28 Aralık 2015 Pazartesi

ağğ çok fena çok

konuyla alakasız görsel
yine inanılmaz saçma yaşıyorum, yani öyle böyle değil. cuma günü koltuğumda oturmuş aşk-ı memnu izliyor ve içimi darlıyordum, ender kalk izmit'e gidelim dedi. gerçekten de kalktım izmit'e gittim. bir gece orada ender'in arkadaşlarında kaldık. aslında bu yolculuğu çok detaylı anlatmak istiyorum ama şu an üşeniyorum galiba. neyse, mina ve şafak'tan sonra gördüğüm en tatlı çift uğur ve merve'ydi. bizi çok sıcak karşıladırlar ve çok güzel ağırladılar.

ertesi gün akşama doğru çıktık, otostopla istanbul'a geçecektik. bizi arabasına alan adam (nejdet abi) gelin sizi izmir'e götüreyim dedi. yarın döneceğim, isterseniz dönüşte de geri getiririm. haydaaa... ender işte heyecanlandı biraz heveslendi, izmir'e de gitmek istiyordu aslında. ben çok arada kaldım çünkü istanbul'da da koray bekliyor. durum açık dedim, sen bas izmir'e git, ben buradan istanbul'a geçiyorum.

sonra dolmuşa bindim bi tane, buluşma noktamıza gidene kadar da kendime söylendim durdum. ağğğ basıp izmir'e gitmeliydim arkadaşlar. yani koray mevzusu nasıl bu noktaya geldi hiçbir fikrim yok, bence oyun oynuyor gibiydik en başta. bir anda romantizm deryasında kulaç atmaya başladık allahım! izmir'e gitseydim üzülür müydün diye sordum, hayır, izmir'e mi gitmek istiyordun dedi. hayır ama buraya gelmek de istemiyordum dedim ki çok doğru. allam çok malım, neden çok malım? keşke çok mal olmasam.

bir gece de orada kaldım, ertesi akşam yola çıktım. ankara'ya vardığımda saat gecenin on ikisi falandı. taksiyle evime gitmek için iç organlarımın bir kısmını satmam gerekeceğinden, taksiyle kampüse gittim. geceyi kütüphanede geçirdim, ertesi gün de antropoloji sınavı vardı ona girip dönecektim.

sabah altı gibi bölüme geçtim, küçük mor koltuklarımız var bölümün girişinde, iki kişilik olana kıvrıldım, montumu üzerime örttüm ve uyumaya çalıştım. saat sekiz buçuk gibi tepemde sınav tartışan iki andaval yüzünden uyandım. allahım herkes bağırıyor, bu yüzden birbirlerinin seslerini duyamayıp daha çok bağırıyorlar ve kimsenin aklına sessiz konuşmak gelmiyor anasını satayım. gözümü bir açtım, bana "mal mı bu" dercesine tepeden bakıyorlardı. çalıştıkları da tarih, allahın bebeleri 2.sınıflarmış peeh. neyse ya ben de "asıl mal sizsiniz" bakışlarıyla atkımı boynuma doladım, eldivenlerimi elime geçirdim, beremi kafama geçirdim ve oradan ayrılmaya hazırladım. o esnada kürşat hoca ismimle seslenip günaydın dedi de karizmamı biraz toparladım bence.

sonra dedim ki öğlene kadar bekleyemem ben, atom fiziğine de profesörlüğe de lanet olsun! otobüs durağına gittim, hava inanılmaz soğuktu otobüs beklerken boş durmayayım otostop çekeyim dedim anında bi' amca aldı beni, metro durağına kadar da attı. müsteşar mıymış bişeymiş, o uyku sersemliğiyle çok anlayamadım ben, kızı iç mimarlıkta okuyormuş onu bırakmış işe gidecekmiş. sonra eve geldim işte.

böyle tabi yine kendime kızıyorum, ne kadar mal biriyim, birkaç saat daha bekleyemedim, keşke beni fil sikse falan diye ama bi yandan da burcu'yla mesajlaşıyorum, sınav saati neymiş öğrenebildiniz mi falan diye. sonra hoca caymış bize sınav yapmaktan ödev vermeye karar vermiş, mis gibi oldu. vallahi biraz şanslı olmasam bi' yerlerde kesin ölüp gideceğim böyle yaşanmaz.

eve geldiğimde mina'nın gönderdiği inanılmaz hediyelerle karşılaştım. dünyanın en güzel çorabı, okumam için de biiiir sürü kitap! en çok beat kuşağı antolojisi'ne sevindim ve fante'lere çünkü antoloji çok pahalıydı ve fante'nin o iki kitabını bulamamıştık! elimdeki her şeyi bir kenara fırlatıp "bunker tepesi düşleri"ne başladım.

ağğ bir anda inanılmaz bir kitap yığını oldu elimde okunacak, deli gibi saldırayım diyorum, ne yapayım. biraz da yazıyorum işte sürekli. ara ara kafamın içinde kendimle konuşmaya başlıyorum dakikalarca bir an susmuyorum falan. delirmem umarım, bu aralar delirebilirim diye düşünüyorum. onun dışında, yolculuk nasıl oldu, aslında çok iyi oldu. çok güzel insanlarla tanıştım, koray'ı görmüş oldum. ama işte bu romantikli mevzular ortalığı çok karıştırıyor, kafamı da, keşke öyle olmasa.

böyle, geldiğimden beri uyuyorum, mal gibiyim açıkçası. bir de geldiğimden beri mert'e çemkiriyorum ahahah kaldığım yerden devam. allam keşke kafama moloz falan düşse, bu iş sence de fazla uzamadı mı?

7 yorum:

  1. Mina, tam da herşey bitti derken Gandalf gibi kitap takviyesiyle çıkagelmiş :) Bu arada sende de iyi cesaret varmış bu kadar az sürede bu kadar aksiyonu sığdırabilmen :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet ya Mina hep kurtarıyor beni <3 Aslında bu yolculuk çok aksiyonlu değildi galiba, sakindi. Bilemedim. Ağğ kafam çok karıştı Zihin, ne yaptığı belli olmayan oğlanlar keşke ölse :D

      Sil
    2. Güzel kızlar öldü, ne yaptığı belli olmayan oğlanlar da öldü. Kimseyi bırakmamaya yeminlisin galiba :D

      Sil
    3. biz çirkin ve aklı başında olan insanlar birbirimize yeteriz bence :D

      Sil
    4. benim aklım ne kadar başımda çok tartışılır gerçi. düşündüm de gerçekten en ne yaptığı belli olmayan insan benim aslında hayatımdaki.

      Sil
  2. özendiğim hayatı yaşamakla meşgulsun. :) ben her boku ye, üniversite hayatını iyi değerlendirmenden tarafım. :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. vallahi hiç özenilecek bir hayat yaşamıyorum, günlerdir koltuktan kalkmadan yaşıyordum. her günüm böyle geçse eheeey :D

      Sil

Bu aralar dinliyorum / aşığım

nasiplenin arkadaşlar :)

926 şarkının sadece 200'ünün gösterilmesi ayıp.

Zevkle Takip Ediyoruz:

Kitapkurtları;

Farklı İklimlerden;