14 Mayıs 2015 Perşembe

birkaç film, bir kitap ve çeşitli şeyler

Çok dağınık gideceğim, nereden nereye atlayacağım, neyi nereye bağlayacağım hakkında hiçbir fikrim yok. Öncelikle şunu müjdelemek istiyorum: Yüzyıllar sonra, elimi attığım bir kitabı bitirmeyi başardım. Hep söylerim, söylemişimdir, hayatım boyunca bir şeyler okudum ben. Şimdiyse ciddi anlamda okuyamıyorum. Bakın ders
çalışamamaktan bahsetmiyorum. Roman da okuyamıyorum. Şiir de. Dergi bile okuyamıyorum arkadaşlar, blog okuyamıyorum. Bu gün Bayansilvia'ya uğradım, nispeten uzun yazmış. Okudum bütün yazıyı, içimde şampanya patlattım ya, kafamda ışıldayan bir disko topu dönmeye başladı. İki sayfa okuyabildiğimde kendimi mutlu hissediyorum öyle bir haldeyim. 

Mesajımı alınca aradı Mecit Abi'm. "Ne var yahu" dedi, "bak ben tam 28 gündür hiçbir şey okumadım." Dikkat ederseniz o da manyak, saymış çünkü. Dinime küfreden müslüman olsa... Neyse. "Şimdi okuyamıyorsun, elbet okuyabildiğin zaman gelecek." Çok mantıklı. Cidden. "Tamam" dedim. 

Arkadaşlar ben kimseye derdimi anlatamıyorum. İnandığım her şey kafama çöktü sanki. Kendimi parça parça yitiriyorum sanki. Kendisinden geriye hiçbir şey kalmamış insanlara bunu nasıl anlatabilirim şimdi ben? Bakın ben hayatımda hep insanın idealleri olması gerektiğini düşündüm, tutkuları olması gerektiğini düşündüm, onların peşinden gitmesi gerektiğini düşündüm, ya hepsini alırsın ya hiçbir şey almazsın diye düşündüm. Şimdi daha azına, ondan da azına razı olma eğilimleri göstermeye başlayacağım neredeyse, anlatabiliyor muyum? Daha güvenli daha dengeli diye aşk yerine sevgiyi seçeceğim mesela. Mesela gelecekte ne yapacağım hakkında hiçbir fikrim yok bu yüzden bu sikik bölümü bitirip saçma sapan bir işe gireceğim neredeyse. Her şey çok korkuuuunç. Anlatabiliyor muyum? Bakın ben romantik biriydim/ biriyim. Ve mümkünse öyle kalmak istiyorum. 

Derslerim kötü. Ne istediğimi bilmiyorum. Gelecekte ne yapacağıma dair bir fikrim yok ve eve son gittiğimde gördüm ki insanlar yargılayıcı tavırlarıyla gırtlağıma çökmeye hazır bekliyorlar. Çünkü "Ben demiştim" demeye çok meraklılar, çünkü mercimek kadar beyinleriyle sanıyorlar ki ben bu bölümü seçtiğim için pişman oldum, sanıyorlar ki kafamı taşlara vuracağım. Of bir gün bile pişman olmadım, yapabileceğim en iyi seçimdi, ben de yaptım. Şuralarda açlıktan sürünerek ölsem keşke biyoloji yazmasaydım demeyeceğim. Ama şunu söylememe izin verin, her zaman insanlardan etkilenen biri oldum. Yine bildiğimi okudum, burnumun dikine gittim, kimseyi dinlemedim ama sonuçta, sonuçta yine de bir şekilde söylediklerine üzüldüm, kendimi kabul ettirmek ve onaylatmak istedim vesaire... Sosyal canlılarız sonuçta. Böyle kafa karışıklıkları içindeyim. 

Kütüphanede dolaşırken tırt kitap gördüm, belki hızlı okurum biraz ateşler beni diye aldım. Bu kadının başka kitaplarını da okumuştum. Boleyn Kızı'nı okumuştum, pek bir şey ifade etmemişti benim için. Kraliçe'nin Soytarısı'nı keyifle okuduğumu hatırlıyordum, içeriğini hiç hatırlamasam da. Biraz da o referans oldu. Beklediğim kadar hızlı okuyamadım nitekim. Ama okudum. Sevdim mi? Of kesinlikle hayır. Kendini tekrarlayıp duran gerzek bir kitaptı, kendini tekrar eden cümleleri toplasanız kitabın üçte biri ediyordu zaten. Sonra Kundera'nın bir kitabına başladım, yarısına kadar gelmeyi (ki aşağı yukarı 50 sayfaya tekabül ediyor) başardım. 

Film izlemeye devam ettim, biraz da dizilere bulaştım işte. Yalnız bir dizi belirleyip sadakatle onu izlemeye devam edemedim. Chuck'ın ilk sezonunu bitirmek üzereyim. Ya aslında bitirmek üzere değilim galiba yarısındayım. House'un 7. sezonundayım, sonunda beşten ileri gitmeyi başarabildim gururluyum. Tahmin ettiğim gibi, sıçmışlar biraz diziye ama olsun napalım? Sonra sekiz on bölüm Güneşi Beklerken izledim. Beş bölüm Yılan Hikayesi izledim. Şimdi de Gülbeyaz'ı izliyorum. (Arkadaşlarım abuk subuk diziler izleyip kitaplar okuyuşumu kesinlikle anlamıyor, Mert ve Ebru beni bu yönden House'a benzetiyor. Çünkü ikisine göre süper zeki birisiyim ve zekamı beslemeyecek şeylerden keyif almam anlaşılmaz. Breh breh.) Bakın eskiden dizilerde Şevval Sam, Nejat İşler falan oynuyormuş, Belgin Doruk oynuyormuş, Kazım Koyuncu şarkı falan söylüyormuş. Bir kez daha breh breh... Ay lanet olsun alın. Alın, yazı bitsin bir bölüm daha izleyeceğim.

Sonraa... Vizeler berbat tabiiki. Ödevim var saat dörtte falan yapmaya başlamayı planlıyorum. Bir de izlediğim filmleri yazacağım ama bu bir film yazısı değil bu yüzden çok kabaca bahsedeceğim.

Dark Knight ile başlamak istiyorum. 2008 yapımı, Christopher Nolan'ın yönettiği Batman filminden bahsediyorum. Mert artık Joker'le tanışmam gerektiğine karar verdi ve sonunda filmi izletti. İyi de oldu, filmi pek tutmamakla beraber, dünya nüfusunun yarısı gibi ben de, Joker karakterini sevdim. Gerçekten ilham verici birisi. Oha imdb puanı 9.0'mış, çok bence! Ama bir bildikleri vardır herhalde, ben bu dünyaya yabancıyım o yüzden çok ahkam kesmek istemiyorum, biraz da verip veriştirmeye üşendiğimden işte.

Star Wars 4-5-6'da bitti. En sevdiğim karakterin kesinlikle Yoda olduğuna karar verdim, Anakin'in oğlu Luke'u çok bön buldum, Han tam bir yavruydu. Filmin sonunu çok sevemedim. Sith lordunun ölümü biraz aceleye geldi bence, Darth Vader'ın yaptığı onca kötülükten sonra yumuşayıvermesi de biraz burun kıvırmama neden oldu. Tabii ki görsel anlamda diğer üç filme kıyasla sefalet içinde olsa da ben bu üçlemeyi daha keyifli buldum. Zaten eskiye olan düşkünlüğümü biliyorsunuz, bana kalırsa yeryüzünün en güzel korku filmi de A Nightmare on Elm Street zaten, yine eski oluşu, inanılmaz ilkel oluşu nedeniyle galiba. Adamlar içine kaçan merdivenleri kremadan yapmış yahu ahaha. Neyse. Yönetmen George Lucas zaten. Dördüncü film 1977 yapımı, imdb puanı 8.7, beşinci film 1980 yapımı, imdb puanı 8.8, altıncı filmse 1983 yapımı, imdb puanı 8.4. Valla sürü psikolojisi mi, kozmik güçler mi bilmiyorum ama herkes gibi ben de sevdim Star Wars serisini. İlk filmi (yani çocuk Anakin'i gördüğümüz, 99 yapımı olan) öldürseler bir daha izlemem sanırım. Onun dışındaki diğer tüm filmlerin gideri var, üçüncü, beşinci ve altıncı filmleri birkaç kez izleyebilirim. 

Sonracığımaa, American Beauty'i izledim. Bana sorarsanız nefis bir filmdi. Ağzım açık kaldı her zaman olduğu gibi. Bilmiyorum, gerçekten çok etkilendim bu filmden. Poşetin dans edişi Thora'nın güzelliği, filmdeki liseli oğlanın duruluğu... Gerçekten beğendim bu filmi. 1999 yapımı, imdb puanı 8.4, yönetmen Sam Mendes.

Dün değil önceki gece Midnight in Paris'i izledim ve büyülendim. Gerçekten. Renklerin güzelliği, ekrandaki berraklık, filmin müzikleri başımı döndürdü. Üstelik filmde Hemingway var, Picasso var, Fitzgerald'lar var. İzlediğim ilk Woody Allen filmiydi ve bayıldım. Film 2011 yapımı, imdb puanı 7.7.

Son olarak, az önce Eternal Sunshine of the Spotless Mind'ı izledim. Filmi uzun süre önce keşfetmiştim, konusunu okumuştum ve hoşlanmıştım. Biraz beklentimi de yüksek tuttum galiba. Sonuç olarak beklediğimi hiç bulamadım. E herkesler resimler, alıntılar paylaştı filmden. Romantik buldular, pek beğendiler, neyi beğendiler ben onu anlayamadım. Tamam Jim Carrey, Kate Winslet, tamam. Ama ben yüksek bir oyunculuk da görmedim ki filmde. Saçma sapan değil mi sizce de. En başta, bu insanların ayrıldıklarına neden üzüldüklerini anlamadım ki ben, zaten bok gibi ilişkileri varmış. Birbirlerini asla kusurlarına rağmen ve kusurlarıyla sevip kabul edememişler. Oğlan kızı, kız oğlanı aşağılayıp durmuş zihninde. İğneleyici ve kırıcı tavırlar, buna rağman manasız bir kopamayış. Hayır nasıl bir duygu olduğunu da biliyorum da, bitince hiç paralanmıyor insan, oh be diyor hayatına devam ediyor hafızasını sildirmesine gerek kalmadan. Ne bileyim, sevmedim. Çekinmesem vasat diyeceğim, ama demiyorum, kafama bir şey yemekten korkuyorum. Yönetmen Michel Gondry. Film 2004 yapımı, imdb puanı 8.4. Breh breh...

Son olarak, Soma'nın yıldönümüydü, herkes bir şeyler yazdı, çizdi. Üzerine çok fazla konuşmayacağım. Ama sanırım benim hayatımda yaşadığım üçüncü en büyük dehşetti bu. Geçen yıl insanlar madene sıkışıp kaldığında ben odamda omurgalı vizesine çalışıyordum. Hiçbir şey okumamaya hiçbir şey de bilmemeye çalıştım çünkü yüzlerce insanın bir yerde kısılıp ölümü beklemesinden bahsediyorduk. Kendimi koruyabildiğimce korudum, pişman değilim. İnsan yaşamını ne kadar hafife aldıklarını gösteren haysiyetsizler dehşetimi daha da arttırdı, onlara çanak tutan insanlar daha da. Ben o hafta kendime gelemedim, o ay kendime gelemedim, zaten o olaydan sonra da aynı insan olamadım. "İnsanlar orada sıkışıp kaldı, ölmemeye çalışıyorlar, biz omurgalı çalışmaya çalışıyoruz" demiştim Burcu'ya, "ayıp bu, anlaşılabilir değil. Sokaklara dökülmeliyiz, hepimiz çırpınıyor olmalıyız şu an." Ay ne olacak her zamanki gibi ben utandım, biz utandık, siz utandınız. Birileri ağzını yaya yaya iş kazasıdır, her ülkede olur, normaldir dedi sıyrıldı. Demek istediğim, bazı olaylar dünyayı öyle bir eğip büker ki, insan bir saniye önceki kişi olmaya devam edemez, öyle hızlı bir değişimdir bu. Samimiyetsiz de gelebilir söylediğim, ateş düştüğü yeri yakar da diyebilirsiniz ama, sadece olayın yanlışlığı nedeniyle bile insanın belini bükecek bir hadiseydi. O madende kimse ölmemiş bile olsa onların ölüm korkusu içinde orada sıkışıp kalışlarının bile bir bedeli olması gerekirdi ödenecek, bu korkuyu birileri yaşadığı, birileri buna gözyümduğu için, ne demek istediğimi anlıyor musunuz? Ne var ki insanlar öldü. Gerçek insanlar orada öldü, yüzlercesi. Sizi bilmiyorum ama, yıldönümüne ihtiyaç olmaksızın, birilerinin hatırlatması gerekmeksizin ara sıra geliyor benim aklıma, utanıyorum, üzülüyorum, sonra yaşamaya devam ediyorum. Bazen devam ettiğim için de utanıyorum. Bu ülkede bize en çok utanmayı öğrettiler galiba, bir de çaresizlik içinde nefret etmeyi. 

Şu kadın hakkında ne düşünmeliyim hiç bilmiyorum, sevip sevmediğime de karar veremiyorum bir de siz bakın, bir de başka bir grup keşfettim onu da altına bırakıyorum.



4 yorum:

  1. bu aralar tamamen bebeksel olan bir "okuyamayanlardan" olarak şu yazını okurken tee 2006 yılına gittim be! tabii sevgilim de geldi aklıma o ayrı,herhalde herkes o dönemde hemen hemen aynı şeyleri hissediyor.
    30'larına yaklaşan biri olarak ( yeminlen oldum o kadar ) sana bu cümleyi avazım çıktığı kadar bağırarak söylediğimi hayal et : Kafanın dikine git ! Kendi bildiğin yolda sonuna kadar yürü! Şu okul döneminde yiyebildiğin her boku ye,yapabildiğin her hatayı yap,depresyona gir,çık,oku,okuma,gez,toz ne yaparsan ya ! Çünkü o konuşanlar amip gibiler beybi bitmiyorlar bitmiyorlar...Aile,arkadaş,okul,daha sonra iştekiler..asil görevleri bu; konuşmak,yargılamak...
    İdeallerin olması gerektiğine olan inancını asla yitirme
    senin de dediğin gibi ya hepsini al ya da hiçbirini alma
    bu felsefenin senin içine işlediğini emin ol üç beş yıl sonra anlayacaksın..
    Seni seviyorum
    Öpüyorum da çok
    Zahide

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aklı başında insanlardan bunları duymak çok hoş gerçekten. Böyle diye diye kalıcam herhalde bir iki dersten daha, ne bileyim, bu da insan olmanın bir yolu :D
      Ben de seni seviyorum çok <3

      Sil
  2. heeey maşallah ne iyi filmler izlemişsin. :) bende bi dolu film seçkisi var. arada bak onlara.

    örneğin, kuzey kutbu aşıkları'nı kaçırma :)

    fıstıklı tombi darla unutmuyor seniiiiii bana da arada meraba diyoooo :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de onu Instagram'dan takip ediyorum hehe :D Bakarım tabii.

      Sil

Bu aralar dinliyorum / aşığım

nasiplenin arkadaşlar :)

926 şarkının sadece 200'ünün gösterilmesi ayıp.

Zevkle Takip Ediyoruz:

Kitapkurtları;

Farklı İklimlerden;