23 Mart 2014 Pazar

Kendine Ait Bir Oda ve Yerdeniz Büyücüsü Üzerine

Kendine Ait Bir Oda, ikinci Virgina Woolf kitabımdı. Bundan önce Deniz Feneri'ni okumuştum ve sanıyorum o kitaptan pek fazla etkilenmemiştim. Aslında şimdi, o zaman yazdıklarıma baktım da, o an sevmişim kitabı ama şimdi pek bir şey hatırlamıyorum ne okuduğumla ilgili. Küçük fotoğraf kareleri var zihnimde Deniz Feneri'ne dair, resim yapan bir kadın, dergilerden bir şeyler kesen bir çocuk, fötr şapkalı bir baba... Daha fazlası değil, demek ki bir daha okumak gerek.

Kendine Ait Bir Oda ise, mükemmel bir okumaydı. Zaman içerisinde bunun da büyüsü kaçacak mı şimdiden kestirmek zor ama, o an (okurken) ve şu an söyleyebiliyorum ki Kendine Ait Bir Oda çok önemli ve harika bir kitap.

Şimdi elimde kitap olsaydı daha detaylı yazabilirdim ama kitabı Mert'e verdim okusun diye. Bir sürü yer işaretlemiştim, bir sürü şey düşünmüştüm fakat üzerinde durmadım. İlk okumamı, bir keşif okuması gibi düşündüm. Derinlemesine düşünmedim, derinlere inmedim. Çünkü daha kitabın başında biliyordum ki Kendine Ait Bir Oda benim bir daha bir daha ve bir kez daha okuyacağım kitaplardan olacaktı. Bu yüzden yorumum da yüzeysel olacak. Aslında kitabı kapattığımda, yorumlamayı düşünmüyordum fakat bu gece beynimi bununla meşgul edeyim istedim.

Kendine Ait Bir Oda, bir kadın yazardan, "kadın ve kurmaca yazın" üzerine konuşma yapmasının istenmesi üzerine, konuşmasını hazırlama yolculuğundaki düşüncelerini bize aktarır diyebiliriz sanırım. Şu temel (ve kadınların karşısına yüzlerce kez çıkmış) soruya cevap vermeye çalışır: "Madem siz kadınlar da biz erkekler kadar zeki ve yeteneklisiniz, o zaman neden kadınlar arasından bir Shakespeare çıkartamadınız?"

Böylece "kadın yazar" bir göl kıyısına oturup düşünmeye başlar. Bu arada söylememek haksızlık etmek olur ki Virgina Woolf'un anlatımı öyle iyi ki, o "kadın yazarı" çimler üzerinde oturup gölü seyrederken görebilirsiniz, hatta onun zihninden geçen oltayı ve balığı bile. Daha sonra düşüncelerinin etkisiyle kalkıp hızlı hızlı çimlerde yürümeye başlar fakat bir papaz onu durdurur ve yola geçmesi gerektiğini hatırlatır. Kafasındaki sorulara cevap bulma umuduyla kütüphaneye koşan yazar, yanında bir refakatçi olmadığı için kendisini içeri alamayan kütüphane görevlisiyle karşılaşır.

Virginia bir akşam yemeği betimler, o yemekte konuşulanlardan bahseder. Keşke kitap elimde olsaydı da cümleleri birebir aktarabilseydim fakat zihnimdekilerle yetinelim. Orada kadın yazar kendi düşüncelerine dalar. "Annelerimiz" der "ne işlerle meşguldüler ki para yönetimi işini erkeklere bıraktılar? Güzel kıyafetlere mi bakıyorlardı? Eğer onlar mağaza vitrinlerinde zaman geçirmek ve evdeki işleri yapmakla yetinmek yerine diğer işlerle de ilgilenmiş olsalardı, ve bize biraz para bırakabilselerdi, o zaman şu anda 'kadın ve kurmaca yazın' üzerine konuşmak yerine atom bombasından bahsediyor olabilirdik." Aşağı yukarı böyle şeylerdi, tabii ben onun ifade ettiği kadar güzel ifade edemedim.

Sonra incelemelerini sürdürür kadın yazar, daha önceki kadın yazarlardan bahseder. Jane Austen'den, Brontë kardeşlerden ve onların yazdıklarından, yazma çabalarından ve çalışmalarının sürekli ve sürekli bölünüşünden bahseder. Kadının yaşamı üzerindeki sınırların edebiyata nasıl yansıdığına da değinir. Kadınların yazabilmesi için der, kendilerine ait bir odaları ve yaşamlarını sürdürecek kadar gelirleri olması gerekir.

Kitabı anlatacak olursam, kabaca böyle anlatıyorum. Belki geçmişin kadın yazarlarını okuduktan sonra daha farklı bir açıdan bakarak yazarım Kendine Ait Bir Oda'yı. Daha farklı cümlelerin altını çizerim, o zamana dek, şu anki düşüncelerimi buraya not düşmüş olmak adına yazıyorum.

Kendine Ait Bir Oda, Kırmızı Kedi Yayınları'ndan da çıkmış fakat ben İletişim'den okudum. Çeviren Suğra Öncü, kitap 127 sayfa.

Bahsetmek istediğim diğer kitap Yerdeniz Büyücüsü. Bu aslında Mert'in kitabı, onun seçimi fakat benim de merak ettiğim bir kitaptı. Ursula K. Le Guin daha önce hiç okumamıştım, Mülksüzler gözüme çarpıp duruyordu, bakışıyorduk sadece. Şu meşhur kitap alış-verişimiz esnasında sipariş etmişti Mert. Okudu ve çok beğendi. Kendisinden beklenmeyecek bir performans sergileyerek bir günde bitirdi kitabı. Bunun üzerine merakım daha da arttı ve kitabı ondan ödünç istedim.

Fakat o sıralar sanırım İnsanın Hikâyesi'ni de okuyordum, sonra bir başka kitaba yelken açacak gibi oldum, o kitap da Nereye Gitti Bu Entelektüeller? olabilir. Böyle olunca Yerdeniz Büyücüsü biraz sıkıntı oldu bana. Okuyamadım, bitiremedim, bitsin istedim falan. Pek fazla keyif alamadım.

Mert Ursula'nın kendisine yepyeni bir fantezi dünyası sunduğunu söyledi ama bana kalırsa çok ilginç bir fantezi dünyası değildi bu. Yine diyarlar ve okyanuslar söz konusuydu. Ejderhalar, büyücüler, büyüler, denizciler, esas oğlan Ged'in peşine takılan sevimsiz gölge ve böyle bir macera işte.

Bir gün bir oğlan, çeşitli güçlere sahip olduğunu keşfeder. Yaşadığı köyün cadısı tarafından bir nebze de olsa eğitilir, bu sayede bir köyün hayatını kurtarır. Daha sonra ulu bir büyücü onu çırağı olarak himayesi altına alır fakat sabırsız oğlan ustasının eğitim biçminden pek hoşlanmaz ve bir an önce pek çok şey öğrenme peşine düşer. Böylece ustası onu bir gemiye bindirdiği gibi, bir tür büyücülük okuluna gönderir. Ged, yani bahsettiğimiz oğlan içinde müthiş bir potansiyel bulundurmaktadır, insanlar inanır ki, o yeryüzündeki gelmiş geçmiş en büyük büyücü olacaktır. Ged biraz bunun getirdiği kibir ile, kendisinden büyük fakat yıldızının hiç barışmadığı bir oğlanla iddiaya girer. Ölüler dünyasından bir ruh çağırır Ged, fakat o ruhla birlikte, serbest kalan bir başka yaratık da gelir, bir gölge, şekli ve ismi olmayan bir canavar. Ve Ged'e musallat olur. Olaylar da bunlar etrafında dönmektedir kitapta.

Ben kitabın sonlarına doğru bazı bölümleri atladım. Anlatırken kulağa hoş geliyor, tekrar okumak istedim şimdi kitabı. Ama okurken hiç böyle olmamıştı. Yine de bu serinin diğer kitaplarına da fırsat vermek isterim, Mert alırsa ondan otlanırım sanırım.

Kitap Metis Yayınları'ndan çıkmış, çeviren Çiğdem Erkal İpek, 182 sayfa.

4 yorum:

  1. le guin'in ilk okumaya çabaladığım kitabı uçuştan uçuşa'ydı sanırım. açıkçası o kitabından pek hazzetmediğimi hatırlıyorum belki de zamanı değildi, sonra mülksüzleri aldım ama ne zaman okumaya başlasam, 15-30 sayfa arası okuyup bıraktım. sonra aya tırmanmak ve diğer öyküleri aldım. sonuna kadar da okudum. açıkçası başlangıçta kitaba adapte olamadım ama bitirdim bir şekilde.
    tam vazgeçmek üzereyken karanlığın sol eli'ni okudum ve barıştım kendisiyle. sanırım ben le guin için gri günlerimin romancısı desem pek garip olmaz. ama benim okuduğum zaman için bana göre karmaşık kitaplarmış. sanırım bu yaz sonunda mülksüzlerle başlayarak ilişkimizi sağlamlaştırırız.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bakalım ben barışabilecek miyim onla, sonumuz ne olacak. Ama benim de kötü bir zamanıma denk geldi, ondan böyle olduğuna inanıyorum. Umarım ben de yıldızımı barıştırırım. Sana da kolay gelsin le Guin okumalarında :D

      Sil
  2. le guin. mülksüzler. ah ah ne roman be. bu da iyi be.

    kendine ait bir oda önemli yaa. woolf diğer hepsi iyi. saatler'e de ağlamışsın ya. urganın o kitabını netten al bari. ya da sahaflara sor işte. var olduğunu biliyorum o kitabıın :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mert aldı bana o kitabı.
      Evet çok ağladım. "bi kahve bi kitap" blogunda okudum, Saatler meğer romandan uyarlamaymış. O romanı da bulup okumak lazım.

      Sil

Bu aralar dinliyorum / aşığım

nasiplenin arkadaşlar :)

926 şarkının sadece 200'ünün gösterilmesi ayıp.

Zevkle Takip Ediyoruz:

Kitapkurtları;

Farklı İklimlerden;