28 Nisan 2015 Salı

film izlemelere doyamadım 2

Nietzche demiş ki, yeterince uzaklaşırsanız, trajedinin artık trajik görünmediği bir nokta bulursunuz. Bu gün dokunsalar ağlayacak gibiyim. Anlatmak istemediğim rüyalar, dillendirmek istemediğim kavranışlar... Sanırım pizza söyleyeceğim, film izleyeceğim, tırt kitap okuyacağım. Belki biraz da ağlarım, sonra da uzaklaşmaya başlarım.

İflah olmaz hikaye oburları, sürekli başka hayatları dinlemek, başka hayatları görmek, başka hayatları okumak istiyor galiba. Okuyamıyorum, o yüzden izliyorum. Yine kendimden beklemeyeceğim bir performans sergiledim. 

Psycho

Aslında finalden bir resim koyacaktım ama spoilerın allahını vermek istemedim. "Ne izlesem, korku filmi mi izlesem, ama çok korkarsam, olsun yine de izleyeyim" gibi birbirini kovalayan düşüncelerin ardından, kendime korku filmi aramaya başladım. Film de yönetmen de çok ünlü olunca Psycho'yu seçtim. Muazzam bir seçim yapmışım bence.
Film bittiğinde "Breh breh" dedim, "hiç o kadar etkileyici değil." 
Ertesi gün kendimi şöyle düşünürken yakaladım "Ulan çok iyi filmdi amk." 
Bağırsak deşmeli, kafa derisi yüzmeli, insanı ortadan ikiye ayırmalı bir film beklemeyin, hayır. Film size korkudan çığlık attırmıyor, en azından bana attırmadı. Ama bir şekilde -görüntüler, fondaki müzik- 109 dakika boyunca diken üzerinde oturmanızı sağlıyor. Ben kendimce şöyle tanımladım bu hissi: "Sanki biri kulağımın dibinde tırnaklarıyla bir tahtayı kazıyor"
Filimadamı diye bir site var, sitede filmle ilgili bir yorum okudum, ben dillendirememiştim birileri dillendirmiş, çok hoşlandım bundan. Spoilerlı olduğunda beyaz yazacağım isteyen mouse ile şeyapsın, görünür kılsın.
Olduğu gibi kopyalıyorum:
 "Hitchcock'un bu filminde sembolik olarak güzel örnekler bulunur; misal filmdeki sapık nasıl bir kafes içinde olduğunu, yaptığı içi doldurulmuş kuşları saklar, hapseder oysa ki kafesteki en büyük ve en canlı kuş kendisidir. Film boyunca kuş gibi yürür, kuş gibi yer. Aslında kendi kafesini, kendi yaratmıştır. Filmin birçok sahnesinde suratının yarısının aydınlatılması, karakterdeki iyi ve kötü yanı sergilemek için kullanılmıştır, yanlış bir karar verdiği zaman karakter karanlık tarafa doğru yürür. 45 saniyelik meşhur duş sahnesinde 70 ayrı kamera kullanılmıştır. Bu da Hitchcock'un mükemmelliyetçiliğini belli eder. Alfred Hitchcock'un cameo rolleri, onun bir imzası haline gelmiştir. Filmde de 7. dakikada Marion'un ofise girdiği sahnede ofisin dışında, pencerenin kenarındaki kovboy şapkalı adam olarak görülür. Filmin en vurucu sahnesi, son sahnedir. Masum yüzlü psikopatımızın o gülüşü beni derinden etkilemişti."
Film 1960 yapımı, imdb puanı 8.6, yönetmen Alfred Hitchcock

Hauru no ugoku shiro 

Howl's Moving Castle diye İngilizce'ye çevirmişler. Bu filmi dün izledim. Aslında birkaç yüzyıl önce televizyonda denk gelmiş biraz göz atmış ve hoşlanmıştım, daha sonra baştan sona izlemeyi da kafama koymuştum ama ancak dün bu isteğimi gerçekleştirebildim. 
Öncelikle şunu söyleyeyim: FİLM ÇOK TATLI.
Bir hanımkızımız var Sophia, ailesiyle yaşıyor, şapka yapıyor. Kardeşlerine nazaran biraz sönük, çirkin olduğunu düşünen bir kızcağız. Her nasılsa ucube bir cadının hiddetini üstüne çekiyor ve cadı bunu lanetliyor, yaşlı bir kadına dönüştürüyor. 
Daha sonra yaşadığı yeri terk etmek zorunda kalıyor, tesadüfi bir şekilde "genç kızların kalbini yediği iddia edilen korkunç Howl"un yürüyen şatosuna rastlıyor ve kendini bu şatoya güç atıyor. 
Sonrası olaylar olaylar, daha fazla anlatmayacağım.
Biraz da romantikli bir film, animasyon fakat çok çoluk çocuk işi değil gibi geldi bana. Bir de kitap var aynı öyküyü anlatan, okumak bir nasip olmadı: Yürüyen Şato. Siz bakarsınız belki.
Film 2004 yapımı, imdb puanı 8.2, yönetmen de Hayao Miyazaki.
Çok tanınmış bir yönetmen anladığım kadarı ile, ben ismini Mert'ten duydum sıklıkla. Özellikle bir filminde, bana çok benzeyen bir karakter varmış, bir ara da onu izleyeceğim.

Frozen

İzninizle önce bir takım öküzlere (ki öküz olduğunu düşünen herkes lütfen üzerine alınsın, asla çekinmesin) "Bir kardanadam kadar olamadınız amk!" demek istiyorum.
Şimdi film hakkında konuşabilirim, aslında söyleyecek fazla şeyim yok. 
Bir Tangled değil, bir Howl's Moving Castle değil... Ama bu da tatlı bir animasyon işte kendi halinde. 
Konusunu anlatmaya çok üşeniyorum, sadece kardanadamın çok tatlı olduğunu söyleyeceğim. 
Film 2013 yapımı, imdb puanı 7.7, yönetmenler deee Chris Buck & Jennifer Lee.

Hidden

Bu konuda söyleyeceklerim bu kadar.
Film 2005 yapımı, imdb puanı 7.3, yönetmen Michael Haneke.

Charlie and the Chocholate Factory

Yengemin babası vefat etmiş, annemler ve işte kuzenim ve onun eşi başsağlığına gittiler. Sinemis'i de bana pasladılar. Ne yapsak da bu prensesi sıkmasak, güzel vakit geçirmesini sağlasak derken film izlemenin güzel bir fikir olabileceğini düşündüm. Biraz ne izlesek diye tartıştıktan sonra Charlie'nin Çikolata Fabrikası'nda karar kıldık, böylece filmi 12 milyonuncu kez izlemiş oldum.
Yalnız ikimiz de ilk günkü gibi keyif aldık galiba, konuşa didişe izledik. 
Film 2005 yapımı, imdb puanı 6.7, yönetmen Tim Burton.
Biliyorsunuz film Roald Dahl'ın aynı isimli kitabından uyarlanmış.

The Pirate Fairy

Filmin konusu itibariyle sönük olduğunu düşünüyorum. Ha bir can sıkıntısıyla açtım, öyle ölü gibi izledim göbeğimi kaşıyarak ama... Pek keyif almadım ne yalan söyleyeyim.
İşte kaşif peri toplum tarafından dışlanınca başka diyarlara gider, korsanlarla anlaşır ama korsanlar kötüdür ve kaşif periyi kullanmaktadırlar. Amaçlarına ulaşınca kıçına fiskeyi basarlar, öteki periler bunu ve günü kurtarır falan filan.
Söyleyecek çok fazla şeyim yok.
2014 yapımı, imdb puanı 6.6, yönetmen Peggy Holmes.

Fifty Shades of Grey

Filmi izlememde Mina'nın payı büyük. "Aaaa! A-aaa!" tepkileri eşliğinde kitabı okuyan kuzenim ve tüm dünya filmi merak etmemi ve izlememi sağlayamadı fakat Mina'nın blogunda filme rastlamak, "Haydi bre!" diyip play'e tıklamamda etkili oldu.
BDSM'siz BDSM.
Başka da bir tanım, bir sıfat bulamadım filme. Ha BDSM görmek istiyorsanız romantizmden ve kesinlikle şiirsellikten uzak leş versiyonlarını çeşitli porno sitelerinde izleyebilirsiniz.
Yerden yere çarpmak istemiyorum. Ama çarpacağım.
Manasızca gökten düşen aşk hikâyeleri bana hep çok saçma sapan gelmiştir. Nedensiz ve amaçsız aşk mı olur ayol? Bu adam bu sönük kızı neden beğendi? Aptal aptal oturdu koltukta ağzını açıp iki kelime edemedi. E çok güzel değil, zeka pırıltısı yok, esprili değil. Neden?!?!?!!!
Tamam kızın adama neden vurulduğunu sorgulamayacağım, eli yüzü düzgün, ucundan kıyısından biraz karizmatik, helikopter uçuruyor, mezuniyet hediyesi olarak araba alıyor... Cüzdanı eliyle yüzü kadar düzgün değil anlayacağınız, hayli şişkin ve bombeli.
Görüyor musunuz çöp film diye başladık ama en çok da o kendinden söz ettirdi, bu duruma da çok üzülüyorum. Aman neyse of. Mina'nın dediği gibi yola "Kırbacı götüme sok" diye çıkıp "Popoma vurdun!" diye ağlayarak kaçan salak bir kız.
"Ben sevişmem, sikerim.", "Benden romantizm bekleme, o adam ben değilim" diyen oğlanın kızı helikopterlerle evinden alması, duygusal konuşmalar, nereden çıktığı anlaşılmayan manasız danslar, lüzumsuz korumacılık. İyi ki romantik değilsin be yavrum, bir de olsaydın neler görecektik acaba? Tüm "romantizm klişeleri"ni sergiledin, döktün önümüze.
Ay yeter bunun hakkında bu kadar konuştuğum.
Film 2015 yapımı, imdb puanı 4.2, yönetmen Sam-Taylor Johnson.

İncir Reçeli 2

Bu tür tumturaklı cümleler yalnızca bana mı samimiyetsiz ve mide bulandırıcı geliyor, yoksa siz de benzer şeyler yaşıyor musunuz?
Yok bu kez yerden yere vurmayacağım. Filmi neden izlediğim hakkında elle tutulur hiçbir fikrim yok. Halil Sezai'yi dinlemem ve sevmem, e ilk filmi de pek tutmamıştım. Ne derdime düştü bilmiyorum yani.
Hiç sevmedim, hiç beğenmedim.
Söyleyeceklerim bu kadar.
Film 2014 yapımı, imdb puanı 6.3, yönetmen Aytaç Ağırlar.

Biraz moralim düzeldi biraz da karnım acıktı.
Bir de şarkı bırakıp gidiyorum.

6 yorum:

  1. Cessie Hidden filmi hakkındaki düşüncelerini merak ettim. Ben Haneke'nin zorlama bir iş yaptığını düşünüyorum. Sırf izleyiciyi rahatsız edeceğim diye saçma sapan şeyler yapıyor bence. Mesela piyano öğretmeni filmindeki tek güzel şey çalınan müziklerdi bence.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haneke'nin filmleri üzerine konuşmaya çekindiğimi itiraf etmeliyim. Filmleri tam manasıyla anladığımdan şüpheliyim çünkü. Ama Haneke'nin zorlama bir iş yaptığını düşünmediğime eminim. Aslında hiçbir şey saçma sapan değil, oldukça mantıklı ilerleyen bir film bence Piano Teacher. Ortayaşlı diyebileceğimiz bir kadın var filmde, baskıcı bir annesi var, kadının çözümleyemediği ve bastırmaya çalıştığı pek çok sorunu var. Bir kere anne muhafazakar, kızının giyiminden erkeklerle olan ilişkilerine kadar her şeye karışıyor. Kadının ergenlik çağında ve sonrasında da, sürekli bu baskıya maruz kaldığını düşünecek olursak muhtemelen cinsel dürtüleri yüzünden suçluluk duyuyor. Bu yüzden sapkın bir cinsellik anlayışı var. Fantezilerini düşün mesela kadının, adamın kendisini bağlamasını, dövmesini ve ona sahip olmasını istiyor. Anneyi de aynı şekilde adamın saf dışı bırakması söz konusu, onu it ve bir odaya kapat diyor, ya da kendilerini bir odaya kapatmasını istiyor çok net hatırlamıyorum. Burada kendisini bir adama teslim ediş veya bir adamla "birlikte olma" isteği yok aslında, sahip olmak kelimesini o yüzden seçtim. Bu cinsel birliktelik kendisi dışında ve kendisine rağmen gerçekleşecek, elbette kadının rızası var ama anladığım kadarıyla kendisi dışında ve kendisine rağmen böyle bir şey yaşadığına inanmaya da ihtiyacı var. Kadın duygularını medenice ifade edebilecek biri değil, oğlana "senden hoşlanıyorum ve seni kıskandım" demek yerine diğer kızın montunun ceplerini cam kırıklarıyla dolduruyor mesela. Kendini yaralama konusu da incelenebilir bir detay. Ama tüm bunların tek bir filmde toplanmış olmasının nedeni bence "izleyiciyi rahatsız" etmek değil de, yaratılan karakterin tüm bu normal dışı davranışları sergileyebilecek bir karaktere ve psikolojiye sahip olması. Filmi izlerken bir an bile durup "Yok canım bu kadın bu kadarını da yapamaz, abartmışlar" demedim ben.

      Hidden, Piano Teacher'a kıyasla daha rahatsız edici bir film bence. Gizem, dram ve gerilim diye kategorize etmişler filmi. Eğer kelimeleri kelime anlamlarıyla alacak olursak bu sıfatları çok iyi karşılıyor bence film. Yine böyle problemli insanlar var. Ama Piano Teacher'ın aksine Hidden'de direkt olarak sorunlu kişinin hayatına bakmıyoruz, bir başka karakterin hayatı üzerinden dahil oluyor filme ama çok da merkezde aslında.

      Ben de Haneke'ye bayıldım, tarzını da çok sevdim diyemiyorum ama filmleri gerçekten çok ilginç. Hidden'de bir sahne var, adam kahve makinesinden kahve alacak, parayı makineye atayım derken yere düşürüyor, sonra yerden alıp makineye atıyor. Mesela günlerce bu detay kimin aklına geldi, neden adam o bozuk parayı yere düşürdü onu merak ettim. Çünkü kıyamet kopuyordu bir yandan. Ay ne bileyim ben olsam o parayı düşürtmek hayatta aklıma gelmezdi mesela, olayın bütününe takılıp küçük detayları atlardım.

      Ay anlamaya çalışarak izliyorum ama ne kadar anlıyorum neresinden yakalıyorum hiç bilmiyorum. Bir sürü de yazdım ama ahah. Bir bilen el atarsa bu konuya daha iyi olur aslında, Lazy Otter olur, Zihnin Arka Sokakları olur.

      Sil
  2. eskiden hep okurdun film izlemezdin hatırladın mııı :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet şimdi de okuyamadığımdan izliyorum. :)

      Sil
  3. çarli tabii güzel.

    şu howl'u izleyim bilmiyodum :)

    YanıtlaSil

Bu aralar dinliyorum / aşığım

nasiplenin arkadaşlar :)

926 şarkının sadece 200'ünün gösterilmesi ayıp.

Zevkle Takip Ediyoruz:

Kitapkurtları;

Farklı İklimlerden;