30 Mayıs 2015 Cumartesi

çeşitli saç kestirmeler, yüzyıllardır beklenen konser

Burcu'nun Çanakkale'ye gidişiyle birlikte ben de Mert'e taşındım. Burcu Çanakkale'den döndü ama ben dönmedim yurda. Dönmeyeceğim de. Abuk subuk işler. Biyoarkeoloji finali bazı şeyleri doldurup taşıran son damla oldu. Hoca final tarihini ilk derste söylemiş. Dönemin ilk dersi. Eveth. Tabii ki çoğumuzun aklından çıkmış, final haftasının gelmesiyle beraber antropoloji bölümünün sayfasında sınav programını arar oldu gözlerimiz, bulamadık. Neyse, derslerin işlendiği son hafta, cuma günü antropolojide dersi olan Utku (ki o dersleri Burcu ve ben geçen dönem verdik, ortak dersimiz değil) tesadüfen bizim hocayı görüyor, sınav tarihini soruyor, hoca pazartesi günü olduğunu söylüyor, ben de pazar gecesine kadar hiçbir şekilde haberdar edilmiyorum. Burcu'dan öğreniyorum, Utku ona ne zaman söylemiş hiç fikrim yok. "Utku'ya da teşekkürler yani" gibi bir serzenişte bulunuyorum, "Kampüste olmadığını bilemezdi ki" gibi bir yanıt alıyorum Burcu'dan, kesinlikle alakayı çözemiyorum. Ama asıl canımı sıkan nokta şu arkadaşlar. Bu bölümde benim dönemimde bir allahın kulu da "Ya ben çok ilgileniyorum antropolojiyle, ders mi alsam? Yan dal mı yapsam?" demedi. İnsan ekolojisi dersi alıyorum, hoca insan ekolojisini anlamak için insanın tarihini ve kültürünü bilmek gerek diyor ve bize sosyal antropolojiyle ilgili bir kitap okutuyor, konu ilgimi çekiyor, araştırıyorum ve yandal yapabileceğimi görüyorum, hocama mail atıyorum beni antropolojiden bi hocaya yönlendiriyor. "Ben yan dal yapacağım antropolojiden." diyorum ve birinci sınıftan beri kimyadan çift anadal yapmak isteyen Burcu, "Ben de mi yapsam ya? İlginç gibi gibi..." diyerek bir anda antropolojiyle ilgilendiğine ve benimle yan dal yapmak istediğine karar veriyor. Beraber hocaya gidiyoruz, yan dala başlıyoruz, hocalar iyi dersler güzel diye Utku'ya övüyor bölümü Burcu, o da yan dal yapmaya karar veriyor, tabii ki antropolojiyle çok ilgilendiğine de. Mevzu böyle başlıyor arkadaşlar. Ve buraya kadar ben hiçbir sorun görmüyorum.

Notlarımı paylaşmakta sıkıntı görmüyorum, hiçbir şeyi paylaşmakta sıkıntı görmüyorum. Aslında ben hep şöyleyim "Aaa konser varmış gidelim mi?, Seminer varmış biz belki gidicez Mert'le sizin de haberiniz olsun., Hocanın bahsettiği kitabın pdf'ini buldum ben, size de atarım." Yani bu salak iyi niyetini ve posta güvercinliğini üç senedir sürdürüyorum ben elimden geldiğince. Özel çalışma almaya karar veriyorum, ben virolog olucam diye paralanan kız birden hidrobiyolojiye ilgi duymaya başlıyor ve benimle birlikte özel çalışma alıyor. "Olabilir, ilgileniyor demek ki, birlikte yaparız ne güzel" diyorum üzerinde durmuyorum, bir dönem boyunca birlikte makale okuyoruz vs. Bir yere geliyorum.

Sonra ben hayatımın en sikik dönemini yaşamaya başlıyorum, kesinlikle iyi değilim, psikolojik destek almaktayım, uyuyorum, uyuyamıyorum, uyuyorum. Ne idüğü belirsiz haldeyim. Bazen sabah kalkıp derse gidemiyorum. Bu esnada birileri hayatını yoluna koyuyor ve ben bundan mutluyum. Odada birileri diyet yapıyor ve ben bu yüzden odaya yemek söylememeye dikkat ediyorum, o birilerinin tatlıya olan düşkünlüğümü bildiğimden odaya nutella sokmuyorum ve kendi çapımda, ne kadar yapabiliyorsam bu hayatını yoluna koyma sürecinde birilerine destek olmaya çalışıyorum, bir yandan kendimle boğuşuyorum. Başardım, başaramadım bilmiyorum ama köstek olmamaya kararlıyım. Aynı ben daha dönemin başında diyorum ki "Bak Burcu, ben bahardan beri -geçtiğimiz baharı kastediyorum- kötüye gidiyorum. Yaz döneminde de toparlanamadım, bir süre de böyle devam edebilir bu. Sürekli depresif biriyle mütemadiyen birlikte olmak insanın enerjisini düşüren bir şey, onu da biliyorum. Eğer istersen, ben kötü etkilenirim bu durumdan diyorsan odalarımızı ayırabiliriz. Benim için hiç problem değil, kırılıp gücenecek de değilim." Çünkü odamız gerçekten göt kadar, gerçekten sürekli birlikteyiz, gerçekten birbirimizin ruh halinden etkilenebiliyoruz. Burcu kesinlikle böyle bir şeyin gerekmediğini, artık kardeş gibi olduğumuzu, bunu konuşmanın bile saçma olduğunu falan söylüyor.  Bu konu böyle kapanıyor. Dediğim gibi, dönemin ortalarına yaklaştığımızda Burcu kick boksta büyük takdir görmüş, kilo verme mevzusunda da başarılı, bu anlamda da takdir görüyor ve hayatı bir parça daha istediği yöne girmeye meyletmiş. Ben uyuyorum. Ben mümkün olan her anı uyuyarak geçiriyorum, uyanamıyorum adeta. Burcu diyet yapacağım derken kendisine zarar verebilecek bazı yollara meylediyor, uyarıyorum, suratıma suratıma çemkiriyor. O dönem ben Burcu'ya hangi konuda ne söylesem böyle bir tavra maruz kalıyorum, aynı şeyi bir başkası söylediğinde ona ilgilendiği için teşekkür ediliyor. Konuşmak istediğimde "Tatlım ben şaka yapıyordum sen yanlış anlamışsın" oluyor. Yine önemli değil, tamam. İkimiz de bir süreçten geçiyoruz, anlaşılabilir, kendi işine bak balık diyorum ama sonra bir bakıyorum özel çalışmada birlikte çalıştığımız hocaya özel hayatımla ilgili benim paylaşmak istemeyeceğim detaylar pırtlanmaya başlıyor. Bir bakıyorum antropolojiden bir hocaya benim yanımda, yüzüme de bakarak, hırçın ve gülerek "Cessie sevişmekten korkuyor hocam" deniyor. Konumuz seks değil, konumuz erkek arkadaşımın olup olmayışı. Hoca samimi, anlayışlı ve çok iyi bir kadın evet ama hoca neden benim olmayan seks hayatım hakkında fikir sahibi? Neden bu lüzumsuz ve kişisel bilgi ona söyleniyor. Ben mesela kimsenin seks hayatından hiçbir hocaya bahsetmiyorum. Sonra bir gün kalabalık bir arkadaş grubu içerisindeyken Burcu ortada hiçbir neden yokken, konumuz bu değilken, buna yakın bir şey bile değilken "Cessie yaa, ben bu aralar çok mutluyum. E sen de çok kötüsün. Benim böyle ortalıkta seke seke dolaşmamdan, mutlu olmamdan falan rahatsız oluyor musun?" gibi bir soruyla karşılaşıyorum. O ortamda beni şahsen tanımayan yalnızca ismen ve göz aşinalığı nedeniyle bilen insanlar var, hakkımda ne düşünüyorlar bilmiyorum ama ben dehşet içinde kalıyorum öyle. Bir an kendime "Ya rahatsız olduğum izlenimini mi verdim acaba?" diye düşünüyorum. "Saçmalama Burcu ben neden rahatsız olayım senin mutluluğundan?" diyorum daha sonra da sefil halimin onunla ilgisinin olmadığını kendisinin mutlu oluşundan benim de mutlu olduğumu ama kendi sorunlarımla daha içli dışlı olduğumu bu yüzden mutsuz göründüğümü falan açıklamaya çalışıyorum. Sonra bir gün Burcu hocaya "Hocam ben Cessie'yi hiç dikkate almıyorum. Zaten onu dikkate alsam aynı odada kalmamız mümkün olmaz. Yani, bana faydası yok ama bi zararı da yok." gibi bir yorumda bulunuyor hakkımda, aynı gün odalarımızı değiştirebileceğimizi tekrar hatırlatıyorum.

Şimdi antropolojiye dönüyorum. Hoca bir kitap salık veriyor, pdf'ini buluyorum hemen atıyorum Burcu'ya. Utku'ya da bende var kitap diye haber veriyorum çünkü malım. Zaten dediğim gibi ne görsem ne duysam haber veriyorum. En son şu Antalya'daki kaplumbağa işini haber verdim mesela ikisine Burcu yine "Ay acaba birlikte mi başvursak? Beraber gitsek, birlikte de kalırız yine Cessie" diye bir anda koruma biyolojisine ve tosbağalara olan ilgisini fark etti. Neyse. Bahsettiğim hafta benim dersim yok, antropolojide hiç dersim yok. Dolayısıyla kampüste de olsam yolum antropoloji binasına düşmeyecek. Ve ben anlamıyorum arkadaşlar aynı bölümden aynı dönemden insanlarız bir dönem ziyadesiyle içli dışlı olmuş insanlarız. Kimsenin ağzı aşınmaz kulağı da aşınmaz, yazacaksın ya feysten sadece, final sınavı pazartesiymiş, nokta. Ay ne bileyim ya kimsenin böyle bir zorunluluğu olmadığının da farkındayım ama ben sürekli iyi niyetimin içine sıçılmış gibi hissediyorum tüm anlattıklarımla beraber. Sonuç olarak final sınavım bok gibiydi, bölüm derslerinde de ilk vizelerden sonrası bende hiç olmadığından finallere falan girmiyorum.

Kaplumbağa olayı kesinleşti 15 haziranda orada olacağım, iki ay boyunca da kalıp çalışacağım işte. Okulun bir sene uzayabileceğini zaten biliyordu bizimkiler artık yapacak bir şey yok. Yani gerçekten yok, bu da yaşamımın böyle bir dönemi. İki sayfa roman okuyamadığım ya bırakın romanı şiir okuyamadığım bir dönem geçirdim o kadar tıkanık o kadar kabız. Ölmediğime şükrediyorum hiçbir şey de umurumda değil. Atarlandım bakın yine. Herkeslere küçük hayatlarında başarılar diliyorum benim yolum şu öteye uzanıyormuş.

Geçenlerde tanrı katından geldiğini tahmin ettiğim bir ilhamla kahkül kestirmeye karar verdim. Ama kaşlarımın üstünde böyle besleme kahkülü. Senelerdir istiyorum, bir türlü anlatamıyorum derdimi kırpık kırpık bir kahkül kesiyorlar kullanırken de nefret ediyorum uzamak da bilmiyor. En son iki üç sene önce cesaret etmiştim galiba. Ebru ve Ridade'ye fikir sordum, beni uyardırlar. Çocukluk fotoğraflarımdan birini buldum, "Bakın" dedim "küçükken yapmışım ne güzel olmuş alala. Yine yapcam!" Kuaför istediğim kadar kısaltmadı ama iyi de oldu galiba. Size bifor-aftır yaptım.

Saçım burada maşalı tabiikiğ. İnsana benzediğime ikna etmeden beni göndermek istemediler. Oysa ben saçımdan çok memnundum, hâlâ memnunum. Çok hoş yorumlarda bulundu insanlar, herkesler beğendi. Ben de beğendim. 

Burnumdaki delik, şu dış kısmı bir tepecik oluşturdu. Fısfıs sıkıyorum, şu antibiyotikli kremlerden de sürüyorum ama tepecik günlerdir orada. Canım acımadığına göre sorun yoktur diye düşünüyorum. Dayanamayıp mıncıkladım geçenlerde, pek akıllıca bir karar değildi, tepecik bu muameleden sonra büyümeye karar verdi. Ne yapayım şimdi ben? İçinde de biraz iltihap var galiba. Halkayı çıkarmam gibi bir seçenek şu koşullarda mümkün değil, başka önerilere açığım.

Ayın 27'sinde Gaye Su Ankara'ya geldi. Görkem'e gidelim diye çok yalvardım, olmaz dedi. Finalleri varmış. Ben de Mert'i ayarttım. Bu yıl 439824328432 kez geldiler galiba Ankara'ya, her defasında kaçırdım. Bu kez de yarı kabullenmiştim durumu ama Mert'in olur diyeceği tuttu. Mucizevi bir şekilde Gaye Su'nun çok iyi olduğunu düşünmeye başladı falan. Bir senedir dinliyorum kadını kimselere beğendirememiştim bu çıkış şaşırtıcıydı. Neyse aldık biletleri iki üç gün öncesinde. Ve konserden sonra ne bok yiyeceğimizi kara kara düşünmeye başladım çünkü biliyorsunuz, burada 11'den sonra ulaşım aracı yok. Sonra düşünmekten vazgeçtim, çünkü düşünürsek konsere gitmekten cayabilirdik. Caymadık.

Bubituzak'la birlikte çıktılar. Güzeldi, konserin ilk çeyreğinde küçük çaplı bir histeri krizinin eşiğinden döndüm iki damla da gözyaşı akıttım galiba. Sonra toparladık. Konser bittiğinde saat bir, bir buçuk olmuştu galiba, çıktık mekandan. Beş adım ilerde kokoreççi gördük, deli gibi açtım ve her yer kapanmış ve kapanmaktaydı. Kokoreçe bir şans vermeye karar verdim. Kokoreç de şansını iyi değerlendirdi. Hoplaya zıplaya sifteledik ortalıkta biraz, sonra Telwe'ye geçtik. Zaten yalnızca o civarı biliyoruz. Açıktı, oturduk biraz da orada takıldık. Sonra ben bir kokoreç daha yemenin iyi bir fikir olabileceğine karar verdim ve başka bir kokoreççiye bir şans tanıdık bu kez. Fonda Zeki Müren çalıyordu, sonra Ümit Besen'e dönüştü. Kokoreççideki herkes -şarkıları seçen yaşlı amca dışında- sokaktan geçmekte olan bir trans bireye laf atma sevdasına düşünce tahmin edersiniz ki sempatimi ışık hızıyla kaybettiler. Kokoreçim de kötü kokmaya başladı o saniyeden sonra, yemedim. Mert'e iteledim. Aceleyle de terk ettik orayı. 

İçtiğim biralar ve ayranlar tuvalete gitmemi zorunlu kılıyordu artık arkadaşlar. Ve ilk metronun çalışmasına daha iki buçuk saat vardı. Ve bizim pilimiz bitmişti. Benim bitmemişti aslında, ben hazır çıkmışken bir de pavyon bulma konusunda istekliydim ama Mert bunun kötü bir fikir olduğuna karar verdi. Biz de hem güvenli, hem sıcak hem de tuvaleti var diye düşünerek Sıhhiye kampüsüne, kütüphaneye gitmeye karar verdik. Final dönemi olduğundan biraz çekindim, insanlar akın etmiştir diye düşündüm ama yok, çok sakindi kütüphane. Kitap okuduk bir iki saat de orada. Sonra sabah oldu zaten. Eve gelip yattık. Ay ne kadar enerjisiz ne kadar ölgün anlattım. Oysa ki güzel bir geceydi. 

Uyuyamıyorum yine, abuk subuk hallerdeyim. Twitter'da ne kadar haber kurumu kuruluşu varsa takip ediyorum galiba. Öyle paylaştıkları haberlere tıklayayım dedim, sinir hastası olup kapattım üçünü beşini okuduktan sonra. Instagram'a sığındım hemen, kitap paylaşan profilleri gezdim, güzel kızlara bakıp onları kıskandım, böyle toparlamaya çalıştım kendimi. Beş bin lira için üç yaşındaki çocuğu öldüren manyak mı ararsın, öğrencilerini pet şişeye oturmaya zorlayan (ki bence bu aslında kibarca şu demek: çocukları pet şişeyi popolarına sokmaya zorlamış) manyak müdürler mi istersin, imam nikahını meşrulaştırma çabalarından mı bahsedeyim insanı yardım tırlarından mı pehey. Mina'nın dediği gibi hepimiz cehennemde yanacağız, hakediyoruz da. 

Size birkaç şarkı bırakıp gideceğim. Dolapta domates var mı acaba :/






15 yorum:

  1. Saç çok iyi olmuş bence:3 Yeterli saçım olsa yapmayı çok isterdim :)
    İlk paragrafları yaşamışçasına dellendim ama durum şu ki dünya üzerinde senden rahatsız olsa da "Yok conooom! Seni nasıl sevdiğimi bilirsin" diyen tipler var. Sen aksini kolaylıkla kabul edebilecekken hem de. Ne yapalım ki...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ay teşekkür ederim ya, az mı ki saçın? Her şeye rağmen deneyebilirsin bazen ceserat edemediğimiz şeyler çok yakışabiliyor.

      Benzer şeyleri hepimiz yaşıyoruz. Aslında tekntaraflı da bakmak istemiyorum onun açısından bakınca da ben kim bilir nasıl biriyim. Yanlış anlaşılmaya ve gösterilmeye müsait şeyler de yaptım/ yaşandı aramızda. Zaten böyle durumlarda ilişkinin bu hale gelmesinde iki tarafın da suçu olduğuna inanırım. Böyle böyle anlayış gösterdim bu zamana kadar zaten ama artık ı ıh.

      Yine de dün odama gittiğimde tatlımlar havada uçuştu medeni ikiyüzlülük içerisinde sürdürüyoruz iletişimimizi.

      Sil
    2. Evet evet bu söylediklerinde de haklısın. Hiçbir zaman tek taraflı olmuyor. Böyle herkes düşündüğünü söylese, dürüst olsak diyorum ama kolay bir şey değil. İnsanız işte bir sürü karmaşık duygumuz düşüncemiz var.

      Ben de bi yandan ilişkinin hiçbir şey yokmuş gibi devam etmesine engel olamazken diğer yandan buna gülüyorum. İki taraf da bir şeyler olduğunun farkında ama sessizce oynuyor. Böyle tabir etmek doğru mu bilmiyorum ama öyle hissettiriyor işte.

      Bir deeee... Sen böyle bunun üzerine düşünürken o ne yapıyor? Ya da onlar.

      Sil
    3. Belki karşı taraf da aynı şeyleri düşünüyor belki düşünmemeye çalışıyor belki farkında bile değil ama iş farkında olan tarafa düşüyor her koşulda.

      Sil
    4. Doğru... Baksana onun yerine bile sen düşünüyorsun. Bırak akışa gitsin...

      Sil
  2. hey allam ya pavyon görme merakın devam ediyo halaa :) 2 ay çalışmana çok sevindim. burcuyla bi konuş ama aranızda bi sıkıntı var baksanaa :)

    YanıtlaSil
  3. hemen uzaklaş bence en kötüsü bu tür insanlar. eğer arkadaşını seviyorsan da şu an ikiniz çok farklı şeyler yaşıyorsunuz ve birbirinize sıkıntıdan başka bir şey vermezseniz sanırım. bence büyük ihtimal şu an arkadaşın ego tatmini yaşıyor, belkide hayatında ilk defa yaşıyor. kilolu kız ya da erkek(bende şişman olduğumdan biliyorum) her ne kadar kendimizle barışık olduğumuzu iddia etsekde değiliz, maalesef çok azımız gerçekten kendisiyle barışık. arkadaşın yaşadığı son durumlarda belli ki egosunu şişirmiş. belkide kafasında her zaman sen, kendinden üstün görüyordu ama şimdi atağa kalktı ve sende genel hayatında bir düşüş içerisindesin sanırım bu ona gizli bir zevk veriyor olabilir. belki bu zevkten kendinin de haberi yok ama böyle işte saçma sapan zamanlarda diline, hareketlerine vurur bilinçaltı dediğin şeyde.
    bu arada tarzına resmeeeeen bayıııııldım. bende saçlarımı grimsi beyaz bir renge boyatmak istiyorum ama antepte beni taşlarlar diye korkmuyorda değilim. hem yakışırmı emin de değilim ama yakışan çoook yakışıyor bende böyle özeniyorum işte. resmen bayıldım yeni görünümüne ya. bence şu an kişiliğinde dış görünüşünle uyuşuyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu sıralar olan bir şey değil aslında, tüm seneyi kısaca özetledim ben Lazy. Yani hepimizin kendisinde sevemediği barışamadığı şeyler var. En iyisi uzaklaşmak diyorsun ben de böyle düşündüm, ilk dönem final haftası Mert'e taşındım. Her gece ağladığım bir dönemdi ve Burcu için de stresli bir dönemdi. Kendisine de söyledim, final dönemi ikimiz de daha çok gerilmeyelim ben Mert'e geçiyorum diye. Sonradan öğrendim insanlar sormuşlar Cessie'yle bi sorun mu var gibilerinden. "Pek iyi değil bu aralar o yüzden Mert'e geçti" demek yerine "Cessie hiç umrumda değil, zaten kendi sorunlarımdan kafamı kaldıramıyorum çözmem gereken bir sürü şey var, onunla uğraşacak halde değilim." gibi bir şey söylemiş. Ben de senin dediğin gibi düşündüm dönemsel bir şey olduğunu falan düşündüm, takmayayım dedim. En son aramız düzelmeye başladı ve ne yazık ki bu dönem de Burcu'nun tekrar kilo almaya başladığı diyeti ve sporu bıraktığı döneme denk geldi nasıl olduysa. Ama bu sınav mevzusu cidden kırıcı çünkü ben olsam anında ikisine de haber verirdim. Neyse yaz tatili geldi en azından iyice uzaklaşır kafa dinleriz.

      Çok teşekkür ederim saçlarımı ben de böyle çok sevdim. Yaşadığın yerde başına büyük bir iş açmış olmayacaksan sen de dene bence. En kötü ihtimalle değiştirirsin tekrar :D

      Sil
    2. Bilmiyorum ya sanırım bu biraz cesaret işi ben bile bilmiyorum kendimde böyle bir değişiklik yapacak cesaretim var mı diye. :D
      Aslında yazın evde yapıp denemek lazıma ama babamında hiddetinden korkuyorum.
      En iyisini yapmışsın sen uzaklaşarak. Çok da umursama diyorum ben bu aralar yaptıklarını.

      Sil
    3. Ya bence yap gitsin. En kötü ihtimalle koyu bir renge boyarsın tekrar. Lisedeyken ben saçımı maviye boyatmıştım böyle yarısını falan, uçlarını dedik kuaför yarısını boyadı. Boya da ilk banyo yapışımda akmasın mı, yarı sarı yarı yeşil kaldım öyle. Ertesi gün derhal yengemin kuaförüne gittik, yeşil boyayı çıkarttılar, kahverengi boyadık tekrar. O da açıldı zamanla, bir süre saçlarımın yarısı sarıydı öyle, en sevmediğim şeydir yapay sarı saç da ahah. Hayatta yaptırmam diyordum ama başıma gelmiş oldu. 3783218 kez kestirdim saçımı yeni kurtuldum o boyanın izlerinden ama bu esnada da arlanmadım akıllanmadım. Bir ara saçımın önünü kırmızı yaptım. Sonra mor yaptım. Sonra soğan kabuğuna dönüştü koyu kahveye boyadık hepsini burcuyla. En son yine dayanamadım mor yaptım biliyosunuz zaten hehe :D O bir tutam saç rahat bırakılmadı yani. Hepsi ilginç birer süreç oluyor :D tavsiye ediyorum.

      Sil
  4. Saçlar çok güzel olmuş Cessie (^-^*)

    YanıtlaSil
  5. mimledim seniiii düüün :)

    YanıtlaSil

Bu aralar dinliyorum / aşığım

nasiplenin arkadaşlar :)

926 şarkının sadece 200'ünün gösterilmesi ayıp.

Zevkle Takip Ediyoruz:

Kitapkurtları;

Farklı İklimlerden;