15 Mart 2014 Cumartesi

İnsanın Hikâyesi Üzerine

İnsanın Hikâyesi, İnsan Ekolojisi dersi vesilesiyle elime geçti. Bana kalsa öyle tarih okumam, biliyorsunuz. Zaten şunca zamandır okuduğum kitapları yazıyorum şu bloga, kaç tane tarih kitabı yazdım değil mi?

Bu nedenle sanırım İnsanın Hikâyesi benim için biraz ürkütücü bir kitaptı. Önce ona başladım bu dönem okuyacağımız üç kitap içinden. Kitabı -ki bu kitapla birlikte bir iki başka kitap da götürdüm- 15 gün gibi bir sürede bitirdim ve ara ara notlar aldım.

Barış Bıçakçı'nın çevirisi hiç fena değil, bu yüzden onun kendi kitaplarını da merak ediyorum. Bunu buraya not düşeyim.

Kitap aslında, gerçekten taş devrinden bugüne hikâyemizi anlatıyor. Yaklaşık iki milyon yıl önce evrimleştiği ve iki ayak üzerinde durarak yürümeye başladığı düşünülen Homo erectus'u anlatarak başlıyor ve tarih boyunca gerçekleşmiş önemli olaylara değiniyor.

İlkel insanın dik yürümesi tabii ki evrimsel anlamda önemli bir hadise olarak kabul ediliyor. Bu sayede ön üyeler, yani eller başka işler yapmak üzere serbest kalmış oluyor mesela. Bir diğer önemli hadise de beynin büyümesi. Bazı hocalar da baş parmağımızı diğer tüm parmaklarımıza dokundurabilmemizin, yani baş parmağımızın o şekilde konumlanmış olmasının alet yapımı açısından büyük avantaj sağladığından bahsediyor ve bunu önemli kabul ediyor. Neyse. Kitapta kısaca tarımın ve hayvancılığın nasıl başladığına değiniliyor. Tarım da insanoğlunun evrimi ve tarihi açısından çok önemli zira biliyorsunuz tarımın başlamasıyla yerleşik hayata doğru adım atılmış oluyor. Ayrıca insanın doğayla olan mücadelesinde bir adım öne geçmesi (gerçi bu şekilde ifade etmek çok doğru olmayabilir) de tarımla mümkün oluyor. İnsan Ekolojisi'nde hoca bir kavramdan bahsediyor, "taşıma kapasitesi". Bunu şöyle açıklayabilirim herhalde, bir alanda bir türün sayısını arttırma miktarı bazı koşullara bağlı. Mesela bunlardan en önemlisi besin. Örneğin yaprakla beslenen bir böcek için taşıma kapasitesi üzerinde bulunduğu ve beslendiği yaprak kadardır, basitçe. Bu yaprağı tüketebildiği sürece sayısını arttırır, yaşamını devam ettirir vs. Ancak yaprak tükendikçe böceğin üremesi ve yaşaması konusunda bir baskı, ımm bir sınırlama söz konusu olur çünkü kendisini besleyen kaynak tükenmektedir. İşte insan, tarım yapmaya başlayarak, bu "besinin tükenişine bağlı kalma" durumunu biraz değiştirmiş zira besini "üretmeye" başlamış. Bu yüzden tarım önemli.

Bu ilkel insanın dünya üzerine yayılımı, ilk uygarlıklar, yazının bulunması, ticaret yine önemli. Fakat itiraf etmeliyim ki bu eski uygarlıklardan bahsedilen kısımlar benim için çok havada kaldı ve takip etmekte zorlandım. Mert bunu bu konularda çok fazla birikimim olmayışına yordu.

Tabii tarihte bir noktadan sonra bilim devreye giriyor. (Bu arada Veba salgınları, AIDS'in ortaya çıkışı -ki bu vebadan çok çok sonra- ekolojik anlamda bakacak olursak önemli olabilir bu yüzden bunları buraya not düşüyorum ve derste hocanın üzerinde durup durmayacağı konusunda merak içindeyim.) I.Dünya Savaşı işte ateşli silahların ilk kez tarih sahnesine girdiği bir dönem olarak anlatılıyor. Tarihin görüp göreceği en korkunç iki diktatöre şöyle bir bakış atıyoruz sanırım, Stalin ve Hitler. Üçüncüsü de bizimki heral. Neyseee...

II.Dünya Savaşı'nda artık radarlardan falan bahsedilmeye başlanıyor. Bilimsel gelişmeler önemli. Sonrasında zaten biliyorsunuz, hidrojen ve atom bombaları icat ediliyor. Ülkeler kimyasal silahlar edinmeye başlıyorlar. Dünya pek tekin bir yer değil artık, bu silahların kullanımını engelleyen bir şey varsa o da silahların tek bir ülke tekelinde olmayışı. Yani insanlar birbirleriyle savaşacaklar diye dünyayı yok etmekten korkuyor.

Biraz toplumların yemek kültüründeki değişimden bahsediliyor, bu McDonald's örnek verilerek anlatılıyor. Biraz da bu "süpergüçler" dediğimiz ülkelerin bilimsel gelişme anlamında giriştiği yarışlardan bahsediliyor.

Kitap, yazarın gelecek üzerine minik tahminlerine yer vererek son buluyor. Kitap insanın tarihine şöyle bir göz atmak için oldukça uygun. Ayrıca daha derinlemesine okuyacak konular da bulabilirsiniz içinde.

Kitabı Mert'e verdim ben okusun diye. Bu yüzden şu bilgileri verirken şuradan yararlanıyorum: Yazar James C. Davis, çeviren Barış Bıçakçı. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları'ndan çıkmış, 488 sayfa.

8/10

4 yorum:

  1. çok kalınmış ya. sıkar beee :) sevmişsin yazdım bi bi kenara :)

    YanıtlaSil
  2. barış bıçakçı da hala okumadım uff ya :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de okumadım. Okumak istiyorum.

      Sil

Bu aralar dinliyorum / aşığım

nasiplenin arkadaşlar :)

926 şarkının sadece 200'ünün gösterilmesi ayıp.

Zevkle Takip Ediyoruz:

Kitapkurtları;

Farklı İklimlerden;