1 Eylül 2015 Salı

çeşitli filmler

Dün Esin'e gittim, mutlu haberi vererek başlayayım: Bebek bekliyormuş. Küçük çığlıklar attım odasında. İyi olduğumu söyledim, ilaçlarımı bıraktığımı haber verdim. Bir şey olursa ara dedi. "Tamam" dedim "ölecek gibi olursam haber veririm." 

Okuyamıyorum. İstediğim gibi okuyamıyorum demek daha doğru olabilir. Başlanmış ve fekat yarısına bile gelemeden bırakılmış 85435943 kitap var galiba şu an elimin altında. Son bir hafta içinde okuduğum Oruç Aruoba'nın iki kitabı yaşama tutunmama yardım ediyor galiba. Dövüş Kulübü'nün çizgiromanları çıkıyor, kesin biliyorsunuzdur. Onları takip ediyorum. "Bizimla deyilsın Palahniuk" diye burun kıvıracağım ama acele etmek istemiyorum. İşler ilginç bir hal alacak gibi görünüyor.

Okuyamadığım için izliyorum. Daha doğrusu izlemeye çalışıyorum. Game of Thrones'da hâlâ 3. sezondayım, The Addams Family'e başladım. Bunun dışında son yazdığım filmli yazıdan sonra üç film daha izledim.

Bunlardan ilki Wild at Heart. Film 1990 yapımı, yine bir David Lynch filmi. Barry Gifford'un aynı isimli romanından yola çıkılarak yapılmış. Şimdi filmi anlatmadan anlatmak istiyorum ama bunu nasıl yapacağımı bilmiyorum.

Hemen kafamda diğer iki film de canlanıyor, ever bu film bi The Straight Story'den ayrılırken evet bir Blue Velvet ile benzeşiyordu. Anlaşılması güç karakterler var ve ilginç bir aşk hikâyesi. Nedense bana bir şekilde Marquez'i hatırlattı film, ben de arama motoruna David Lynch yazdım. Vikipedi'de diyor ki;
Film kurgusu ile Andrei Tarkovsky'nin şiirselliğinden ve Michael Haneke'nin gerçekliği arayışından ayrılan Lynch, Amerikan sinemasının en önemli yönetmenlerinden ve Film Noir akımının önde gelen temsilcilerinden biridir. Lynch'in filmlerinde hiçbir şey göründüğü gibi değildir. İşlediği temalar, anlatım tekniği ve sık kullanılan rüya/kâbus sekansları "bilinçdışının yönetmeni" olarak nitelendirilmesine neden olmuş ve eserleri daha çok psikanalitik açıdan incelenmiştir.

Film Noir nedir diye sorup o konu üzerine de biraz okuduğunuzda bir şeyler biraz daha yerli yerine oturuyor gibi. Belki büyüdüğümde bu konunun üzerine eğilir size bir Lynch yazısı yazarım, şimdilik değil.

Şimdilik söyleyebileceğim, aşkın aptal ve çılgın halini seviyorum ve burada kelimeleri çok bilinçli kullandığımı belirtmek istiyorum. Evet aptal ve evet çılgın. Belki de bu yüzden filmi çok sevdim, belki de bu yüzden Laura Dern'e bayıldım.

love me tender, love me sweet
never let me go

(Bu arada imdb puanı 7.3)


Bu filmi de "Laura Dern'i başka bir rolde görmek istiyorum!" diyerek buldum. Doğa, yol, yolculuk, yaban, uzaklar, uzaklaşmak... Bana ne kadar yakın ne kadar özlemini çektiğim kelimeler biliyorsunuz bu yüzden filmi izleme konusunda istekli oluşum şaşırtıcı sayılmaz. Filmin ismi Wild, 2014 yapımı. Yönetmen Jean Marc Vallée. Bakın aklımda kalmış, kimdi bu herif diye sordum kendime, Dallas Buyers Club'ın da yönetmeni buymuş. Neyse aslında bence klasik bir konusu var filmin. Anneyle yaşamı boyunca sorunlarını çözememiş bir kadın (ben jkgfgdslk) annenin ölümüyle buhranlara sürükleniyor. Abuk subuk işlerde çalışmalar, korunmasız seksler, uyuşturucu dünyası derken, bedeninin, evliliğinin ve hayatının içine sıçıyor. Sonra geriye dönüp baktığında, annesinin kendisine olmasını öğütlediği kişi dışında her şey olduğunu fark ediyor ve kendisini arındırmak, bir zamanlar olduğu gibi, iyi ve güçlü olabilmek için bir yolculuğa çıkıyor. Biz de bu kadının yolculuk sırasında doğayla, diğer insanlarla, annesiyle ve kendisiyle olan mücadelesine tanık olmuş oluyoruz. 

Peki film nasıldı? Bir kadının kendini yollara vurması fikri harikağ! Bir çadırda yaşamak, evet! Fakat bir Into The Wild değil. Fakat bir Into the Wild olamadığı gibi, Into the Wild'ı akla getiriyor ve hatta özletiyor. Ve bence bu negatif bir şey. Onun dışında izlenebilir ama izlenmediğinde de çok bir şey kaybetmiş sayılmazsınız bence. Imdb puanı da 7.2

DA DA DAAAA! Elimde Haneke üzerine yazılmış minik bir inceleme ve Haneke ile yapılan söyleşilerin toplandığı koca bir kitap var. Bu yüzden filmleri bir an önce bitirip kitapları okumak istiyorum. Bu yüzden de bir Haneke filmi ile daha karşınızdayım. Lazy Otter nokta atışı yapmış galiba, Haneke'yi tanıdım ve ayrılamadım gerçekten. Funny Games, öhm evet Funny Games.

Öncelikle şu uyarıyı yapayım, tam şu noktada spoiler söz konusu olabilir.
Bu izlediğim 6. Haneke filmi. İster inanın ister inanmayın ama ben bir hikâye tamamlayıcısıyım arkadaşlar. Çoğunlukla okuduğum kitaplarda ve izlediğim filmlerde kendime spoiler veririm. Olay örgüsünü tahmin etmekte zorlanmam, tahminlerim genellikle doğru çıkar. Ve Haneke de beni şaşırtmayı başaran yönetmenlerden biriydi, ta ki dördüncü filmi izleyene dek. Artık tarzına alıştım ve aşinayım, artık nereden ne çıkacağını kestirebiliyorum. Bu mu acaba filmden etkilenmemi zorlaştırdı diye düşünmedim değil. Ama bakınız, bir sürü sebep var. 

Benny's Video'da görüp tanıdığımız Arno Frisch büyümüş, serpilmiş ve ruhsuz bir seri katil olarak karşımıza çıkmış çok güzel, buna bir itirazım yok. Ama onun yardakçısı olarak Frank Giering iyi bir seçim mi soruyorum. Çünkü bence değil. 

Filmde yine şiddet, yine kan revan ve yine şiddetin geçerli bir nedeni yok, çok güzel. O beyaz eldivenler, beyaz kıyafetler istemsizce Clockwork Orange'ı çağrıştırıyor ve oradaki nedensiz şiddetle kıyaslıyorum. Sonra kendime gelemiyorum. 

Arno'nun ikide birde durup izleyiciyle konuşması... Ben galiba film izlerken film izlediğimi hissetmemeyi seviyorum... Sonuç olarak bence bu şu ana dek izlediğim en az rahatsız edici Haneke filmi olmakla birlikte, aynı zamanda en az sevdiğim Haneke filmi. Bizimla deyilsın Funny Games... 

(Bu arada film 1997 yapımı, yönetmen Michael Haneke, imdb puanı da 7.6)

Bir film daha yazacaktım ama kendimde öyle bir güç bulamadım bu yüzden yazıyı böylece bitiriyorum. 

2 yorum:

  1. iyi filmler iyi yönetmenler izliyosun ya. laura dern in babası da iyi aktörmüş. bu funny games önemli ya. haneke diyo ki bu filmde, ilerdeki teröristler bu kadar kibar olmayacak. bak doğru çıktı. günümüzde şiddet iyice sıradanlaştı ve vahşileşti yaa :) laura dern "uçarı gül-rambling rose" da iyi film bak :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben herhangi bir dönemde herhangi bir teröristin bu kadar kibar olacağını sanmıyorum.

      Sil

Bu aralar dinliyorum / aşığım

nasiplenin arkadaşlar :)

926 şarkının sadece 200'ünün gösterilmesi ayıp.

Zevkle Takip Ediyoruz:

Kitapkurtları;

Farklı İklimlerden;