19 Ocak 2016 Salı

çeşitli serzenişler

büşra'yla olan buluşmamdan bahsedeceğimi söylemiştim. onun özel hayatını ifşa etmeden anlatacaklarımı nasıl anlatabilirim bilmiyorum. bir akşam attığı biri tiviti gördüm, saçlarını kestirdiğine ve pişman olduğuna dair bir tivit. çok heyecanlandım çünkü arkadaşlar, gerçekten bunun vakti gelmişti. büşra'nın hanım hanımcık ev kızı halinden benim içime fenalıklar basıyordu çünkü.

büşra liseden arkadaşım. inanın bana hiç hanım ev kızı bir zihni yok, asla da olmadı. biraz baskıcı bir ailesi var, hayli baskıcı bir ailesi var daha doğrusu ve büşra çok sıkışmış durumda. yıllardır. ve ben bunun da farkındayım. kıvır kıvır koyu kahve saçları olduğunu bildiğim için, saçını kestirmiş olması bence alıp aldığı en yerinde karardı! kıvırcık/ dalgalı saçlı bir insan saçını neden uzun kullanır hiçbir fikrim yok. ayrıca (kendim asla saçlarımı uzatamadığımdan kıskanıyor değilim kesinlikle (!)) uzun saçlı kızlar genellikle (bu tabirden de nefret etsem de) kezban oluyorlar. her ne ise. ben onu teselliye koyuldum, laf lafı açtı ve buluşmaya karar verdik.

bir yerlerde oturduk, makarna yedik, sohbet ettik. hiç paylaşmak istemediğim şeyleri bi anda dökülüverdim ve bu hoş değil. çenemle ve yayıyla ilgili biraz öz denetimim olsa ne kadar güzel olacak.

tam bu noktada kendi ailemin hakkını teslim etmeliyim galiba. gerçi çok can sıkıcı nedenlerden ötürü bu hoşgörüyü kazandım ama olsun, bu eve içki de soktum, sigara da soktum, eski sevgilimle eve de çıktım, dövme de yaptırdım. hayatta diğer ebeveynlerin çocuklarında görüp tasvip etmedikleri her şeyi tek başımda bünyemde toplamayı başardım. her ne kadar evlatlıktan reddedilmekle tehdit edilmiş de olsam, sonunda bir denge yakaladık galiba. her neyse, konumuz bu değil.

büşra bir tarz değişikliği istiyor kendinde. saçını, başını, giyim tarzını değiştirmek istediğini söyledi ve benden yardım istedi. insanları saçlarını maviye mora boyamaya yönlendirsem de, giyip kuşam konusunda tıkanıp kalıyorum çünkü kıyafet kombin anlayışım en az kokan şeyleri üzerimde toplamaktan ibaret. ayrıca çoğunlukla erkek arkadaşlarımdan çarptığım kazakları / tişörtleri giyiyorum. yani durum böyle olunca, bu konuda büşra'ya "deri ceket alabilirsin, hem sert hem seksi görünen bi' şey sonuçta. ama suni deri olsun, gerçek deri olmasın." dışında akıl veremedim. zaten hayatta hiç tarz değişikliği yapmak istemedim, ben devrimlerimi içeriden yapıyorum ahahah. ben düşünce değişimi yapmak isteyip beceremedim çoğunlukla, ya da benim dışımda kendiliğinden gerçekleşti başıma gelen her türlü değişim ve bu da bir şekilde kılık kıyafetime, saçıma, başıma, görünümüme yansıdı. öbür türlüsü de oldukça garip geliyor.

eve geldiğimde duvarıma günebakan sutra'yı yazmaya başlamıştım. bu sabah bitirdim.
düşünebileceğiniz en çirkin el yazısıyla, en yamuk yumuk şekilde yazmış olsam da orada olmasından mutluyum ve bu duvarla ilgili birkaç şey daha düşünüyorum bakalım.

bütün bunlar dışında azıcık kitap okudum. azıcık ama. kitap okurken sürekli tadını çıkarmak yerine bitirmeye çalıştığımı gördüm ve bundan rahatsız oldum. bu yüzden istemediğimde hemen bırakıyorum okumayı. keyif almak için yaptığımız şeyi bile bir işe ve yarışa dönüştürdüğümüzü gördüğümüzde, biraz uzaklaşmak en iyisi galiba.

şimdiden beş film izledim, size daha sonra onları da yazacağım.

ayın 27'sinde tekrar fırat bey'i görmeye gideceğim, daha önce de söylemiştim. onunla görüşmek için bir sebebim kalmadığını da. otostop maceralarına sıcak bakmıyor, kesinlikle deli olmadığımı söylüyor, tek iyi yanı ilaç vermeye kalkmıyor oluşu. onun dışında, sıkıcı -.- ayrıca beni hastalarla görüştürmeyi de reddetti.

ankara'ya döndüğümde uğur bey'e uğrayabilirim ama. çünkü o beni anlar diye düşünüyorum, ona danışmam gereken birkaç küçük şey var.

bunlar dışında, eve geldiğimden beri sürekli ama sürekli bir şeyler yiyorum ve kilo almaktan endişe ediyorum. bi de artık derslerimi vermeye falan başlamam gerekiyor maalesef. yoksa daha çok uzayacak okul, istemiyorum, tamamen ayakbağı bu bana.

ender evine gitti. otostop işini kesin yapıyoruz dedi ama kesin yapacak mı bilemiyorum. ayın yirmisi gibi biletler miletler alınacaktı, bu gün ayın 19'u. bir sorayım. benim bu maceraya atılmam imkansız gibi şu koşullar altında, artık bir dahaki sefere. ayrıca hâlâ istanbul'a geçtim diye sitemli şakalara veya şakalı sitemlere maruz kalıyorum biraz. yani ne diyebilirim ki, kendimi istanbul'da bulmuş olmaktan ben de memnun değilim, bir açıdan.

hep söylüyorum, hepimiz kaybolmuş çocuklarız, hepimiz kendimizi arıyoruz. galiba arkadaşlarımın bi kısmı intihara teşebbüs etmiş, bir kısmı da teşebbüse teşebbüs etmiş, bir kısmı da sıklıkla aklından geçiriyor. soracak çok fazla sorumuz yok diye mi acaba neden sorusuna çok takıldık, bilmiyorum. belki kapitalist çağın vebası depresyondur, onu da bilmiyorum. bazen biz bir grup yeni yetme, her öğlen matah bir şey yapıyoruz sanırken birbirimizi mi zehirledik acaba diye düşünüyorum. ben lisedeyken o sınıflarda o kadar çok şey konuşuldu ki. dinden eşcinsel evliliğin yasallaşıp yasallaşmaması konusuna kadar. senelerdir ne aradığımızı da bilmeden arayıp duruyoruz. yeni insanlarla tanışıyorum, en iyilerinin durumu bizimkinden farklı değil. kimse gelecekte ne yapacağını bilmiyor, kimse ne yapmak istediğini de bilmiyor. bütün aptallarsa, kendilerinden çok eminler. ilişkilerinde, hayat içindeki pozisyonlarında, her konuda. a planları, b planları var. güzel notlar alıyorlar, güzel parfümleri var. sevgilileri var. makyaj yapıyorlar, marka ayakkabılar giyiyorlar. bir haftada devasa aşklar yaşıyorlar. bizim birilerine güvenmemiz, açılmamız aylarımızı alıyor.

ama bu kaybolmuş ve kendini arayan çocukların, hayatınızda görüceğiniz en iyi insanlardan olduklarının garantisini verebilirim size. düşünüyorlar, kafaları çalışıyor. meraklılar, ilgileniyorlar, umursamamaya çalışsalar da umursuyorlar, sert çocuk olmaya çalışanları en duygusal olanlar. ben böyle görüyorum.

"bir öncesizlik mi desem, bir sonrasızlık mı, ya da evvel zaman içinde bir masal... 
  her şeye rağmen, kim olmadığımı biliyorum" demiş allen ginsberg. 

her şeye rağmen biliyoruz kim olmadığımızı.

8 yorum:

  1. değişiklik iyidir ya ama uzun saçlılar konusuna katılmıyorum ve hele kıvırcık saçlılar uzun kullanmamalı lafın ( afedersin ama saçmalık ) ben bonus kafa! biri olarak söylüyorum kısa kıvırcık saçı kullanamazsın.Gökyüzüne doğru elektriklenir.Zaten kuaför duyunca da keserken uyarır.uzun saç iyi bakıldığı takdir de bir kızın en güzel aksesuarıdır.Elit görünür,seksi görünür,çekici görünür...Bakmak zor tabi.Ha bakamıyorsan,pespaye pespaye bırakıyorsan kestir gitsin.Senin görüşüne saygı duyuyorum ama katılmıyorum diye belirtmek istedim sadece.
    Baskıcı aileler...Bu konu da insanları değiştirmek çok zor.Kolay olmasa da ailelerimizle uyuşmayan noktalarımızı bir yerden sonra ayırmalıyız.bunu onlara kabul ettirmenin bir yolunu bulmalıyız.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ya aksine ben de öyle gökyüzüne doğru kabaran saçları çooook beğeniyorum. Uzun saçlı kızlar konusunda tabii ki biraz şaka biraz da kıskançlık ediyorum yoksa saça başa bakarak öyle yaftalamalar ayıp zaten. Ben bakamıyorum. Sadece bakamamak da değil, sabredemiyorum uzamasını beklemeye. Aklıma esiyor kestiriveriyorum.

      Aileler konusunda da haklısın. Herkes yaşıyor bunu, en az hasarla atlatmaya bakmak lazım.

      Sil
  2. İstanbula geçiş mevzusu ne ben mi kaçırdım acaba. :(

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Onla çıkmıştık sonra o izmire geçti ben istanbula gittim ya, ondan bahsediyorum:)

      Sil
    2. Ha anladım ben de dedim bu kız yatay geçişle İstanbula geçiş falan mı yaptı acaba. :D

      Sil
    3. Yok yok İstanbul hala hayli ürkütücü benim için :D

      Sil
  3. Haaay opuyum cep telefonundan yazarken geri tusuna vs basinca onca yazilanin gitmesi durumunu.yayinlaya bas inf....

    YanıtlaSil

Bu aralar dinliyorum / aşığım

nasiplenin arkadaşlar :)

926 şarkının sadece 200'ünün gösterilmesi ayıp.

Zevkle Takip Ediyoruz:

Kitapkurtları;

Farklı İklimlerden;