16 Ocak 2014 Perşembe

Kimlik ve Körlük Üzerine

Aslında bu kitaplarla mı yoksa benimle mi ilgili bir yazı olacak emin değilim. Uzun uzun anlatmayacağım, pek keyifli değilim. Yine de iki kitap üzerine bir iki kelam etmeden geçmek istemiyorum. Biraz kendime not gibi.

Körlük, Cennet Teyze'nin (Mert'in annesi, aslında ona teyze mi demem gerektiğinden emin değilim, yaşlı biri değil *.*) doğum günü hediyesiydi. Dergi toplantılarımızın birinde de Emine Hoca bahsetmişti, Saramago ismini ilk o zaman duymuştum ama Abidin Abi ile konuşana dek, aklıma gelmemişti, unutmuştum.

Sanırım Körlük'ü tam anlamıyla anlayamadım. Kitabın arka kapağında körlüğün bir metafor olarak kullanıldığı, kitabın liberal demokrasinin iyi bir eleştirisi olduğu yazıyor. Ben liberal demokrasi nedir hiç bilmediğim için tabii, o metaforu pek göremedim. Neyin neyi temsil ettiğini ayırt edemedim. Bu nedenle yeterince derine inemedim, yüzeysel kaldı. Büyüyünce bir daha okuyacağım.

Öbür yandan tabii toplum, insan, insan ilişkileri herkesin üzerine laf söyleyebileceği şeyler, herkesin kafa yorabireceği şeyler. Yayılan bir körlük salgını sonucunda yaşanan ahlaki çöküşe tanık oluyoruz. Körlük veba gibi hızla yayılıyor, tüm kenti ele geçiriyor. Bu kentte gözleri kör olmayan tek kişi, bir göz doktorunun karısı. O kadının neden kör olmadığını bilmiyorum, onu koruyan neydi? Bunu kesin olarak sayfalar veya satırlar arasından çekip çıkaramıyorum. Bu yüzden kitabı Mert'e verdim, okusun, üzerine konuşalım diye. Benim göremediğimi o görür belki.

Mesela kitapta şöyle şeyler yazıyor: "Korku insanı kör eder, dedi koyu renk gözlüklü genç kız, Haklısınız, gözlerimiz görmemeye başlamazdan önce bizler zaten kör olmuştuk, korku bizi kör etmişti, aynı korku yüzünden körlüğümüz sürüp gidecek" 

Üzerine daha fazla yazmak istemiyorum, zaten dediğim gibi yazacak çok fazla şeyim  yok. Büyüyünce ve tekrar okuyunca daha detaylı konuşurum belki.


Diğer kitapsa Kimlik. Milan Kundera ile de Esin'in önerisi üzerine tanışmıştım, hatırlıyor musunuz bilmiyorum. Ayrıslık Valsi'ni okumuştum, keyifle okumuştum, bayağı da sevmiştim. Ama Kimlik, pek öyle olmadı.

Bunun nedenini sorduğum zaman kendime, kadın erkek ilişkilerine hiç anlam veremeyişim çıkıyor sanırım karşıma. Bir çiftten bahsediyor kitap. Birbirlerini seviyorlar ama sürekli bir yanlış anlaşılmalar falan, sanırım sağlıklı iletişim kuramıyorlar. Bunun etrafında dönüyor olaylar. Kısa da bir kitap, 132 sayfa, iki günde okudum ama eziyet gibi geldi biraz.

Belki orta yaşlı falan olsaydım daha iyi anlardım kitabı, karakterlerle daha iyi empati kurabilirdim ama yapamadım. Bu yüzden sıkıldığımı tahmin ediyorum.

Kitapla ilgili en elle tutulur şey, "Okulu bırakacağım ben" diye vızıldandığım şu günlerde, şöyle bir paragrafla karşılaşmış olmaktı (zaten işaretledim de, görüyorsunuz.) :"Öğrenim görmekten vazgeçmek bir başarısızlık değildir; benim vazgeçtiğim kendi tutkularımdı. Bir anda, tutkusu olmayan bir insan haline gelmiştim. Ve tutkularımı yitirdiğim için de, kendimi bir anda bir kenara atılmış olarak bulmuştum. Ve daha da kötüsü, başka hiçbir yerde olmak istemiyordum. O kadar istemiyordum ki, ne tür olursa olsun, yoksulluğu kendim için tehlike olarak görmüyordum. Tutkuların yoksa, başarılı olma, tanınma açlığı duymuyorsan, uçurumun kenarında oturuyorsun demektir. Ben de oraya yerleştim, hem de büyük bir rahatlık içinde. "

Son iki okumam kötü olmuş gibi geliyor ama Körlük yine iyiydi, oldukça iyiydi. Dehşete düşüre düşüre okuttu Saramago, güzel oldu. Çok keyfim yerinde olmadığımdan yazı bir durağan, bir kendinden geçmiş, kitaplar da can sıkıcı gibi duruyor sanırım ama değil. Okuyun siz. Cidden. 

4 yorum:

  1. Yorumunuz çok samimi. İçinizden geldiği gibi yazmışsınız. Teşekkürler.

    YanıtlaSil
  2. nen var kuzum? neden değilsin keyifli?

    YanıtlaSil

Bu aralar dinliyorum / aşığım

nasiplenin arkadaşlar :)

926 şarkının sadece 200'ünün gösterilmesi ayıp.

Zevkle Takip Ediyoruz:

Kitapkurtları;

Farklı İklimlerden;