18 Kasım 2014 Salı

çok şey oldu anlatacak... başlıyoru

Mert Burcu'yu ve beni evine davet etti. Bir arkadaş canlısı olası gelmiş bir şeyler... Burcu gelmedi fakat ben Cuma okuldan sonra Mert'e geçtim. Bana nefis bir mantarlı salata hazırladı, çatlayana dek bir şeyler yedik. Saçma ruh halim, Koray takıntım çocuğun planlarını biraz mahvetti sanırım ama o yine de benimle olmaktan mutluydu. Ben de onunla olmaktan mutluyum, her zaman. Nohut bana şey demişti "Mert'le kardeş gibiyiz diyordun." Evet öyle gerçekten, Mert benim kardeşim, oğlum, dostum ve daha birçok şeyim. Onunla aramızdaki bağ oldukça güçlü ve kopması da zor, ne yaparsa yapsın kendimi onun için bir şeyler yapmaya çalışırken veya onunla bir şeyler yapmaya çalışırken buluyorum.

Ertesi gün beraber kursa gittik, o gün çok enteresan bir şey olmadı galiba. Pazar günü kurstaki sınıf olarak bir yere oturup bir kahve içme kararı aldık, hoca da gelecekti falan. Öyle sözleştik ve ah kurs çıkışı Mert'le Kentpark'a gittik. Ben kendime cep telefonu alacaktım, hem sinemaya gireriz diye düşündük. Daha evvel Palme'ye uğradık, Mülksüzler'le Solaris'i aldık.

Alışveriş merkezinde bir şeyler yedik, oyuncaklara baktık, telefonumu aldım. Mert gördüğü en ilginç alış veriş olduğunu söyledi, sanırım öyleydi de. Bir şeyler yedik. Ben felaket duygusaldım elbette o gün de. Son günlerde böyleyim.

Çağan Irmak tanıdığım tek Türk yönetmen olabilir ve zannediyorum çektiği her filmi de izledim. Bir kısmını da sinemada izledim. Bu filmi de Merak ediyordum, benim önerimle bu filme girdik.

Çağan Irmak'ın bazı filmlerinden çok etkileniyorum. Ulak gibi, Bana Şans Dile gibi, Unutursam Fısılda gibi. Bazı filmleri ise bana çok bir şey ifade etmiyor, Issız Adam gibi, Mustafa Hakkında Her Şey gibi... Bunu kadın erkek ilişkileri konusundaki deneyimsizliğime bağlıyorum biraz. Her neyse.

Bana kalırsa film etkileyiciydi, bir yandan cıvıl cıvıldı, bir yandan deli gibi ağladım. Bilemiyorum, Oyuncular da iyiydi bence, ben Hümeyra'yı çok beğeniyorum hep, Işıl Yücesoy'u çok beğeniyorum.Onların iletişimi, diyaloglar iyiydi diye düşünüyorum. Ay ne bileyim gidin izleyin beğendim ben.

Oradan odama geçtim. Bir de o gün internet üzerinden tanıdığım fakat çok da değer verdiğim biriyle, Ahmet Abi'yle görüşme fırsatım oldu. Bazı nedenlerden ötürü yolu Ankara'ya düşmüş. "Görüşelim" dedim tereddütsüz. Çünkü bana kızım diyen bir adamdan bahsediyoruz, saatlerce derdimi dinleyen bir adamdan bahsediyoruz. Onunla yüz yüze görüşme fikri müthişti.

Pazar günü önce kurstakilerle kahve içtik sonra İmge'ye girdik Mert'le. Peyniraltı Edebiyat'ı aldım iki sayısını aldım okudum, fena değil. Yeni sayısını da dün Dost'ta gördüm. Bendeki sayı Hemingwey üzerine. Bir de Kafkaokur aldım fakat ona daha bakamadım. Sonra Ahmet Abi İmge'ye geldi. Mert onunla tanıştı ama bizimle kalmadı, kaçtı.

Yakınlarda bir yerlere oturduk ve saatlerce konuştuk. Ahmet Abi'yle konuşmak onu dinlemek her zaman keyifli zaten. Tanıdığım en zeki adamlardan biri. Çok fazla şey biliyor, hayat tecrübesi denen bir şey var bir de. Böyle işte.

Ahmet Abi'yle konuşurken Koray konusunu da büyük ölçüde çözdüm kafamda. Ben hep kendime o beni istiyor mu diye sormuşum ama ben onu istiyor muyum kısmına çok eğilmemişim. Alelacele, istiyorum diye cevaplamışım kendimi ama aslında benim istediğim o değil. Ben kendine güvenmeyen, kendini değerli bulmayan birinin açlığıyla bir sebepten, ondan gelecek ilgiye ihtiyaç duymuşum. Ama ne paylaşıyoruz biz Koray'la, ne konuşuyoruz, beni ne kadar anlıyor diye sorgulayacak olduğumda elimde pek bir şey olmadığını görüyorum. Onun neden benimle ilgilendiğiyle ilgiliyse de en ufak fikrim yok. Tabii bunları idrak etmek beni biraz rahatlattı, biraz özgürleştirdi. Şimdi kendimi çok daha iyi hissediyorum.

Ahmet Abi'yle konuşurken antropolojiden yan dal yaptığımı söyledim. Onun da ilgilendiği bir alanmış, bana bir sürü kitap önerdi, İmge'ye geçtik tekrar. Benim için çok dolu bir gündü, kafamda binbir türlü şey dönüyordu zaten onunla konuşmamızdan sonra.

Pazartesi günü, dün yani antropoloji vizesi vardı. Odama gittim ve öyle böyle derken, çalışmaya çalışarak sabahın beşine dek oturdum. Yedi buçukta kalkmak durumundaydım ve dünü iki buçuk saatlik uykuyla geçirdim arkadaşlar.

İki gibi yine Ahmet Abi'yle buluştuk Dost'u gezdik. Kitaplar ve yazarlar üzerine konuştuk, o anlattı ben dinledim. Bir sürü güzel kitap ismi aldım. Sonra Ahmet Abi beni aldı, Adilhan İş Merkezi'ne götürdü, sahaflarla ve kitapçılarla dolu bir yermiş.

Sahibi kendisinin de arkadaşı olan Ayışığı Kitabevi'ne götürdü beni. Sahibi gördüğüm en ilginç adamlardan biri ve bana kalırsa, gerçek bir kaybeden. Yani hani, ne demek istediğimi biliyorsunuz. Mete Avunduk'u Kaan Çaydamlı'yı bilmiyorum ama bu adam, o adam işte bana kalırsa.

Ben kitapları inceledim. Şu ön rafta satma ihtimali daha yüksek olan tırt kitaplar var. Aralarda çok güzel kitaplar bulabilirsiniz onu da fark ettim. Samed Behrengi kitaplarını setler halinde satıyor herhalde, bir dahaki gidişimde soracağım. Bu kitabevinde, kitapların tanesi 5 lira, romanları kastediyorum. Ansiklopediler, ders kitapları falan da var, onları bilmiyorum. Neden kitapları bu kadar ucuza sattığını sordum ve "Emeeeen" der gibi bir surat ifadesiyle beni geçiştirdi.

Alt katta abisinin kitabevi vardı yine, yanlış hatırlamıyorsam alt kattaydı. Her neyse oraya da uğradık. Bahsettiğim kitapçının sahibi Göktuna Rahmi, tanıyor musunuz bilmiyorum. Ben tanımıyordum. Aslında bir yazar. Bir sürü kitap çıkarmış kısa bir süre içerisinde ama tanınmıyor. Çok tanınmak gibi bir gayesi de yokmuş, yayınevleriyle pek ilgilenmiyormuş mesela, kitaplarını basmak isterler mi diye bir arayış bir çaba içerisinde değilmiş. Kültür Ajans Yayınları'ndan çıkmış kitapları. Tabii ki gitmişken kitaplarını aldık, imzalattık. Mantar Tabancalı Çocuk'u da hediye etti bana bu arada.

"Yazdıklarıma öykü diyebilirsin, tiyatro diyebilirsin, roman diyebilirsin" demişti. Bir tür ismi verdi, ne deniyormuş bu tür anlatılara hatırlayamıyorum ama öyküden uzun, romandan kısa olduğunu ve şiirsel bir tarz olduğunu biliyorum. Bahsettiğim şeyin ne olduğunu biliyorsanız, söyleyin.

Sonra İş Bankası Kültür Yayınları'na da gittik, orada yayınevinin kitapları var yalnızca ve %20 indirimli tüm kitaplar. Ömer Hayyam'a burun kıvırdığımı gören Ahmet Abi derhal kitabını alıp okumamı istedi. "Bazı kitapları sevdiğimiz, tarzını kendimize yakın bulduğumuz için okumayız. Çok etkilenilen, çok okunan bu kitaplar her yerde karşımıza çıkar, her yerde referans verilir, bu yüzden bilmekte yarar var" diyerek ikna da etti beni. Bakalım, okuyacağım.

Biraz gezip dolaştıktan sonra Ayışığı'na geri döndük. Oradan da bir iki kitap baktık ve aldık. Dediğim gibi kitaplar çok ucuz. Bir ansiklopedi serisi ve beş kitaba toplam 25 lira verdim. İki kitabı bana hediye ettiler zaten, biraz da Ahmet Abi indirimi yapıldı sanıyorum. "30 lira ödeyeceğim herhalde size" diye şaşkınlık içinde kekelerken "Fark etmez ya, ne ödersen öde" dedi, "al bunu da öğrencisin cebinde bulunsun" diyerek beş liramı da almadı. Tabii ki hala şaşkınım ben bu hususta... Yani... Şaşkınım evet.

Bunlar ganimetlerim. Toprağın Altında Ter İçindeyim'e başladım, haikaketen aşina olmadığım bir anlatım tarzı ama dili kuvvetli, etkileyici. Belki de ben duygusal olduğumdan böyle. Kitabı bitirdikten sonra daha detaylı bahsedeceğim zaten.

Az önce kendime muazzam bir salata yaptım ve şimdi de lab öncesi föyümü okuyacağım, koştur koştur ancak yetişeceğim herhalde, acele etmem gerekiyor. Koş balık koş...

6 yorum:

  1. bayaa bereketli bir gün geçirmişsin iyi olmuş :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ya gerçekten öyleydi, çok güzeldi :D

      Sil
  2. cessie!

    minik balığım seni okumayı ne kadar özlemişim ya.. yine cıvıl cıvılsın.

    mert gibi bi dostun olması çok güzel açıkcası bira zkıskandım ehe :)

    canım mantarlı salata çekti şu yazıdan sonra bol okumalar teleofnununu da güle güle kullan.

    a bu arada unutursam fısılda filminde ben de deli gibi ağladım :(

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ya ben de seni okumayı özledim Mia, nerelerdesin?
      Mert evet, gerçekten öyle. Yapıver sen de hemen bi salata *.*
      Teşekkür ederim <3

      Sil
  3. Yanlış hatırlamıyorsam novella deniyor öykü ile roman arası kitaplara. Çok olmuş sen bunu yazalı ama eğer bulamadıysan fikrimi belirtmek istedim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yok kastettiğim novella değildi. Daha farklı bi şeylerden bahsediyodu o.

      Sil

Bu aralar dinliyorum / aşığım

nasiplenin arkadaşlar :)

926 şarkının sadece 200'ünün gösterilmesi ayıp.

Zevkle Takip Ediyoruz:

Kitapkurtları;

Farklı İklimlerden;