19 Aralık 2015 Cumartesi

OZ BÜYÜCÜSÜ - L. Frank Baum

Hepimizin tükettiği, hiç üretmeden tükettiği, durmadan tükettiği, edebiyatı bile moda anlayışıyla takip ettiği, kullanıp attığı bir çağda, özellikle son zamanlarda, okuduğum, keyif aldığım hiçbir kitabı, dinlediğim ve sevdiğim hiçbir şarkıyı, izlediğim hiçbir filmi paylaşmak istemiyorum aslında. Bütün bunları kendim için mi, kendime, kendi küçük kişisel tarihime bir not düşmek için mi yapıyorum yoksa ben de "ben bunu okudum, ben bunu seviyorum"u insanların gözüne sokmaya mı çalışıyorum? Bundan bile emin olmakta güçlük çekiyorum artık, yine her şeyin titreyip sarsıldığı bir dönemdeyim. Bu blog yazma mevzusu yalnız kendimi düşünerek başladığım bir şeydi, sadece içimi döküyordum. Paylaşıyordum çünkü paylaşmaya ihtiyacım vardı. Hâlâ öyle olduğuna inanmadığımda, buraları da yok edeceğim. Bu itiraf ve iç döküşün ardından size güzel bir kitaptan bahsetmeye başlayabilirim.

"Yürümelisin. Bu, bazen eğlenceli, bazen de karanlık ve berbat olan bir ülkede yapacağın uzun bir yolculuk olacak." 

1900'de yazılan, yayımlanan bir kitabın, 2016'ya girmek üzere olduğumuz bu dönemde bile bize söyleyebilecek bu kadar kişisel bir şeyi olması çok tuhaf. Yürümeliyiz gerçekten, bu bazen eğlenceli bazen de karanlık ve berbat bir ülkede yapmak zorunda olduğumuz bir yolculuk gerçekten. Hepimiz için geçerli bu, kim karşı çıkabilir. Buna hayret ederek devam ettim sayfaları çevirmeye. Buna hayret etmemek mümkün değil.

Hepiniz ya okudunuz, ya izlediniz, ya da duydunuz kitabı, hikâyeyi veya kahramanlara aşinasınız. Kansas'ta Em Teyze'si ve Henry Amca'sı ile küçük bir kulübede yaşayan küçük bir kızdır Dorothy. Toto adında da bir köpeği vardır. Burada hayat öyle renksizdir ki aslında, Toto ve Dorothy dışında her şey gridir neredeyse. Bir gün, bir hortum çıkagelir ve içinde Dorothy ve Toto'nun da bulunduğu kulübeyi havalandırıp çok, çok uzak diyarlara götürür, Cüceler Ülkesi'ne.

Talihin de biraz cilvesiyle, burada bir kahraman oluverir Dorothy. Ancak onun kahraman olmak gibi bir arzusu yoktur, o kendisi için deli gibi endişelendiklerini bildiği Em Teyzesi ve Henry Amcası'nın yanına, Kansas'a dönmek istemektedir. İyi yürekli bir cadının öpücüğü, kötü yürekli bir cadının ayakkabıları ve köpeği Toto ile yollara düşer. Kendisini eve gönderebileceği söylenen Oz Büyücüsü'nü aramaya başlar.

Yolda önce bir korkulukla karşılaşır. Bir gözü ötekinden büyük, kulakları yamuk yumuk çizilmiş, saman dolu bir korkuluk. Korkuluk yardım ister Dorohy'den ve Dorothy onu bağlı olduğu sırıktan kurtarır. Kafası saman dolu olduğu için üzülen, aptal olduğunu düşünen Korkuluk'un hayatta en çok istediği şey, kendisini akıllı kılacak bir beyindir. Böylece Dorothy ile yollara düşer, Oz'dan kendisine beyin vermesini istemek için.

Yolculukları esnasında elinde balta kalakalmış, tüm eklemleri paslı, tenekeden bir adamla karşılaşırlar. Teneke Adam onlardan yardım ister, Dorothy iyi yürekli bir kız olduğu için, Teneke Adam'ın da yardım isteğini geri çevirmez, eklemlerini yağlar, onu da esaretten kurtarır. Kim olduklarını, hangi amaçla nereye gittiklerini açıkladıklarında Teneke Adam da kendi trajedisini açar onlara. Bir kalbi yoktur Teneke Adam'ın. Eskiden, gerçek bir insanken atan, capcanlı bir kalbi vardır ama kötü kalpli bir cadı kalbini ondan almıştır. Hayat eskisi gibi değildir Teneke Adam için. Eski neşesine ve aşkına kavuşmak için tek istediği bir kalptir. Böylece o da ekibe dahil olur ve Oz'dan bir kalp istemek için yollara düşer.

Yolculuklarının üçüncü durağında bir aslanla karşılaşırlar. Koca gövdesi, haşmetli tüyleri, sivri dişleri ve dehşet verici kükremesiyle bir canavar gibi görünür aslan onlara. Ama aslında aslanın da bir derdi vardır ve derdini kahramanlarımıza açar: Herkes, tüm orman canlıları onun korkunç bir yaratık, ormanların efendisi olduğunu düşünse de aslan ne zaman bir tehlikeyle karşılaşsa korkmakta ve kalbi deli gibi çarpmaya başlamaktadır. Hayatta tek istediği, gerçekten sanıldığı gibi korkusuz bir canavar olabilmektir, bu yüzden, Oz'dan biraz cesaret istemek için bu tehlikeli maceraya atılmaktan çekinmez.

Oz'u bulana kadar çokça macera yaşarlar ve sayısız tehlike atlatırlar. Bu esnada görürüz ki, Teneke Adam bir böceği ezdiği için gözyaşı dökebilecek kadar merhametli ve iyi kalpli, Korkuluk her türlü krizi aklıyla çözebilecek kadar zeki, Korkak Aslan'da her türlü tehlike karşısında kendisini arkadaşlarına siper edecek kadar cesurdur. Onların kendileriyle ilgili bu düşünceleri hep dış mihrakların yakıştırma ve yaftalamalarıdır aslında. Kim olduğumuzu bilmeden hakkımızda yorum yapan kişilerin yorumlarına fazlaca kulak verip, kendimizi olduğumuzdan küçük görmek, farklı görmek, kendimizi kalıplar içine sıkıştırmak hepimizin en çok yaptığı şey. Aslında bunun ne kadar yersiz olduğunu görürüz. Yaşamak için dünyanın en zekisi olmak gerekmediğini görürüz, sevmek için dağları yerinden oynatmak gerekmediğini görürüz, bir karınca için üzülebiliyorsak, bir kalbimiz vardır işte, göz yaşı dökebiliyorsak bir kalbimiz vardır. Ve anlarız ki, tehlikeyle karşı karşıya kaldığımızda hepimiz deli gibi korkarız. Cesaret hiç korkmamak değildir. Cesaret deli gibi korktuğumuz anlarda bile doğru olanı yapmak, dostlarımızın elini bırakmamak, inançlarımıza ve amaçlarımıza sırtımızı dönmemektir.

Sayısız macera yaşayan bu dört arkadaş ne ölüm pahasına, ne ülkeleri yönetmek pahasına birbirlerinin elini bırakmazlar. Gerçek dostluk hakkında ve fedakârlık hakkında da söyleyecek çok şeyi var yani kitabın. Sırtlarını dönüp gittikleri fırsatları düşünmezler bile çünkü Dorothy onların arkadaşlarıdır.

Oz Büyücüsü, neden bu kadar geç okumuşum dediğim sıcacık bir kitap.

Bahsettiğim gibi, edebi eserlerin dönemsel popülerlik yakalamasından çok rahatsız oluyorum, edebi moda gibi bir şeyin oluşmasından. Bu yüzden Küçük Prens'in başına gelenler çok canımı sıkıyor. Bu yüzden hep Küçük Prens'in adını anarak bahsediyorum bazı kitaplardan.

18 yaşındayken ağlayarak okumuştum Küçük Prens'i. Son bir iki yıl içinde herkesin taptığı bir şey haline geldi. Tabii ki sevdiğim şeyleri kıskanıyorum ama herkesten değil. Gerçekten okuyan, anlayan, gerçekten kalbine dokunan insanları tenzih edersem, birçok yayınevinin kitabı basmaya başlaması, her yerde tişörtlerin, kupaların, telefon kılıflarının satılmaya başlaması ve insanların kendini bununla tanımlamaya başlaması çok canımı sıkıyor.

Oz Büyücüsü de, Peter Pan gibi, Alice Harikalar Diyarında gibi ve Küçük Prens gibi, çok sıcak çok içli ve çok güzel bir çocuk kitabı. Kıyıda köşede kalması da can sıkıcı, bakarsınız üç yıl sonra da Oz Büyücüsü temalı kupalardan kahve içiyor oluruz.

Son olarak, aslında söylediğim her şey, tüm eleştirilerim gereksiz. Tüm dostlarımızla, sevdiklerimizle aramızda şuna benzer bir diyalog geçebilmeli aslında:

-Beni tebrik edin. Sonunda Oz'un yanına beynimi almaya gidiyorum. Döndüğümde diğer insanlar gibi olacağım, dedi.
-Ben sen her zaman olduğun gibi sevdim, dedi Dorothy basitçe.

2 yorum:

  1. Kitabi ne guzel anlatmissin,bazi cocuk kitaplari kopuk sacma ozet seklinde ki,bu yazin iyi bir metin olur resimli yirmi sayfalik kitaplara..neyse,tesekkurler.yazmak okunmak yanitlamak begenmwk begenilmek vsvs hocbir zorunlulugun yok (yanlis anlasilirmiyim dedim,yok,iyi bisey dedim)
    Biz burda degilmis gibi alingansiz karsilariz kelimelerini,engin kal

    YanıtlaSil

Bu aralar dinliyorum / aşığım

nasiplenin arkadaşlar :)

926 şarkının sadece 200'ünün gösterilmesi ayıp.

Zevkle Takip Ediyoruz:

Kitapkurtları;

Farklı İklimlerden;