9 Mayıs 2016 Pazartesi

ayh nasıl anlatmalı, dünya dönüyor çocuklar

yani, yine ne anlatacağım hakkında hiçbir fikrim yok ki bu da sanırım yine ergen ergen zırvalayıp gideceğim anlamına geliyor. her şeyin özeti de şu gerzek görsel, başka bir şey değil.

ben günlerdir yemek yiyemiyorum. bunun için mantıklı bir açıklamam yok. üç gündür de gereksiz yere ağlıyorum, sonra gülüyorum, sonra yine ağlıyorum. bunun için de mantıklı bir açıklamam yok ama behzat ç. gibi bir kılıf buldum. eveth, sebep behzat ç.

geçenlerde kalbim kırıldı. eskiden kalbim kırılınca kalbim kırılıyordu. şimdi kalbim kırılınca midem büzülüyor. bir süredir böyle bu.

kalbim neden kırıldı? kalbim tabii ki mal olduğum için kırıldı. kendime yüz kere, kendine karşı dürüst olmazsan hayat bunu senin suratına acımasızca çarpar dememe rağmen, bunu da defalarca kez deneyimlememe rağmen bir türlü uygulamaya geçemiyorum bazen.şimdi dönüp bakınca saçma sapan bir takıntıyı aman aman bir sevgi diye kendime yutturmaya mı çalıştım onu bile bilmiyorum.

üç değişmez kural tanımlamıştım kendim için: kendine karşı dürüst ol, kendine karşı (bunun doğal sonucu olarak) adil ol, affetmeyi / bırakmayı bil. sonuncuyu hiç yapamadım şu zamana dek. küçük yaşamımda kalbimi kıran ne varsa ilk iki maddeyi yerine getiremediğimden kırmış. insanım, 22 yaşındayım. 20 yaşında "ben bunu yapmış olamam!" dememeyi öğrendim. 2 senedir, ben bunu yapmış olamam diyebileceğim bir sürü şey yapıyorum. öğrenmeseydim, herhalde daha farklı bir noktada olacaktım. neyse, zamanla öğreneceğim kendi üç temel kuralımı hayata geçirmeyi de. o zamana kadar da çeşitli kalp kırıklıkları ve göz yaşları olacak. muhtemelen bunu öğrendiğimde de olacak çünkü hayat bu. hayatı bütünüyle kabul etmek gerek.

bazen durup düşününce, hâlâ, kendimden başka suçlu bulamıyorum. annem kültürel yapısı, eğitim seviyesi, yaşam görüşü ve bir sürü ıbık zıbık şey işin içine katıldığında ne kadar suçlanabilir ki? hayatı boyunca kimse anlamaya çalışmamış annemi. kadını belki de anlamaya çalışan ilk insan dört beş yaşlarında bir çocuktu. ama o çocukların böyle bir çabaya girebileceğini bilmiyordu. annem bilmiyordu, ben biliyorum. ama annemi affedemiyorum.

hayatıma giren ve giremeyen adamlar, aslında küçük, şımarık, korkak çocuklardı. ben de büyümemiştim. kimseyi büyütecek halim yoktu, yapamadım da. hâlâ 22 yaşında olduğumu idrak edemiyorum, bazen arkadaşlarımın sakallarının olması tuhaf geliyor. :D

şu noktada dönüp bakınca, herkesi suçlayasım var ama kimseyi de suçlayamam. yani, harbiden kim ilk taşı atabilir ki arkadaşlar, hepimiz aynı bokun lacivertiyiz. ben kırıldım ve ortada bir suç yok.

kendime yüklenip durmaktan yoruldum. hatalarımı düzeltip durmaya çalışmaktan da yoruldum. ama o kadar sapıttım ki, kimseye beni böyle kabul edin diyecek halde değilim. neyi kabul etsinler paranoyaklığımı mı? perdeleri tutuşturmaya kalkmamı mı? insanların kafasına tabak çanak fırlatmamı mı? benimle ilgili kabul edilecek bir şey ben bile göremiyorum ortada.

uzlaşma konusunda da bir umut taşımıyorum. görmek istemediğim şeyler vardı, görmek zorunda kaldım. çok sıkılıyorum bu ben anlaşılmıyorum ben yalnızım tribinden. ama birileriyle aranda uçurumlar falan varmış gibi hissediyorsan da hissediyorsundur. yapacak bir şey yok.

kendimi kandırdım ve kendimi daha çok kandırmaya çalıştım. uçurumları görmemek için. ama varlardı. dolayısıyla adım atınca düşecektim, önüne geçilebilir bir şey değil bu. varsa vardır, basit. çok önemli de değil. ama uçurumları görmeyeyim derken kendimi dönüştürdüğüm şey önemli.

dönüştüğüm şeyden mutlu değilim ama bu kez kendimi parçalamayacağım. hep görmek istemedikleri şeyleri insanların gözüne sokan kişi oldum. bu kez görmek istemediğim şeyleri bir başkası benim gözüme soktu. bu durumda ne yapılır bilemiyorum, aklıma her şeyi dağıtıp en baştan başlamaktan başka bir şey de gelmiyor.

tanrı olsaydım, bu şarkıyı tüm dünyaya dinletirdim. tanrı değilim, o yüzden, buyrun bakalım:


6 yorum:

  1. "I need to be alone. I need to ponder my shame and my despair in seclusion; I need the sunshine and the paving stones of the streets without companions, without conversation, face to face with myself, with only the music of my heart for company." -- Henry Miller, Tropic of Cancer

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aah ah, çok güzelmiş zihin :(

      Sil
  2. o kadar güzel yazmışsın ki! ne diyeyim bilemedim, yakın olsan çekiştire çekiştire bir yerlere kaçırırdım seni. gerçekten!

    şarkıyı da çok beğendim. sinirlerimi bozdu dinlerken, sanki bir işim varmış, ayağa kalkıp bir şeyler yapmam gerekiyormuş gibi hissettim. ama demek o anda o lazımmış.

    seviyorum, öpüyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şarkıyı ben de çok beğendim. Tanrı olsam bütün dünyaya dinletirdim gerçekten.

      Yazıyorum yazıyorum de hep aynı şeyleri yazıyorum... Bazen sıkılıyorum kendimden ayh...

      Baktım ortada beni bir yerlere sürükleyecek kimse yok, mert de denizlide, ben kendimi bir yerlere sürükleyeyim dedim. Birkaç saat sonra edirneye gidiyorum hehehe

      Sil
  3. Öncelikle şarkı çok güzel. Çok değişik hissettirdi beni.

    Düşüncelerin, hislerin döküldüğü içten yazılar okuduğum zaman kalakalıyorum bir an için. Ne diyeceğimi bilemiyorum. Bu da onlardan biriydi. Sanırım senin başlığın yetiyor: "Ayh nasıl anlatmalı, dünya dönüyor çocuklar"

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de ne diyeceğimi bilemiyorum:)

      Sil

Bu aralar dinliyorum / aşığım

nasiplenin arkadaşlar :)

926 şarkının sadece 200'ünün gösterilmesi ayıp.

Zevkle Takip Ediyoruz:

Kitapkurtları;

Farklı İklimlerden;