5 Şubat 2015 Perşembe

bir önceki yazıyla aynı tema...

Ben yine Mert'in evindeyim, birlikte ikimizin de at hırsızına benzediği fotoğraflar çekiyor, gece oturup gündüz uyuyoruz. Ben aslında sahalara geri döndüm, yazmak da çok istedim fakat bilgisayarım facia... Çok yavaş, sayfaları açmıyor vesaire vesaire... Böyle olunca birkaç girişimim oldu ama delirmemle son buldular.

Yazmadığım süre içinde büyük gelişme kaydettim ben. Şimdi hepsini anlatacağım sakin olun.

Öncelikle, büyük acılar çekerek Adana'ya gittim, ailemin yanında. İki hafta kadar orada kaldım. Sandığımın aksine Ankara'dan uzaklaşmak bana iyi geldi. Annemi hiç özlememişim. Babamı özlemişim. Kuzenlerimi çok özlemişim.

Eniştem gözünden ameliyat olmuş, Mecit Abi'mdelerdi teyzemle, onları görmeye gittik evvela. Sonradan Şükran Teyze'mle Mahir Abi'm de geldi. Çok dolanmadım ortalıkta, Sinemis'in odasına geçtik. Sonradan teyzemlere hoşgeldiniz demek için salona geçince Mecit Abi'm "Ne var bu Ridade'de? Bizim suratımıza baktığın yok" dedi. "Kusura bakma ama senin güzel ve dolgun göğüslerin yok şekerim" yanıtını aldı. Her zamanki gibi halıya sıçmışım tepkisi ehehe.

Esin'e gittim bir ara. Annemin beni bir türlü kabullenemeyişi ve bunun ruhumda açtığı derin yaralar üzerine konuştuk. Esin aslında annemin yaptığı şeyi benim de ona yaptığımı söyledi. Konuşmanın sonunda sadist ve egoist olduğumu öğrendim, halbuki ben kendimi yufka yürekli sanıyordum. "Haftaya yine gel, konuşalım" dedi. Bir de fikir verdi bana, bir hafta boyunca annemin istediği kız olmayı deneyecektim.

Her şey güzel başladı bence. Akşama kadar onlarla oturdum, annemle televizyon programları izleyip yorumlarda bulundum, sofrayı hazırlamasına ve toplamasına yardım ettim, kahve pişirmeyi teklif ettim. Bence mükemmel gidiyordum. Ne yazık ki bu sadece iki gün sürdü. İkinci günün akşamında içimdeki canavar dışarı çıktı ve bunun sorumlusu kesinlikle kuzenlerim.

Ceyhan'dan Gupse geldi Mecit Abi'mlere. Ridade de onu da alıp bize geldi. Bu toplaşmayı ben Ankara'dayken planlamıştık aslında. Odama geçtik. Nasılsa annem yok diye özüme döndüm. Abur cuburlar, erkek dedikodusu, aşk hayatlarımız ortaya döküldü, gülüşüyoruz, ofluyoruz pofluyoruz sonra yine gülüşüyoruz falan, klasik. Sonra annem geldi odaya. Ve ne hikmetse konu Mahir Abi'me ve beni onaylamayışına geldi. Ooops! Neredeyse başarıyordum fakat sonunda... Sonunda kendimi annemi dehşete düşürecek şeyler söylerken ve katıla katıla gülerken buldum. O an fark ettim ki, ben en olmadık yerde en uygunsuz şeyi söyleyen kız olmayı seviyorum. Ve balık kendisiyle barışmaya bi adım daha yaklaştı! Yeha!

İki gece bizde kaldılar, ertesi gün hazırlanıp çıktık. Gupse bana bir aylaynır çekti arkadaşlar, bir daha gözlerim öyle aylaynır görmeyecek yüzde yüz eminim. Ben kesinlikle beceremiyorum çünkü. Bir yerlere oturduk kahve içtik. Kızlar dudak büzmeli fotoğraflar çekip çekin yaptılar. Çünkü tiineycır olmak bunu gerektirir.

İkinci gecemiz çok sıkkındı. Ben Koray'a takmıştım, kızlar başka şeylere... Çok ifşa etmek istemiyorum onların özel hayatını. Birileri okur mokur... Neyse işte. Yine de birlikte olmak güzeldi. Arada birbirimizi paralamamız gerekti, çekirdekler havada uçuştu falan.

Sonra gittiler. Koray'la çeşitli mevzular oldu, bi ölümün eşiğine geldim. Şaka şaka. Ne ölümü. Abartıyorum sadece, fazlaca asabım bozuldu diyelim, bu konu kapansın.

Esin'e bir kez daha uğradım bu kez Koray'ı konuştuk. Esin'le konuşmak bana hep iyi gelmiştir. Her şeyi daha net, daha basit görmemi sağlar. Bu kez de öyle oldu. Onunla konuştuktan sonra düşündüm, küçük çaplı aydınlanmalar yaşadım. Kendimi çok daha güçlü hissediyorum, kesinlikle toparlandım. Bakın kesinlikle diyorum. Almam gereken kararları sonunda aldım, elin oğluna takmayı -neredeyse- bıraktım. İyi şeyler bunlar, kendimi oldukça iyi hissediyorum.

Ertesi gün de yola çıktım ve Ankara'ya döndüm. İlginç bir yolculuktu. AŞTİ'de Mert'le buluşup onun evine geçtik, o da aynı gün Denizli'den döndü. Cuma döndük, hafta sonunu uyuyarak geçirdik. Pazartesi akşamı onu Soul'a götürdüm, yemek yiyip bira içtik. Güzeldi. Cidden güzeldi. Mal varlığımızın bir kısmını orada bıraktık.

O günden bu yana da, günlerimi uyuyarak, gecelerimi House ve Bu Tarz Benim izleyerek geçiriyorum. İdil'le Koray'ın arasını yapmayı hayal ediyorum. Bülent Ersoy'u ve Cemil İpekçi'yi sevdiğime karar verdim çünkü ikisi de huysuz. Ama jürinin tamamı sevimli. Serpil'in gittiği bence çok iyi oldu, saçma sapan biriydi zaten. Aygün'e de gıcık oluyorum. Söyleyeceklerim şimdilik bu kadar.

Bu geceyi Rolling Stones gecesi ilan ettim, bir yandan sonunda Çalıkuşu'nu okuyorum, çok güzel kitap, herkesler de okusun *.* Şarkıyı bırakıp usul usul terk ediyorum şimdilik burayı...


2 yorum:

  1. yani işte sende şey var bak. ters tepme durumu. annen bişi deyince vur deyip öldürüyorsun. uca doğru gidiyorsun :)

    YanıtlaSil

Bu aralar dinliyorum / aşığım

nasiplenin arkadaşlar :)

926 şarkının sadece 200'ünün gösterilmesi ayıp.

Zevkle Takip Ediyoruz:

Kitapkurtları;

Farklı İklimlerden;