15 Ekim 2014 Çarşamba

öykü mimi

Serin bir kasım akşamı. Koşaradım yürüyor, karşısında üzerine üzerine gelen insan kalabalığı. Elinde yelpazesiyle yuvarlanarak üzerine gelen kadına çarpmaktan son anda kurtuluyor, derin bir nefes alıyor. Hoh! Çok yakındı. Kadın menopozda, besbelli bu.

Birkaç merdiven iniyor, bir alt geçitten geçiyor, çıkıyor. Ana caddeden ayrılıp ara sokaklardan birine dalıyor. Biraz daha yürüdükten sonra onu görüyor. Saçı sakalı birbirine karışmış, kir pas içinde yerde oturuyor yaşlı adam, piposunu tütünle dolduruyor.
"Bu gün benim doğum günüm. Bu yüzden sana bir armağan vereceğim." diyor kız.
"Enteresan. Ben doğum günü olan kişilere armağan verilir sanıyordum." diye yanıtlıyor adam.
"Kaysana." Yerleşiyor yaşlı adamın yanına. Çantasından bir miktar para çıkarıp adama uzatıyor. "Bana içki satmıyorlar, sen bununla bir şeyler alırsın. İşte hediyem bu." Parayı itekliyor elinin tersiyle adam. Homurdanarak kafasını öteki tarafa çeviriyor. Kız parayı yere bırakıyor ve konuşmaya başlıyor: "Sandığın kadar da önemli değil bu" diyor "hayat aslında bunların etrafında dönmüyor." Adam göz ucuyla bakıyor kıza, tekrar çeviriyor başını. "Bir kitap okumuştum aslında, paranın önce bir araçken sonra amaca dönüşmesinden bahsediyordu. O an, insanın öldüğü an, biliyor musun? İnsan ruhunun demek istiyorum çünkü para amaç olduğunda, hem kuvvetli bir amaç olduğunda onu elde etmek için yapılmayan şey yok. İlkeleri bile satın alıyor para, etik kuralların önüne geçiyor."

"Benim paraya ihtiyacım yok. Bu yüzden çok param var. Bana verilen paraları yastık kılıfımda biriktiriyorum, sonra da... bu kadar. Sadece biriktiriyorum. Para biriktirmek obsesyon belirtilerindenmiş, biliyor muydun?" 
"Çok konuşuyorsun" diye homurdanıyor adam. Böyle bir arkadaşlığı ikisinden başkası anlayamaz, kız sık sık geliyor ihtiyarın yanına. İhtiyar sessiz, aksi. Ama zararsız. Kız konuşkan, susmaksızın konuşuyor, bazen nefes nefese kalıyor konuşmaktan. İhtiyar hayret ediyor, bir insanın, bu yaşta bir çocuğun nasıl söyleyecek bunca şeyi olabilir diye düşünüyor.

"Çok konuştuğumu biliyorum ama doğru söylüyorum." diyor kız. Yanıldığını kabul ettiği anlar çok ender. Zannedersiniz alçak dağları o yaratmış. "Bu gün Bukowski okumaya başladım. Bu yüzden seninle bira içmek istiyorum" diyor, yine bir homurdanmayla karşılaşıyor. Kıkırdıyor. Sonra duruyor ve soruyor; "Aşık oldun mu sen hiç?" İhtiyar olmadığını söylüyor. "Tam düşündüğüm gibi" diyor kız. "Peki gerçek insanlardan nefret ediyor musun?" 
"Hepsinden."
"İşte bu doğru değil" diyor. "Ben sanırım aşık oldum." Utangaç utangaç gülümsüyor.
"Cahil, ukala, aptal, küçük, küstah bir kız çocuğusun sen" diyor ihtiyar. "Aşktan ne anlarsın?"
"Hey yavaş gel bakalım. Ben sana midede uçuşan kelebeklerden bahsetmeyeceğim ki, baş başa sakızlı muhallebi yemekten-"
"Yastık kılıfı, sakızlı muhallebi... Ben çocukken Mualla Abla vardı... Onun ruhu sende mi hayat buldu diye düşünüyorum bazen" diyerek gülüyor ihtiyar. Şimdi kızın suratı düştü biraz.
"Ben ciddiyim."
"İyi."
"İyi."
Bir sessizlik. İhtiyar huysuzluğunu bir kenara bırakamıyor, kız alttan almayacak, inatçı ikisi de. Sonunda ihtiyar "Kimmiş bu oğlan?" diye soruyor. İlgisiz gibi görünmeye çalışarak.
"Psy diyelim biz ona. Aslında dediğim gibi, bir yakınlaşmadan, bir uzlaşmadan söz etmiyorum. Bir gerilim benim bahsettiğim. Bitmek tükenmek bilmiyor. Bazen, birbirimizi öldürebileceğimizi düşünüyorum. Belki de sevgili, acıma hissetmeyeceğimiz bir düşmandır. Yani bilmiyorum, biraz kafam karışık. Galiba ben- galiba ben sonsuz bir mücadele isteğiyle lanetlendim. Seninle olan arkadaşlığımı düşünüyorum. Yaşlısın, pis kokuyorsun-" 
"Teşekkür ederim."
"Afedersin."
Saatine bakıyor. "Eyvah! Eve geciktim. Parayı almıyorum." diyor aceleyle ayağa kalkarken. "Yarın yine geleceğim. Bu konu üzerine düşün olur mu? Çünkü bu hikâyedeki bilge ihtiyar sensin, bana akıl vermen gerekecek!"

Koşmaya başlıyor. Birkaç kişiye çarpmaktan son anda kurtuluyor. Birden bir araç kaldırıma doğru savruluyor, çok yakındı. Yanındaki teyze bağırıyor "Ehliyeti kasaptan mı aldın be!" 

Anın şaşkınlığını üzerinden atınca, kulaklıklarını takıp kalabalığı yara yara eve doğru koşuyor. Bu gün onun doğum günü. Mum üfleyecek, bir dilek tutacak ve dünyanın en huysuz adamına bir armağan verdi.

Sevgili Sıla beni mimlemişti. Mimi ancak yapabildim. İçinde pipo, sakızlı muhallebi, yastık kılıfı, ehliyet ve cahil kelimeleri geçen bir yazı veya şiir yazacaktık. Bir şeyler karalamaya çalıştım ben de, ne zamandır öykü vs yazmıyordum. Benim için de eğlenceli oldu. Muhtemelen birkaç dakika sonra yazdıklarımdan nefret edeceğim, bu yüzden okumuyorum. İsteyen herkes mime katılabilir :)

Ayrıca mimlediği için Sıla'ya çook teşekkür ederim.

6 yorum:

  1. Çok güzel olmuş :D ellerine sağlık sevdim ben :))

    YanıtlaSil
  2. hah haaaa öykü yazsana amaaa seen :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ya ilham gelmiyo ki, gelse yazarım :D

      Sil
  3. bence sen gündelik yaşamını anlat zateeeen :))) çok tatlı anlatıyon valla :)

    YanıtlaSil

Bu aralar dinliyorum / aşığım

nasiplenin arkadaşlar :)

926 şarkının sadece 200'ünün gösterilmesi ayıp.

Zevkle Takip Ediyoruz:

Kitapkurtları;

Farklı İklimlerden;