23 Şubat 2014 Pazar

Euridice'nin Elleri

Dün yine Mert'le bir tiyatro macerasına atıldık. Macbeth'de her ne kadar uyumuş olsa da Mert "Biz her hafta tiyatroya gidelim!" dedi ve o gazla bu oyun için ikimize bilet aldı. Ankara'daki hiçbir tiyatronun yerini bilmediğimizden, hep bir arayış, bir çırpınma içindeyiz, bu kez 75.Yıl Sahnesi'nin peşine düştük.

Baktık Kızılay'daymış. İyi dedik, tek otobüsle gideriz, oyuna ödediğimiz kadar parayı otobüse de ödememiş oluruz. Haritadan baktık yanında yöresinde ne var diye, Geleneksel El Sanatları tabelalı bir yer var yanında. Karşısında da Vestel, başka bir şey yok. Bir yandan da "Allam ya ben buradan sıkça geçtim sanki ama ne zaman geçtim, nasıl geçtim" diye düşünüyorum. Neyse haritada Karanfil'i ve Güven Park'ı görünce "Tamam!" dedik, "Buraları biliyoz, orayı da buluruz!" Böylece önce Güven Park'a yürüdük. Oralarda bir trafik polisi bulup yol sorduk, Mithatpaşa'da tiyatro olmadığını söyleyince endişelendik. Sonunda Olgunlar'a doğru yürümeye başladık zira en iyi bildiğimiz yer orası. Pek çok kitapçıya, iki taksiciye ve birkaç büfeye yol sorduk. Bu esnada vaktimiz azalıyordu tabii, biraz da telaş ettik yetişemeyeceğiz diye, ortalıkta koşuşturmaya başladık. En son bir büfeye daha sordu Mert. Büfedeki sempatik adam "Aşağı doğru yürüyün. Ben oynuyorum, az sonra ben de gelicem." dedi ve güldü bize. Söylediklerini idrak edince biz de çok güldük. Sonunda 75.Yıl Sahnesi'ni bulduk ve oyunun başlamasına 10 dakika kala koltuklarımıza oturduk.

Tabii biz tiyatroyla ilgili pek bilgili olmadığımızdan, size çok fazla bilgi veremem, ancak kendi fikir ve gözlemlerimi yansıtabilirim. Oyunu Pedro Bloch yazmış, Yurdaer Okur yönetmiş, Uğur Çavuşoğlu da oynuyordu. Tek perdelik bir oyundu, 1 saat 15 dakika.

Biz oyunu çok sevdik. Bir daha bir daha izlemeye gidebiliriz, bir an bile sıkılmadık. Bir saat boyunca tek bir adam konuşur konuşur konuşur konuşur da sıkmaz mı? Sıkmadı.

Biz oyun hakkında hiçbir şey okumadan gittik, kimin oynadığını da bilmiyorduk. Fakat "Gözümüz bir yerden ısırıyor bu adamı!" diyip duruyorduk, Uğur Çavuşoğlu aralarında Umutsuz Ev Kadınları'nın da bulunduğu pek çok dizide oynamış.

Euridice'nin Elleri'nde ne anlatılıyordu peki? Oyun bittiğinde Mert şöyle dedi, "Cessie, bu adamın hayatında doğruyu yapan tek bir kişi bile olmamış, kendisi de dahil." Özetle buydu, hiç kimsenin doğruyu yapmadığı bir hayatı yaşayan bir adam neye dönüşür?

Başarısız bir yazar, onu anlamayan bir karısı, dırdırcı bir kaynanası ve tarihle uğraşan, kendisinin mumyaya benzettiği ve karşısında kendisini mumya gibi hissettiği kayınpederi, salonun ortasında paten kayıp duran oğlu, sürekli piyano çalan kızı ve bir şekilde hayatlarına dahil oluvermiş bir doktor.

Bütün bunlardan sıkılan, her şeyden ve herkesten kaçmak isteyen yazar, kalbini Euridice'ye kaptırıyor, güzel, zarif elleri olan Euridice'ye. Onunla kaçıyor. Fakat Euridice sandığı gibi, kendisine büyük bir aşkla bağlı değil, onu kullanıyor, tüm parasını kumarda çarçur ediyor ve sonra, sonra onu terk ediyor.

Gumersindo, başarısız yazarımız yani, yedi sene sonra evine dönüyor. Her şeyi düzeltmek, hayatını toparlamak için. Ama döndüğünde, her şeyi bıraktığı gibi bulmuyor tabii ki.

Gumersindo'yu kendisini haklı çıkarmaya çalışırken görüyorsunuz sık sık. Çok bunalmış olduğundan, başına gelenleri hak etmediğinden ve olanların kendisinin suçu olmadığından bahsediyor. Onu suçsuz bulamıyorsunuz ama, suçlayamıyorsunuz da. Oyun şimdilerde Oda Tiyatrosu'nda sahneleniyor sanırım.

Fotoğrafları buradan aldım. Şurada da şöyle bir yazı buldum, biraz daha üzerine okumak isterseniz.

Oyun bitince, tamamen kaybolmuş durumda olduğumuzun da bilincinde olduğumuzdan, nerede olduğumuzu bir öğrenelim dedik zira çarşamba günü Kontrbas için de aynı yerden biletimiz var. Biraz daha aşağıya doğru yürüyünce gördük ki, Sıhhiye Köprüsü'nde otobüsten inip, merdivenlerden de aşağıya inip, dümdüz on- on beş dakika yürürsek 75.Yıl Sahnesi'ne gidiyormuşuz. Nereleri dolandığımızı, yolumuzu bulmak için kaç kişiye sorduğumuzu aklımızdan geçirdik ve güldük halimize.

Maceraya doymamıştım! Canım balık istiyor diye Mert'i balıkçı bulmaya sürükledim. Balıkçı bulunca, aç olmadığımı fark ettim. Sonra Mert hamsi aldı, bu gün pişirecekmişiz. Ölmeyiz umarım, bu balık maceramız, son maceramız olsun istemem.

Burcu bu hafta sonu şehir dışında, bir arkadaşını görmeye gitti, bu yüzden bize katılamadı. Ama bence böylesi iyi oldu, halimden şikayetçi değilim.

Eve döndüğümde feci halde yorulmuştum, çok fazla direnemedim, uyudum kaldım. Çok güzel bir geceydi.

4 yorum:

  1. tümüne sırıttım bak bu yazının :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. hoşuna mı gitti yoksa cehaletime mi sırıttın bakiym?

      Sil
  2. tabii ki hoşuma gitti.

    cehalet diye bişi yok ki boşver. keşke herkes senin kadar bilse yürekten hissetse

    YanıtlaSil

Bu aralar dinliyorum / aşığım

nasiplenin arkadaşlar :)

926 şarkının sadece 200'ünün gösterilmesi ayıp.

Zevkle Takip Ediyoruz:

Kitapkurtları;

Farklı İklimlerden;