalım dedik.

Imm... Her şeyi Mert başlattı. Burcu her birimiz için bir kalem almıştı. Kendi kalemiyle bana bıyık yapmaya karar verdi Mert. Bıyıkların uçlarını yanlış yöne kıvırdı ama olsun. Sonra Burcu da ben yaptı.

Bununla yetinmeyelim dedik, başlamışken herkes bir boyansın! Mert'i Burcu'nun sihirli ellerine bıraktık. Önce saçlarını topladık sonra da kedi bıyığı yaptık ona da. Aslında Burcu yaptı, ben izledim.

Mesela o kediymiş de ben fareymişim. Burcu da saçlarını topladı, kendisine çil yaptı. O da şirin ama yaramaz kız oldu. Bu kadar boyanmışken bir de tiyatro yapalım dedik kendi kendimize.
Ben evcil fareymişim, Mert de evin kedisiymiş. Ben uyuyormuşum da, o gelip yakalıyormuş beni. Burcu da en sonunda elinde süpürgesiyle gelip Mert'i pataklıyor, beni kurtarıyormuş. Ah, bir de Mert'in o efsanevi -doğaçlama- repliğini ekleyeyim "Kedi olalı sonunda bi' fare yakaladım!" 

Eheh bu da üçümüz birlikte *.*

Tabii ki bu gün de bizdeydi Mert. Burcu'yla aynı odaya yerleştiğimizden beri mütemadiyen bizde. Odamızda aile sıcaklığı buluyormuş. Bu gün feci halde miskindik, tüm gün uyuduk. Mert geldiğinde öğlen olmuştu. Bizi kaldırıp yemeğe götürecekti ama ben cidden baya kötüydüm. "Bana çay pişiiiir" diye inledim çocuğa, o da çay yaptı bana. Bizden umudu kesip öğle yemeğine gitti. O arada ben kalkıp bi' banyo yapabildim sonunda. Ben banyodan çıkamadan Mert geri geldi zaten. Rüyasında Burcu'yu Spiderman'deki Kum Adam'la sevişirken görmüş, onu kurtarmış. Beni de bir başka arkadaşımızla sevişirken görmüş falan. Tuhaf rüyasını anlattı.

Nohut'u gördüm rüyamda ben de. Onunla barışmak istiyordum aslında ama artık mümkün değildi. Bu nedenle de derin bir keder hissediyordum. Günlük yaşamda, gözlerim açıkken mantığım egemenliği ele geçiriyor ve perişan olmama izin vermiyor ama içimden baya üzülüyorum herhalde bu duruma. Neyse, nasılsa iyi olurum :) Neyse konu rüyam değil.

Sonra Burcu yine yattı yatağına, biz de Mert'le benim yatağıma yattık. Bana bir şeyler anlatmasını istedim, o da köyünden bahsetti. Köyde geçirdiği bayramlardan, çocukluğuna dair bir şeylerden. Sonra konu anneannesine geldi. Keşke onun cümleleriyle anlatabilseydim şimdi burada ama, beceremem. Belki bir gün kendisi yazar.

Mert'in anneannesi, Zühre Hanım, belki Zühre Hanımteyze, ne demek doğru olur bilemedim, dedesiyle birlikte kendi tarlalarının içine yaptıkları bir evde yaşıyorlarmış. Anneannesi dedesine de kendisine de bakıyormuş. Kendi emeğiyle yetiştirdiği sebzeleri satarak kendi parasını kazanıyormuş. Mert, anneannesini pek fazla tanımadığından ama şu anki aklıyla, düşünceleriyle onun değerini daha iyi anlamaya başladığından, başladıklarından bahsetti.

Anneannesi kendi kendine ameliyat olmuş, apandisit ameliyatı. Sonra da oluşan bir pıhtı nedeni ile sanırım, vücudunun yarısı felç olmuş. Mert anneannesini o halde gördüğü ilk günü anlattı. Sonra da, onunla pek görüşmediğini söyledi. Anneannesini o şekilde kabul edememiş.

Anneannesinin ölümünden bahsetti. Mert dedi ki "Anneannem ölür ölmez, insanlar anneme onu unutturmaya çalıştılar. Sanki o hiç yaşamamıştı, sanki onu tamamen silmemiz gerekiyordu. Herkes bu yönde bir şeyler söylüyordu ama bu doğru değildi. One Piece'den öğrendiğim bir şey vardı, bir insanı kalp krizi, tabanca kurşunu öldürmezdi, onu unutulmak öldürürdü. Ben de anneme bundan bahsetmiştim o gün. Anneannemi anılarımızda yaşattığımız sürece, ölmeyeceğini anlatmıştım."

Bunları Mert'ten dinlemek lazım herhalde daha tesirli olmaları için. O böyle konuşurken, ben de Zühre Hanım'ı ölümsüz kılmaya karar verdim çünkü biliyorsunuz, bunu yapabilirim. Kendi küçük arkadaş grubumuzda ben tanrıyım. Mert'e de bunu söyledim. "Onu ben de çocuklarıma anlatırım" dedim "onlar da kendi çocuklarına anlatırlar. Böylece onu ölümsüz kılarız!"

Bu dünyada bazı insanlar vardır ki, kendileri olarak var olurlar. Kendileri tarzlarında yaşarlar, kendi tarzlarında ölürler. Bu dünyada da onların eksiklikleri her zaman hissedilir. Zühre Hanım galiba onlardan biriydi, nesli tükenmekte olan, kendini gerçekleştirebilen, özgür olabilen insanlardan, kendine yetebilen insanlardan. Sebzesini yetiştirip satabilen ve evlatlarım bana bakmıyor diye sızlanmayan insanlardan. Biz de bu insanları kendi tarzımızda yaşatırız o zaman, onları elimizden geldiğince sonsuzluğa kazırız...

4 yorum:

  1. üçünüz de nasıl tatlısınız :)
    haha Mert'in saçları çok şeker olmuş :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler Çalıkuşu'm *.*

      Sil
  2. ne tatlı üçlü oldunuz ya.
    sahiden aile gibi kardeşler gibi.

    zühre hanım teyze ve unutmak konusu da sahiden etkileyici.
    senin şu çok ince duyarlılığın.

    :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İşte baya güzel aile olmuştuk da, yeni yurt kuralları biraz aramıza girdi, homur homur...

      Sil

Bu aralar dinliyorum / aşığım

nasiplenin arkadaşlar :)

926 şarkının sadece 200'ünün gösterilmesi ayıp.

Zevkle Takip Ediyoruz:

Kitapkurtları;

Farklı İklimlerden;