12 Eylül 2015 Cumartesi

çeşitli içe atmışlıklar...

böyle küçük yol videoları çekmeyi çok seviyorum ben.

Ayın sekizinde geldim Ankara'ya. Mert'le aynı saatlerde otobüsten indik. Elimde dört beş parça eşya vardı, hepsini aynı anda taşımakta zorlanacaktım, otobüs şoförü amca inanılmaz babacan bir tavırla yanıma gelerek "Yardıma ihtiyacın var mı bi'tanem?" dedi. Ya evet, bitanem dedi ama, bildiğiniz babaydı yani adam hatta teyzeydi. Kesinlikle asılmıyordu yani. "Teşekkür ederim, arkadaşımı bekliyorum, o yardımcı olacak" dedim. Tamam dedi gülümsedi ve uzaklaştı. Beni bağrına basmaya dünden hazır teyze ve amcalarla dolu Ankara, gerçekten buna inanıyorum. Çok telaşlı, çok beceriksiz mi görünüyorum, küçük mü görünüyorum bilmiyorum. Hâlâ 15 yaşında olduğuma inanan insanlar çıkıyor ahah. Sonra Mert geldi üç beş dakika içinde, taksiye atlayıp kampüse gittik. Yurt görevlisi gelmemişti, girişimi yapamadılar. Bankaya git istersen, kiranı yatır dediler, kampüste sifteledik işte biraz. Sekizde yemekhane açıldı kahvaltı yaptık oyalana oyalana. Sonra da bankaya geçtik, kiramı yatırdım. Eşyalarımı binaya bırakmıştım. Gonca Abla gelmişti. Ve fekat beni yurda almayı reddetti çünkü halihazırda ödemiş olduğum salak perde hususunda hâlâ borçlu görünüyordum. Sonra gidip muhasebeyle görüştüm ve nihayet odama kavuştum. Her şeyi bir kenara fırlatarak kendimi dışarı attım, hiçbir şeyimi yerleştirmedim. Mert'le onun evine geçtik.

Çok yorgunduk ve eve ulaşır ulaşmaz yattık. Konuşacak inanılmaz çok şeyimiz olmasına rağmen çünkü yaz boyunca çok az konuştuk. Ben hep çok meşguldüm, Mert hep çok üzgündü, hep başı kalabalıktı zira Ramazan Amca vefat etti. Mert'ten "Babam öldü" diye mesaj geldiğinde araziye gitmekteydim. Onun yanında olamamak çok koydu. Koray'ın yanında olamamak da çok koymuştu. Nejdet Amca bir keresinde demişti ki, "Sevdiğin insanın yanında olacaksan, o kim olursa olsun, sana ihtiyacı varken olacaksın. O an. Olacaksan, tam o an." Hep hak verdim ona, kaçırdığım "o an"lar hep kalbimi yaralıyor. Yine de yattık.

Kalkınca Soul'a geçtik. Bir şeyler yedik, bir şeyler içtik, bir şeyler konuştuk ve döndük. Kendime güzel kıyafetler de aldım o gün. Yurda geçecektim fakat geçemedim, Mert'te kaldım üç gün. Sonunda bu gün geldim.
Geldiğimde oda boştu. Rahat rahat yerleştim. Burcu da dün geldi, o da yerleşmiş, şu an nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok. Odada olmak biraz sıkıntılı benim için. Neyse ki her yer inanılmaz boş ve düzenli. Geçen yılı hatırlatan her şey anksiyete yaratıyor yemin ederim. Takatim yok anmaya bile.

Annem çok güzel nevresimler dikti bana. Bakınız kucağımdaki yastık, sarılma yastığım. Aynı kumaştan şort da dikti, çok güzel oldu. Bu gözlüklerle kendimi de baykuş gibi hissediyorum bazı bazı, kimi zaman da böcek gibi.

Hayattaki en zor şeylerden biri, yorgana yorgan kılıfı geçirmek. Müzik dinliyorum, bunları yazıyorum, galiba iyiyim. Okuyamıyorum ama artık kendimi okuyamıyorum diye strese sokmayı da yavaş yavaş bırakıyorum. Yoksa ben kendimi hep "okuyabilen" olmakla mı tanımlamışım? Eğer öyleyse, yıkmak lazım o tanımı zaten.

Çokça takıntılıyım hâlâ. Çözebildiğim bir takım şeyler var, çözemediklerim dağlarca. Ama iyiyim, güzel olacak her şey. Buna inanıyorum, kendimi buna ikna ediyorum.

Bakınız sizinle havalı, cool, Cessie iş başında fotoğraflarımdan birini paylaşayım. Arazi boyunca herkese bir iş düşüyor, zira ekip halinde çalışmak çok önemli çünkü güneşin altında çalışmak çok zor ve iş bölümü işleri hızlandırıyor. Bazen yuva açıyorsunuz, bazen uzaklık ölçüyorsunuz, bazen iz siliyorsunuz, bazen de kayıt tutuyorsunuz. Bunların hepsini herkes yapıyor, ben burada kayıt tutuyordum. Kolumdakiler de kontrol etmemiz gereken yuvaların numaralarıydı. Araziyi öğlene dek tamamlayamadığınızda, akşam üzeri tekrar bölgeye gitmeniz gerekiyor çünkü bir gün boşlamak demek, her şeyin birbirine girmesi demek gerçekten. Genel tatilimizde "Allahım pazartesi günü arazi inanılmaz karışmış olacak, gönüllü gitse miydik" diye hayıflandığımızı falan hatırlıyorum.

Bakınız burada da ölçüm yapıyorum. Yuva derinliği, yuva ağzı çapı gibi çeşitli ıvır zıvırları ölçüyorum. Bu, işin gerçekten en temiz kısmı olabilir.

Önümüze gelen yuvayı açmıyoruz, yuvalara müdahale etmemek, yuva üzerindeki kum seviyesini bile değiştirmemek önemli bizim için çünkü ısı değişikliği yavruların cinsiyetini belirlemede önemli.Predasyona uğramış yuvalara bakıyoruz, çoğu zaman yuvanın tamamını açmıyoruz. Zarar görmüş yumurtaları ayıklıyoruz diğer yumurtaları da çürütmesin diye. Sonra yuvayı geri kapatıyoruz. Bir de yavru çıkış tarihi geçmiş fakat herhangi bir çıkış göremediğimiz yuvaları açıyoruz. Ki yumurtalar içeride çürüyüp kalmış oluyor. Onların kayıtlarını tutuyoruz.

Kontrol açışları oldukça sıkıntılıydı. Çünkü çürümüş yumurtalar çok kötü kokuyor, bazen kurtlanmış yumurtalarla ve caretta cesetleriyle karşılaşabiliyorsunuz. İlk kontrol açışım inanılmazdı. Daha önce yuva açan arkadaşlarımı izledim ve evet, kendimi kötü kokuya, çürümüş yumurtalara hazırladım. Yine de sızlanmaktayım. Fakat görevden kaçılmaz, yuvayı açmaya koyuldum. Birkaç yumurta çıkardım. Sonra bir kapluş cesediyle karşılaştım. Anında moralim düştü. Ama kendimi teselli etmeye çalıştım. "Bir tanesi ölmüş. Tamam." Sonra ikinci ceset. Beşinci ceset. Tanrım kazdıkça kaplumbağalar çıkıyor, hepsi ölmüş. Sükunetimi koruyamadım, ağlamaya başladım. Bi yandan ağlıyorum, bir yandan yuvayı açıyorum, bir yandan Fatih'e beni videoya çektiği için çemkiriyorum. Bazen böyle oluyormuş, yavrulardan bir iki tanesi çıkmayı başaramıyormuş ve ölüp kalıyorlarmış. Yuva ağzını tıkıyorlarmış, diğer yavruların da çıkması mümkün olmuyormuş. Yapabileceğimiz bir şey yoktu nitekim, olan olmuştu. Neyse ki bir daha böyle bir şeyle karşılaşmadım. Diğer yuvalarımızdan pıtır pıtır çıktı yavrularımız. Yine de civardaki otel yüzünden ve lüzumsuz ışıklar yüzünden arka tarafa yönelip ölen bir hayli yavru olduğunu da tahmin ediyoruz.

Şimdi ben bu konuya nereden girdim, bunu neden anlattım, hiçbir fikrim yok gerçekten. Belki de Mariposa'nın sorusu işin iç yüzünü biraz daha anlatmaya itti. Bizim için bir tilkinin açtığı yuva kabul edilebilir, bir köpeğin eşelediği yuva, eh belki o da kabul edilebilir. Bir yengecin bir kaplumbağayı yemesi anlaşılabilir. Ama insan etkisi daha yıkıcı ve daha keyfi, bu nedenle asıl bunun üzerinde durduk.

Toplantılarımızın çoğunu insan faaliyetinin yoğun olduğu bölgelerdeki sorunlar işgal etti. Bir yandan yaptığımız işi açıklamaya bir yandan da çok fazla açıklamamaya çalıştık. Yuvaları nasıl buluyoruz, bulunca ne yapıyoruz, yuvaları ne zaman ve ne amaçla açıyoruz, bunlar gerçekten cevaplayıp cevaplamama konusunda tereddüt ettiğimiz sorulardı. Çünkü insanlar başınabuyruk davranmaya meyilliler. Meraklılar fakat düşüncesizler. Birilerinin kendi başına çıkıp yuva bulmaya kalkması kabusumuz olabilirdi galiba. Bu yüzden daha çok yuvadan çıkmış yavru görürlerse ne yapmaları gerektiğini anlatma yoluna gittik. Bir de yavruların selametle denize ulaşabailmesi için ne yapmaları gerektiğini.

Hâlâ yan dal derslerimi kodlayamadım, sistemde bir sorun var. Pazartesi günü öğrenci işlerine gidip derdimi anlatmaya çalışacağım. Üç milyonuncu kez, yeni okul yılına hazır olmadığımı belirtmek istiyorum.

Ali Fuat Hoca bana kampın daha çok başlarında "Biyolog olmakla doğa adamı olmak aynı şey değil" demişti. "Nasıl bir biyolog olursun bilmiyorum ama, ikincisi olduğunu biliyorum." Ben de Mariposa'nın sorusunu düşünüyorum, hep de ufak ufak sorguladım. Doğa ile bütünleşme / doğaya müdahalede bulunma / bunun derecesini belirleme ve bunu belirleme konusunda herhangi bir hakkımın olup olmadığı, bunlar hep, kampa gitmeden önce de kafamı kurcalayan konulardı. Ama üzerinde fazlaca durmaktan hep kaçtım. Bakın bu soruların yanıtı, değilse bile ip uçları antropolojide ve insan evriminde, bu süreçte insanın doğayla olan ilişkisinde saklı olabilir diye düşünüyorum. Çok okumak lazım, akıllı insan kolaylıkla kesin cümleler kuramıyor. Her zaman her cümlenin -sonunda nokta bile olsa- kenarında köşesinde minik soru işaretleri var, yeterince yeterli hissetmiyorsa. Yeterince yeterli hissetmiyorum.

Ay ne çok konuştum ya. Dövme istiyorum. Söyleyeceklerim bu kadar. Alınız bir de albüm iliştireyim şuraya. Kitap mı okusam, film mi izlesem. Burcu ketılı getirmemiş galiba, halbuki canım kahve istemişti. Hayat hep böyle, çokça nanik yapıyor.


(NOT: Oha yazıyla başlık feci alakasız olmuş. Çünkü yazıya Mecit Abi'mden bahsetme niyetiyle başlamıştım fakat tamamen unutup kampı falan anlatmışım fkdsjkfds)

12 yorum:

  1. Hayyydi bakalim sonhabar geldi bilogir'lar biloglarina dondu, sen tüm guzel kampi tekrar ozetlemis ve mecerani instagramdan takip edince aklima bu yaz su kaplumbagmin bogazinda cikan mantari ellerimle iyilestirmemi andim icimdem, nasil da caresizdi ve nasil da gozumun onunde aslan gibi iyilesti. O yuzden yaziyi okudukca ovundum senle. Sanki biraz daha olgun bir cessie okudum bugun, kafaya takmisliklari birazcik atlatmis gibi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ay çok teşekkür ederim utanıyorum biraz galiba :D
      Biraz büyüdüm galiba, bütün sene ne biriktirdiysem, yaz içinde işledim mi kafamda ne oldu bilmiyorum. Hâlâ dönem dönem çok malım. Çok da büyüyemedim ama yine de umut vaadediyorum galiba :D

      Sil
    2. Bunu onaylaman hosuma gitti :) Guzel bir kis donemi bizi bekliyor o zaman!

      Sil
    3. Kendimi çok gaza getirmemeye çalışıyorum, umarım :D

      Sil
  2. Çok okumak lazım haklısın. Peki -özellikle insan evrimi ile alakalı- bu konuda başlangıç aşamasında olan birine önerebileceğin kitaplar var mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tam bu noktada alanıma karşı ne kadar ilgisiz olduğum ortaya çıkacak galiba ahah. Bölüme başladıktan sonra biyolojiye olan ilgim ağır darbeler aldı. Fakat Evrim Ağacı bir kitap listesi hazırlamış, onun linkini vereyim, bir iki küçük yorumda da bulunayım.
      http://www.evrimagaci.org/makale/269

      Listedeki ilk kitap Çağrı Mert'in yazdığı -ben okumadım ama öyle tahmin ediyorum ki- giriş için uygun olabilir. 2.,3. ve 4. kitaplar bizim ders kitaplarımız :) Son derece açıklayıcı olmanın yanında koskocaman olduklarından biraz gözünü korkutabilir ve başlangıç aşaması için belki daha hafif bir şeyler daha uygun. Dawkins'i ben pek sevmiyorum genel tutumu nedeniyle de ama konuyla alakalı çok fazla kitap yazmış onun kitaplarına bakabilirsin. Ali Demirsoy'un kitaplarını yine ders kitabı gibi kullanıyoruz daha çok.
      Çıplak Maymun - Çıplak Kadın- Çıplak Erkek de faydalı olabilir.
      Göl İnsanları'nı çok severek okumuştum.
      İnsan Nasıl İnsan Oldu da oldukça keyifli bir kitap, daha çok insanlık tarihini anlatıyordu ama yanlış hatırlamıyorsam.
      Yazarken benim de canım çekti, belki yarın iki kitap da ben karıştırırım :)

      Sil
    2. Haksızlık etme kendine. Seviyesini bilemem ama alanına karşı ilgin var negzel :) teşekkürler bu arada.

      Sil
  3. Güzel bir amcaymış o. Yaz kampı maceranı instagramdan takip ettiğim için az çok aşinayım diyeyim. Ama bir itirazım var o kadar sen git kaplumbağalara bakıma bir tane kaplumbağa fotoğrafı atma. :( Çekmek mi yasaktı acaba?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yoo yasak değildi, çektik de aslında. Bir iki video paylaştığımı hatırlıyorum. Senin için kaplumbağa fotoğrafları da atarım Lazy'cim. Bir de biraz uğraşmamış olabilirim, daha çok koştur koştur bir şeyler yapıyorduk :D

      Sil
  4. hadi bu kışın iyi geçsin yaaa. kampı özlüyon belli yaa. doğada kendini rahat ve oraya ait hissediyosan doğa adamısındır. doğa insandan daha iyi tabii ki :)

    YanıtlaSil

Bu aralar dinliyorum / aşığım

nasiplenin arkadaşlar :)

926 şarkının sadece 200'ünün gösterilmesi ayıp.

Zevkle Takip Ediyoruz:

Kitapkurtları;

Farklı İklimlerden;