14 Şubat 2015 Cumartesi

kafamı nerelere vuracağımı şaşırdım


allah varsa, hepinizin belasını versin diyerek başlamak istiyorum. haberleri takip etmiyorum, gazete okumuyorum, ruh sağlığım henüz buna izin vermiyor. ancak çok ses getiren çok yankılanan olaylar ulaşıyor kulağıma. gezi gibi, soma gibi, özgecan gibi. artık yıldım, bezdim. herkes söylenecek her şeyi söyledi, ben içimi döküp gideceğim.

ali ismail öldüğünde kafamda şu cümle yankılanmıştı: "benim yaşımdaydı." belki de bu "aynı yaşta" olma durumu kendimi tam anlamıyla onun yerine koymamı sağladı. ikimiz de aynı yaştaydık. ikimiz de aynı ülkede yaşamıştık, ikimiz de aynı yıl sınava hazırlanmıştık, tabii ki yaşamlarımızda büyük farklılıklar olması muhtemel olsa da paralel bir çizgide de ilerlemiştik büyük ihtimalle. ben odamda dehşet içinde olan biteni anlamaya çalışırken o dehşetin ortasında kalmıştı. koydu derler ya, hakikaten koydu. her ölüme üzüldüm ama beni sarsan, bir şeyleri yerinden oynatan bu anlattıklarımı idrak etmekti, tam manasıyla.

bu gün yine aynı şeyi yaşıyorum. özgecan 20 yaşında gencecik bir kızdı. ben 21 yaşındayım. evimden uzakta, farklı bir şehirde okuyorum. bazen gece yolculuk etmem gerekiyor, bazen gündüz. ister istemez taksiye binişlerimi hatırlıyorum, öne oturmak durumu kontrol altında tutmak açısından daha güvenli olur, arkada oturursam telefonla birilerinden yardım isteyebilirim diye düşünürdüm mesela eskiden, kafamda türlü senaryolar. geç saatlerde dershaneden çıkardım, babam almaya gelmeyi teklif ederdi her defasında reddederdim. güçlüyüm ya, kadınla erkek eşit ya. başımın çaresine bakarım ya ben. ama otobüsten inip eve doğru yürürken iki kulağıma kulaklık takamaz birini açıkta bırakır, dinlediğim müziğin sesini biraz kısardım. sonra alıştım, daha cesur oldum, daha ihtiyatsız oldum vesaire. ama herkesin yazdığı, çizdiği, söylediği gibi, ıssız sokaklardan geçmenin tedirginliğini, taksiye bir başına bindiğinde kafandan geçebilecek türlü senaryoları ben de biliyorum. otobüste kalan tek yolcu olmanın getirdiği tedirginliği de biliyorum. iki durak öncesinde son yolcu da kalktığında benim dışımdaki, kafamdan ben de mi insem diye geçirdiğimi inkar etmiyorum. en nihayetinde kadınım sonuçta. hepimiz aynı şeyleri yaşıyoruz, yaşıyormuşuz anladım bu gün.

biri 9, biri 17, biri 21 yaşında olmak üzere üç kez tacize uğramış biriyim. istenmeyen bir erkek tarafından gelen istenmeyen bir dokunuşun ne hissettirdiğini az çok biliyorum. istenmeyen adam bir dokunuştan fazlasını istiyorsa yaşanacak olan dehşeti çok iyi tahmin ediyorum.

ben gözlerimi kapatmaya çalışıyorum. okumamaya,görmemeye çalışıyorum. biliyorum ki bu kızcağız için de "hak etmiş" diyenler olacak. biliyorum ki suçluyu aklamak adına bu kızcağız karalanacak. pantolon mu varmış üzerinde? bilmiyorum ama dardı derler. bluzu dekolteliydi derler. belki sadece "memesi vardı, kadındı" derler kısaca, hepimiz rahatlarız. hiç değilse daha açık sözlü bir toplum olduk, her şeyi ayan beyan ifade ediyoruz deriz, daha açık nefret ederiz, daha rahat nefret ederiz. bu ülkede insana en çok nefret etmeyi öğretiyorlar.

özgecan 20 yaşında. ben 21 yaşındayım. annem özgecan'ın haberini aldıysa gözünün önünde olmadığım her an benim için daha çok endişelenecek. olur olmaz bir saate denk geliyorsa ankara'ya varışım kalbi daha çok sıkışacak, daha zor uyuyacak. belki de "odamdayım anne" dediğimi duyana kadar uyuyamayacak. çünkü ben nasıl özgecan'ın yaşadığı dehşeti kalbimde hissediyorsam ve buz gibi bir öfke, buz gibi bir nefretle kaskatı kesiliyorsam, annem de özgecan'ın annesinin yaşadığı acıyı kalbinde hissediyor/ hissedecek, eminim. en nihayetinde, kadınız hepimiz.

ne diyeceğim ben? kime ne söyleyeceğim? kadının hayatını bu kadar değersizleştirene mi, ona çanak tutana mı kızacağım? en çok kadını yerin dibine sokan kadına öfkeleniyorum, onu ne yapacağım? allahım, bu ülkede insan nasıl bir kadını savunmak adına bir başka kadının karşısına dikilmek zorunda kalıyor, neden kalıyor?

ben daha iki gün önce "sevişen kadına orospu gözüyle bakmayın artık"ın kavgasını veriyordum, ne kadar iyimsermişim. nasıl da pembe gözlüklerle bakıyormuşum etrafa. ona sıra gelmeden önce kadının yaşam kavgasını vermek gerekiyormuş. kadın sokağa çıkamıyormuş ki bu ülkede, kadın bir dolmuşa binip evine gidemiyormuş. ben aptalmışım, safmışım, gidip nereye takılmışım. ne çok konuşmuşum, ne boş konuşmuşum.

ne yapacağız diyorum, korkuyorum ben. burada yaşayabilmek için pervasız olmak gerekiyor, deli olmak gerekiyor, abartıyorsun demeyecekseniz, ölümü göze almak, kabullenmek gerekiyor. iki seçenek var ortada, ya her şeyi göze alıp yaşayacaksın, ya da her şeyden korkarak bir apartman dairesine sıkışıp tüm yaşamını çöpe atacaksın.

ayn rand Dr. Ferris, "İnsanı zararsız hale getirmenin tek yolu, onun işlediği suçu bulmaktır, onu demek istiyorum," dedi. "Kendi suçu olarak gördüğü şeyi. Yalnızca on kuruş çalmış olsa bile, ona banka soyguncusuna verilecek cezayı verirsin, gıkı çıkmaz. Her eziyete katlanır ve bunu hak ettiğine inanır. Dünyada yeterince suç yoksa, o zaman yaratmalıyız. Bir insana ilkbaharda çiçeklere bakmanın kötü bir şey olduğunu söylersek, o da bize inanırsa, sonra çiçeklere baktığında, ona ne istersek yapabiliriz. Kendini savunmaya kalkmaz. Kendinin buna değmeyeceğini düşünür. Mücadele etmez. Ama kendi standartlarına göre yaşayan insandan kendimizi korumamız gerek. Vicdanı temiz olandan kendimizi korumak zorundayız. Bizi yenecek adam odur."  demiş. benim hem kendime hatırlattığım, hem de tüm kadınlara naçizane önerdiğim şey şu: ben artık ne kendim korkmak ne de bir hemcinsimi korkarken görmek istiyorum. ben diyorum ki gelin ne olursa olsun suçlanacağımızı kabullenelim de, bizi suçlu olduğumuza inandırmalarına izin vermeyelim. bir kere her eylemimizde yakamıza yapışan o "ben hatalıyım" hissini söküp atalım içimizden. evvela ne olursa olsun yaşamanın hakkımız olduğunu anlayalım, hepimiz. en önce biz,önümüze gelene kaşar, sürtük, yollu demeyelim. önce inanalım ki sokaklar hepimizin, hem de saat kaç olursa olsun. bilelim ki çırılçıplak bile gezsek hiç kimsenin bize dokunmaya hakkı yok. önce sessizce kendimize söyleyelim bunları, sonra yanımızdakine, sonra haddini bilmeyip karşımıza dikilene söyleyelim. ama hep birlikte söyleyelim, hem kendimize, hem birbirimize duyduğumuz güvenle. artık, lütfen, ölmeyelim.

6 yorum:

  1. Eline, yüreğine sağlık!
    Keşke bunları hiç yazacak nedenler olmasaydı ama o kadar güzel ifade etmişsin ki hepimizin hissettiklerini, okurken resmen kalbim acıdı.
    Allah o meleğin yakınlarına, annesine babasına sabır versin. Nasıl bir acıdır bu, bizim bile icimiz böylesine yanarken onlar ne yaparlar, nasıl yaşarlar??

    Offff offff

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. sağda solda kadınların yazdıklarını okuyorum o kadar çok insan çocuk yaşta tacize maruz kalmış, o kadar çok insan polis tacizine maruz kalmış ki. kendimi zerre kadar güvende hissetmiyorum bu ülkede, polise de güven(e)miyorum artık.
      keşke daha farklı olsaydı.

      Sil
  2. Boğazıma düğümleniyor her söz. Lanet olsun... Bunu kaç kez dedik biz.....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Cemal Süreya geliyor aklıma

      Biz kırıldık, daha da kırılırız
      Kimse dokunamaz bizim suçsuzluğumuza

      Sil
  3. off ya bak yanında toplu iğne taşısana :) öyle yapıyolar ya.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ay napayım toplu iğneyi ahaha :D kaybederim ki.

      Sil

Bu aralar dinliyorum / aşığım

nasiplenin arkadaşlar :)

926 şarkının sadece 200'ünün gösterilmesi ayıp.

Zevkle Takip Ediyoruz:

Kitapkurtları;

Farklı İklimlerden;