14 Kasım 2013 Perşembe

vize öncesi vize öncesi

Merhaba!
Ben vize öncesi vize öncesi eften püften konuşmaya ve size lüzumsuz fotoğraflar göstermeye geldim! Bu esnada da bu gün mütemadiyen kafamda çalan iki şarkıyı dinleyelim istiyorum. Biri Miss Misery diğeri de Who Wants to Live Forever.


Öncelikle kedimden söz etmek istiyorum. Sürekli yemekhanenin önünde takılan bi' kedi var. Gerçi bu aralar pek ortalarda görünmüyor, öldü diye endişeleniyorum. Kediyi her gördüğümde sevmeye çalışıyorum. Bazen patisiyle vurmaya çalışıyor, bir iki kez Mert'i ısırdı. Kimi zaman da gözlerini kapatıp kendisini sevmemize izin veriyor. Mert ona öfkeli de olsa ben kişilikli bi' kedi olduğunu düşünüyorum.

Bir sabah kahvaltıya giderken onu bu vaziyette poposunu yalarken bulduk! Baya bi' güldükten sonra o anı ölümsüzleştirmek istedim.Bu gün de başka bi' kedim oldu, mini mini ve turuncumsu! Beyaz gibi de *.* Ayağıma yattı, bacaklarıma sürtündü. Kuyruğuna dokunmama rağmen beni tırmalamadı. Kulaklarının arkasını kaşıdım falan. Sonra Mert kolumdan tutup çekiştirdi, kahvaltıya gidecektik."Hoşçakal kedi, yine gelicem!"falan dedim ona ama pek aldırış etmedi. Olsun, bence naz yapıyor.




Dün sitoloji vizesi vardı. Ben de ahududulu limonlu ve gazlı bi' şeyim ve Sırrıcan eşliğinde çalışmaya çalıştım. Elimizde taş patlasa 20 sayfalık not vardı buna rağmen vizemiz kötü geçti. Çünkü çalışmamız gereken bi' kısma çalışmayı unutmuşuz, olur böyle şeyler. Hesapladım, yüz üzerinden yedi buçuk alıyorum kesin! Neyse kısmet... Gerçekten, kaderden öteye geçilmiyor bazen.
Bu gün blogger bi' tuhaf. Her zaman eklediğim gibi ekleyemiyorum fotoğrafları. Önce facebook'a atıp oradan buraya url'leri ile eklemem gerekti, hayatımdan macera eksik olmuyor! 

Yatağın pek bir ehemmiyeti yok. Neden çektiğimi bilmiyorum, komidin, komodin, doğrusu komodin. Komodinim oldukça karışık, yatağımda kıyafetler atılı. Bu "Ben çok dağınık biriyim!" temalı fotoğraf da bir köşede dursun istiyorum. Herhalde pek aklı başında biri değilim.
Bu aralar arkadaşlarımla sıklıkla "Acaba hamile miyim?" temalı konuşmalar yaptım. Cinsel anlamda bir deneyimim olmadığından, bunun mümkün olmadığını söylediler sıklıkla ama ikna olmakta güçlük çektim. Emin olmak için Burcu'ya solunum yoluyla hamile kalınıp kalınmayacağını sordum. Bir ara gaza gelip karnımı falan sevmeye başladık, bir ara da bebeği aldırmak için doktor bulmaya karar verdim. Yani özetle bir sürü zevzeklik yaptım. Anneme de anlattım. Annem görüşmeyeli biriyle yatıp yatmadığımı sordu, yatmadığımı söyleyince (rahatlayarak) "Kızım siz sinek değilsiniz, birbirinizin üstüne kondunuz diye hamile kalınmaz öyle!" dedi. Gerçekten ne demek istediğini anlayabilmiş değilim. Bu gün anlaşıldı ki hamile falan değilmişim, hepimiz sakin olabiliriz.

Bu da omurgasız vizesi hazırlıkları. Yatağımdan masama taşınmaya karar verdiğimi fark etmişsinizdir. Ah, gerçi biliyor muydunuz, bilmiyorum. Ders çalışırken feci sıkıldığımdan ve bir şeyleri zorunlu olduğum için okumaktan nefret ettiğimden -bana göre kendi halime bırakılırsam zaten kendiliğimden okurum- kendimi ders çalışmıyormuş gibi hissetmek için yatağımda ders çalışıyordum. Biraz da masamı toplamaya üşendiğimden ama çaktırmayın. Sonra bi' çılgınlık yapıp masamı toplayınca, masada çalışmaya başladım. 

Küçükken kuzenlerimin ders kitaplarını, ders notlarını karıştırmaya pek hevesliydim. Onlar da, neden bilmiyorum, benden sakınıyorlardı ders notlarını ve ders kitaplarını. Benden kimse istemiyor, isteseler veririm, diledikleri gibi karıştırsınlar :( Neyse, belki siz de görmek ve bilmek istersiniz diye size ders kitaplarımı ve ders notlarımı bol bol gösteriyorum. Bunun altında yatan çocukluk travması da buymuş, bakın, beraberce açığa çıkardık.
Bu benim omurgasız kitabım. Acayip lezzetli bi' kitap, hani Mert'le hisseli kitabımız, %80'i benim. Neyse bu kitabı bitirmeye karar verdim. Hatta ve hatta hidrobiyoloji çalışabilirim diye düşünmeye başladım. Yassı solucanlardan hiç hoşlanmadım ama süngerleri, hidraları, deniz şakayıklarını, deniz analarını filan baya sevdim. 

Bu gün bir süre omurgasız notlarını okuduktan sonra Burcu'nun yatağına kafamı gömüp popomu havaya kaldırdım ve bir süre öyle durdum. Bu esnada Burcu bana Hydrozoa'larla ilgili sorular sordu. Çoğu terimi bilemedim ama olsun. Yine de salak değilim bence. 

Bu da canlıların vücut planındaki düzenlenme esas alınarak hazırlanmış bi' soy ağacı. Çalışırken nerede ilerlediğime yardımı dokunuyor. Bunu omurgasız labında gördüm, hocalar da bu şekilde anlattılar. "Oha Cessie, sen de ders çalışırken uygula bunu!" dedim ve muhteşem görsel hafızam sayesinde hocaların  sunumda kullandıkları görselin de Campbell'dan alındığını pıt diye anladım! O da yanımda duruyor. 

Öyle bir anlatıyorum ki, yatıp kalkıp saatlerce omurgasız çalışıyorum sanırsınız, keşke! Yine odaklanmakta baya zorlanıyorum. Hatta Mert bu yüzden ilaç almayayım diye konulara çalışıp bana anlatmaya söz vermişti ama kendisini bilgisayar oyunlarına zincirlenmiş buldu sanırım. Hiç söz dinlemiyor, bi' tuhaf oldu :( Güzelim not ortalamasını bozacak bu gidişle...

İşte Burcu'cuğum. İçimizdeki en çalışkan ve aklı başında insan o olabilir. Pıtır pıtır da çalışıyor. 

Bu gün okulda aşure dağıttılar. Mert bir, iki, üç yetmeyip dördüncü kâseyi alıp dördüncünün yarısında daha fazla yiyemeyecek duruma geldi. Yine de ziyan olmasın diye yiyecekti. Ben de yanlışlıkla (!) aşuresine çarptım ve etrafa sçılmasına neden oldum. Sonra da ortalığı kirlettiğim için çok utandım, hâlâ da utanıyorum *.* Kampüsteki en gürültücü, salak ve rezil insanlar olabiliriz Mert ve ben. Burcu da yanımızda kaynıyor garibim.

Bu gün yemekhanede bulaşık yıkayan çocuk tepsiyi çekerken içi dolu ayran bardağını düşürdü, üzerime hatrı sayılır miktarda ayran sıçradı. Ben pantolonumu temizlemeye çalışırken Burcu montuma el attı. Temizlemek için montumun eteğini havaya kaldırınca cebimden telefonum fırladı ve parçaları etrafa saçıldı. GERÇEKTEN NEDEN TÜM BU SAÇMALIKLAR BENİM BAŞIMA GELİYOR BİLMİYORUM! 

Geçenlerde Fenerbahçe- Galatasaray maçı vardı. Mert "Kesin Galatasaray yener, Fenerbahçe ne zaman yendi ki şimdi yensin." gibi yorumlarda bulununca iddiaya girdik. Şimdi bana çiğköfte borçlu! *.*

Hemen yanda da -algılayabilecek misiniz bilmiyorum ama- yarısı sarı yarısı kızıl saçlarımı görüyorsunuz. Imm daha doğrusu kafamın sağ ön kısmındaki saçlarımı kırmızıya boyamıştık ya, onu görüyorsunuz. 

Bir Natalie Portman'dan, bir John Lennon'dan, bir Ozzy Osbourne'dan ve bir Harry Potter'dan ne eksiğim olabilir ki, bir Jean Reno'dan ne eksiğim olabilir ki diye düşünerek kendime paint yardımıyla yuvarlak gözlükler de yaptım. Sakın saymaya başlamayın eksikleri, çok fena bozuşuruz! 

Bu yazıyı 
ne şartlarda yazıyorum biliyor musunuz? Burcu yazıyı yazdıktan sonra "Ay benim uykum geldi" demekten men etti beni. Oturup Cnidaria'yı bitirecekmişim. Şimdi bana mandalina soyuyor, bu sene aile saadeti yakaladım kampüste, daha da eve dönmem! 

Az önce Burcu fotoğrafımı gördü ve güldü bana. 

Anneme Nohut'la ayrıldığımızı söyledim, "Bekliyordum zaten." dedi. Ah, böyle şeyler duymak ne acı. Ayrıldıktan sonra iki kez konuştuk, sonra da kayboldu ortadan. Sanırım onu özlüyorum... BİR ARKADAŞ OLARAK :/ 

Neyse, şimdi gidip şifozoalara bakayım. Tüm bunları bu gün öğrenip yarın unutmam da cabası. Bana bi' zeka testi mi yaptırsak, hani umut yoksa hiç zorlamayayım... 







2 yorum:

  1. hadi şansın açık olsun amaaa.
    :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Az önce öğrendim ki bu hafta koruma biyolojisi sınavım varmış Deep! :O

      Sil

Bu aralar dinliyorum / aşığım

nasiplenin arkadaşlar :)

926 şarkının sadece 200'ünün gösterilmesi ayıp.

Zevkle Takip Ediyoruz:

Kitapkurtları;

Farklı İklimlerden;