17 Şubat 2015 Salı

kendi kitabını yaratmalı etkinlik, müzikli çelınc, çeşitli filmler ve diğer öbür her şey

Tuğçe beni bir etkinliğe davet etmişti fi tarihinde. Tabii ben unuttum onu, sonra hatırladım. Sonra yapamadım bir türlü üşengeçlikten vs. Artık yapıyorum. Başlıyorum.

-Bir kitap yazmaya karar verdiniz. Türü ne olurdu?
Roman olurdu herhalde. Nasıl bir roman olurdu çok kestiremiyorum. Geri zekalı Türk dizisi tadında bir kitap yazmaktan çok korktuğumdan cesaret de edemeyebilirim. Alanıma çok hakim olursam bir gün, belki popüler bilim kitabı da olabilir. Bilmiyorum.

-Bu kitabı bir serinin başlangıcı mı yoksa bağımsız bir roman şeklinde mi yazardınız?
Ohohoho. Ben bir metni konu bütünlüğünün dışına çıkmadan yazamıyorum. Seriyi düşünemiyorum. Dağılır o, paramparça olur. Bağımsız bir roman olurdu kesin.

-Kitabınızın baş karakterinin ya da karakterlerinin isimlerini ne koyardınız?
Ay hiç bilmiyorum.

-Her yazarın etkilendiği başka yazar veya yazarlar vardır. Peki sizinkiler hangileri?
Ya benim genel olarak etkilendiğim yazarları herkes biliyor zaten artık ama yazma konusunda özellikle Kurt Vonnegut'tan herhalde. Ona benzer bir tarzım olurdu diye tahmin ediyorum. Bukowski de öyle. Dümdüz herif, ben de dümdüz insanım. O açıdan.

-Kitabınızın nerede geçiyor olmasını isterdiniz? Kitabınız kurgusal bir dünyayı anlatıyorsa orası neresi olurdu?
Şu sıralar Rusya'ya taktığım için Rusya diyorum.

-Kitabınızı ilk olarak kime imzalayıp verirdiniz?
Mert'e ve Ebru'ya. Koray'a da verirdim asla okumayacağının rahatlığı içinde.

-Gelelim en önemli soruya, kitabınızın ismi ne olurdu?
Acılarım. Hayalkırıklıklarım, Postmodernist Çağ ve Biyolojinin Çöküşü.

-Sizce kitabınızı en iyi anlatan üç kelime ne olurdu?
çeşitli saçmalıklar. İki kelime şeyapabildim.

Herkesler yaptı herhalde ama yine de katılmak isteyen varsa katılsın. Böylece bırakıyorum ve havaya suya geçiyorum.

Ankara çok soğuk. Yine donuyorum. Hâlâ nasıl giyinmem gerektiği konusunda hiçbir fikrim yok. Şu ana kadar üç film izledim, Halbuki her hafta bir film izlemeyi kurmuştum kafamda. Onlardan azıcık bahsedeceğim, sonra şarkıları bırakıp gideceğim.

İlki Sucker Punch'tı. 2011 yapımı bir film. Aksiyon, macera diyor ama ne çok aksiyonlu ne çok maceralı buldum. Bir kızcağız var anneleri ölüyor, üvey baba kız kardeşini öldürüp suçu bu kızın üzerine yıkıyor. Sonra bir akıl hastanesine kapatıyorlar falan. Olaylar olaylar. Filmden çeşitli sahneleri Shakira'nın bir şarkısıyla birleştirmişlerdi, ben çok merak etmiştim filmi ama beklediğimi bulamadım. Jena Malone oynuyor, seviyorum o kadını. Bahsettiğim şarkı bu. Onun dışında Sweet Dreams'i bir değişik yorumlamışlar, sevdim. Normalde sevmem şarkıyı, onu da şöyle bırakıyorum. White Rabbit var bir de. Orijinali daha güzel sanki ama bu da fena değil gibi. Bilmiyorum. Yönetmen Jack Snyder, IMDB puanı da 6.1

İkinci film Casanova. 2005 yapımı bu da. Bu filmi de pek fazla sevmedim açıkçası. Biliyorsunuz Casanova çapkın bir herif, dönemin feminist kızına aşık oluyor falanlar filanlar. Konu klasik, oyuncular fena değil. Casanova'yı Johnny Depp oynasaydı keşke. O da evlenmiş. Üzüldüm biraz, bana yar olmadı. Neyse bence herkesi o oynasın zaten. Zaman geçirmek için izleyebilirsiniz. Şarkılara hiç dikkat etmedim demek ki dişe dokunur bir şey yokmuş. IMDB puanı 6.5, yönetmen Lisse Halmstörm. Ben bu yönetmenleri hiç tanımıyorum, belki öğrenirim umuduyla yazıyorum ama nato mermer nato kafa.

Üç demiştim ama dört film izlemişiz şimdi aklıma geldi. Hellboy var bir de. Hatta Hellboy 2 de var. Aha 5 oldu. İlk filmde Hellboy'un dünyaya gelişinden başlıyoruz, büyüyor suçla savaşıyor falan. Özgün karakterler ne bileyim. Şımarık tineycır bana sorarsanız Hellboy. Ama şehri kötülüklerden koruyor, dünyayı kurtarıyor, süperkahraman şeysileri sıradan. Ama eğlenceli, fena değil. Film benim seçimim değil, tahmin edersiniz Mert'in seçimi. İlk film 2004 yapımı. IMDB puanı 6.8, yönetmen Guillermo del Toro.

İkinci filmi biraz daha eğlenceli buldum galiba. İki şarkı var kulağımıza takılan, Mert daha önce de dinletmişti bana şarkıları. Biri Beutiful Freak. Zaten şarkıyı beni düşünerek dinliyormuş adam. Biri de Can't Smile Without You, ben bunu çok seviyorum. Film 2008 yapımı. Yönetmen aynı, IMDB puanı da 7.0

Ciddi filmler izlemedim. Bunlar hep zaman öldürmelik, eğlenceli, hoş ve boş filmler sanırım. Gerçi Mert duymasın böyle dediğimi ehehe. Çok bozuluyor öyle şeylere.

Son film de Jupiter Ascending. Bunu dün sinemada izledik. Ama izlemeseydik de olurdu. İkimiz de hiç beğenmedik filmi. Görsellik muazzam, tamam ama içerik felaket. Ne bir düşünce barındırıyo, ne başka bir şey. Bildiğiniz yakışıklı oğlan güzel kız meselesi. Şu güne kadar her filmde defalarca defalarca kullanılmış tüm klişeleri bu filmde bir araya toplamışlar. Her defasında oğlanın kızı kurtarışı, onca hengamede kızın bir çizik almadan kurtuluşu, her sahnede gördüğünüz saçmalık ve samimiyetsizlik. Bilimkurgu çok riskli bence, iyi yapamadığınızda saçmalığa dönüşüyor, iyi yapıldığında da insanın ağzını açık bırakıyor ne diyeyim. Şimdi genç kızlarımız kanatlı erkeklere de bir sempati beslemeye başladı ya, adamı hem kurt yapmışlar hem kanatlı yapmışlar. Bilmiyorum ay, zaten izlenecek film bulamıyorum ben sinemada, çok nadir işte bir iki bir şey. Benim salaklığımdan da olabilir, varsa güzel filmler önerin. Lazy Otter'in blogunu karıştırayım ya da ben. Film 2015 yapımı, yönetmenler Andy & Lana Wachowski, IMDB puanı 6.0 ve bence çok bile.

Tamam sakin olun. Sonunda müzikli meydan okuma kısmına geldim. Sabredip buraya kadar okuduysanız, gerçekten tebrik ediyorum ve kendimi çok sevilmiş hissediyorum. Aslında sanırım biraz da zaman kaybıyım dişe dokunur hiçbir şeyden söz etmedim şu ana dek. Olsun ben de bir çeşitlilik örneğiyim.

Dinlemeye tahammül bile edemediğim şarkı Ferhat Göçer'le Aslı Güngör'ün Kalp Kalbe Karşı derler şarkısı. Bir ara bu o kadar popi oldu ki Adana'da en azından, her yerde ama her yerde bu şarkıyı duydum. Çok antipati doluyum.

Kirli zevkim olarak nitelendirdiğim bir grup var o da Hepsi. Ben beşinci sınıftayken falan dinliyordum onları, sonra patladı gitti altıda yedide en yakın arkadaşlarım manyağı oldu Hepsi'nin. Kendilerine Gülçin, Eren, Cemre falan demeye başladılar. O dönem ben Türk rock müziğine kaymıştım. Çok iyi gruplara da ulaşamadım hiçbir zaman bu anlamda ama olsun. O yüzden buraya Hepsi'nin şimdi bile arada dinlediğim şarkısını bırakıyorum.
Bende kirli zevk bitmiyor. Aslında bakın bu kirli zevk mi bilmiyorum, dinlemekten hiç utanmadım çünkü. Almanca bir çocuk şarkısı var, onu da şöyle bırakmak istiyorum.

Bir tane daha var, şarkı beşbin yıllık sanırım, kendimi bildim bileli var. Ege- Yaz Aşkım.
Dinlerken bana birilerini pataklama hissi veren çok fazla şarkı var bence. Zaten atarlı bir tipim çünkü, ota boka birilerini pataklamak isteyebiliyorum. Son zamanlarda bu duyguyu en net hissettiren şarkı Moby- After.

9 yorum:

  1. nasılsın. keyfin yerine geldi miii :)

    YanıtlaSil
  2. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  3. mim süpermiş, seni okumak karmaşık bir şey , bittikten sonra gözleri kamaşıyor insanın :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim çok mutlu oldum. Mütemadiyen şöyle kötüyüm böyle depresyondayım diye diye içinizi kararttığımı düşünüyordum oysa. :)

      Sil
    2. ben de mütemadiyen depresyonda olduğumdan belki de :D çok etkilenmiyorum , olağan geliyor ama gerçekten hızlıu geçişler renk katıyor :D

      Sil
    3. ay hiç belli etmiyorsun. depresif olmasak anormal zaten bence.

      Sil
  4. yazabileceğin kitabın adı süper yaaaa :) white rabbit. jefferson airplane ya. 60 ların hippi grubu :)

    YanıtlaSil

Bu aralar dinliyorum / aşığım

nasiplenin arkadaşlar :)

926 şarkının sadece 200'ünün gösterilmesi ayıp.

Zevkle Takip Ediyoruz:

Kitapkurtları;

Farklı İklimlerden;