30 Aralık 2015 Çarşamba

muhtemelen 2015'i kapatıyorum

Bu gece ve yarın yeni filmler izlemezsem -ki muhtemelen izlemem- bu yılı 71 filmle kapatıyorum! Benim için büyük başarı gerçekten, kendimi tebrik etmek istiyorum. Son film yazısından bu yana neler izledim, hemen bakayım.

Clouds of Sils Maria. Filmi anlatmak çok zor, çünkü çok bir şey kalmamış aklımda. Aslında nedense benim için bir yolculuk öyküsüydü bu, öyle çok yer değiştirmeli yerleşik düzenden kopuk bir film olmasa da. Juliette Binoche, Üç Renk: Mavi'de çok genç ve güzeldi. 2014 yapımı bu filmde yaşlanmış ve daha da güzelleşmiş, Kristen'ın kapanmayan ağzı bile dikkat çekmiyor inanın! Filmde Maria Enders'in yıllar önce yer aldığı bir tiyatro oyununda oynamak üzere yeniden teklif almasından ve aradan bunca zaman geçmişken, yeni yaşı, yeni kimliği ve canlandıracağı yeni karakter ile cebelleşmesinden bahsediliyor. Hayat çok akışkan ve değişken, haliyle her zaman ayak uyduramıyoruz. Maria'nın gençliğinden bu yana çok şey değişmiş, bir kısmını kabullenip benimsemiş, bir kısmına adapte olamamış. Bu rol teklifiyle, tüm yaşamıyla ve kendisiyle yüzleşmek zorunda kalıyor biraz. Biz de onun bu yolculuğunu izliyoruz işte. Film biraz durağan ama bir solukta izledik Mert'le. Yine de çok bayılarak izlediğim bir film olmadı. Yönetmen Olivier Assayas, imdb puanı 6.8.

Candy. Ağğğ bu filmi nereden çıkardım, buldum izledim bilmiyorum ama filmden nefffret ediyorum. Çünkü film eroin bağımlısı bir çifti anlatıyor ve bağımlılığın her türünden, özellikle de insanı yoğun bir parçalanışa sürükleyen türlerinden nefret ediyorum. Candy kızın adı, yavuklusuna uyup başlıyor uyuşturucuya ama ailesiyle sorunları, başka bir dünyaya kaçma konusundaki yoğun isteği falan filan derken bu konuda oğlandan daha istekli hale geliyor, başta. Paraları kafayı bulmaya yetecek kadar kimyasalı karşılayabildiği sürece, sonrası çöküş. Bağımlılığın getirisi olarak, çalışamamaya başlıyorlar bir kere çünkü günün bir kısmında kafalar güzel, bir kısmında da bir halsizlik bir düşüş. Üretkenlik sıfıra inmiş durumda. Galiba bu işin doğasında bu var, ne kadar eroinli film izlediysem kadınlar eninde sonunda fahişelik yapıyor, al sana rahatsız edici bir detay. Of çok fena çok, aklıma geldikçe sinirlerim bozuluyor. Çocuklar, uzak durun böyle şeylerden çünkü ne gerek var? 2006 yılında yayınlanmış film, yönetmen Neil Armfield, imdb puanı da 7.3.

Bir diğer film Macbeth. Bu yıl vizyona girdi, biliyorsunuz. Ben de bankaya borcumu ödemem gereken bir günde, hazır Kentpark'a gitmişken bir filme gireyim diyip Macbeth'e girdim ve yanımda sohbet eden çiftler olduğu için delirdim falan, hatırlarsınız belki. Yanılmıyorsam Macbeth'i okudum da ben, gerçekten çok güzel bir hikâye, tabii diyaloglar falan harika. Shakespeare boşuna Shakespeare olmamış, birkaç yıl önce tiyatroda da izlemiştik. Tabii film daha haysiyetli ve daha karizmatikti, bunu inkâr edemiyorum. Ama nedense bana biraz yüzeysel geldi. Ya son zamanlarda çıkan filmlerle ilgili genel olarak böyle bir sıkıntı yaşıyoruz biz Mert'le, özellikle büyük beklentilerle girdiğimiz filmlerde. Yani görsellik muhteşem, görüntüler pırıl pırıl, muazzam. İnsanları gözeneklerine dek görüyorsun falan enfes! Ama sanki hep yüzeysel, biz acaba teknoloji nimetlerine ve görselliğe sığınıp oyunculuğu ve senaryoyu biraz yavan mı bırakıyorlar yoksa biz mi malız diye çok tartışıyoruz kendi aramızda. Yok ama, haksızlık etmeyeceğim Macbeth öyle yavan sayılmazdı. Ama yine de Macbeth izledim, mis gibi yapmışlar çok tatmin oldum da diyemedim. Yönetmen Justin Kurzel, imdb puanı 7.4.
Öbür yandan bakın Merdiven Baba mis gibiydi mesela. Neden? Çünkü vaadettiğini karşılıyor, tamam fazlası yok ama eksiği de yok. Mis gibi film. Bu filmi Koray açtı çünkü neden bilmiyorum, illa ki ortamda bir ses bir bi şey istiyordu ve sarılmaktan ve öpüşmekten fırsat bulup altyazıları okuyamadığımız için (allahım ben neden böyle malım?) Türkçe film açtı. Sonra uyuyup horlamaya başladı, benim de yapacak daha iyi bir şeyim olmadığından filmi izlemeye devam ettim. Fazlı var, işte bir uçuş firmasında (öyle mi denir, bilmiyorum) temizlikçi olarak çalışıyor. Çok sıradan bir Türk babası düşünün, munis, mülayim böyle. Etliye sütlüye karışmayan, gözü ailesinden çocuklarından başka bir şey görmeyen, içkisi kumarı olmayan, kendi halinde. O adam Fazlı işte. Ama karısı biraz hırslı biraz domuz, evine yeni mobilyalar istiyor, araba istiyor, daha çok kazanan bir koca istiyor. Sonunda arabası yok diye terk ediyor Fazlı'yı, o garibim de güç bela bir araba alıyor ama da da daaa tepesinde bir merdiven var arabanın. Neyse sonra o merdivenli araba sayesinde birilerini yangından kurtarıyor, gazetelere çıkıyor, kahraman oluyor. Millet merdivenli arabayı kiralamak falan istiyorlar o iş için bu iş için, karşılığında Fazlı'ya para ödüyorlar. Ailesinin isteklerini karşılayabilir duruma gelen bir Fazlı, karısı ve çocukları tarafından bağırlara basılıyor. Sinir bozucu tabii... Sen bütün gün evde patates gibi otur, sonra adamın getirdiği parayı da beğenme. Bok. Bu da 2015 yapımıymış, yönetmen Hasan Tolga Pulat, imdb puanı 6.3.
Dönüş yolunda feci halde müziksiz kaldım. Salak ipod bozuldu galiba, şarjı çabuk tükeniyor, otobüsteki o usb girişlerini de görmedi salak cihaz. Şarj edemedim. Film baktım ben de mecburen, Behzat Ç'yi görünce hadi izleyeyim dedim. Dizideki derinliği yakalayamadım, filmi de neredeyse hiç sevmedim. Behzat karakterini, Harun'u, Akbaba'yı, Hayalet'i seviyorum hatta tüm mızmızlığına rağmen Eda'yı bile. Karakter olarak çok iyiler bence çünkü çok haldır huldur ve çok gerçekler. Ama bu film-  Olay bir anda alevlendi bir anda söndü ve oldu bittiye geldi gibi hissettim. Behzat Ç. Ankara Yanıyor (ki aslında Ankara değil Kıbrıs yandı anasını satayım) 2013 yapımı, yönetmen Serdar Akar, imdb puanı 7.5.
Ağğ Star Wars! Serinin tüm filmlerini bu yıl izledim. Dün gittik buna da Mert'le. Görsellik muazzam her şey çok yüzeysel sorunu bunda da vardı sanki. Ya da bilmiyorum ya, ben eski seriyi çok sevmiştim, acaba nemrutluğumdan mı bilmiyorum. Çok hayalkırıklıklı ve kalp kırıklıklı bi' film olmuş bence. Yönetmen J.J. Abrams, imdb puanı 8.6.
Son olarak 3 Idiots. Bu sabah ağlaya zırlaya izledim. Bollywood konusunda çok önyargılıyım, bu filmi de izlemeyi yaklaşık 4 senedir erteliyordum. Keşke ertelemeseymişim. Her ne kadar insanların bir anda dans edip şarkı söylemeye başlamasını yadırgasam da sıcacık ve çok sevimli bir filmdi. Gerçek hayatta işler gerçekten böyle yürümüyor gibi geliyor bana ama, filmde de dediği gibi biraz cesur olmalı biraz da kendimizi cesaretlendirmek için kalbimize al iz vel demeliyiz herhalde. 2009 yapımı film, yönetmen Rajkumar Hirani, imdb puanı 8.5.

Ay bu yılın bilançosu böyle, baktım çok güzel filmler izlemişim. Çok tırt filmler de izlemişim. Dün gece Aşk-ı Memnu da bitti, belki bir ara da Aşk-ı Memnu yazısı yazarım. 79 bölüm boyunca neler çektim bilmiyorsunuz, bilmelisiniz. Size müzik de bırakıp gidiyorum.

2 yorum:

  1. Merdiven Baba'nın afişini ne zaman görsem aklıma Arrested Development geliyor :D Star Wars bence de hayalkırıklığıydı. 3 Idiots'ı geçen akşam izleyecektim fakat süresi yüzünden gözüm yemedi. Gelecek sene (bu espriyi birinin yapması gerekiyordu artık) izleyeceğim ama :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ay Arrested Development'i hiç bilmiyorum. 3 Idiots çok akıcı bir film muhtemelen bi çırpıda izlersin. Star Wars, ah Star Wars, postmodernist çağa yenildi o da :(

      Sil

Bu aralar dinliyorum / aşığım

nasiplenin arkadaşlar :)

926 şarkının sadece 200'ünün gösterilmesi ayıp.

Zevkle Takip Ediyoruz:

Kitapkurtları;

Farklı İklimlerden;