8 Haziran 2016 Çarşamba

çeşitli şeyler

Aslında "yeeey" falan değil, boş gevezeliğimin de kesintiye uğramasından anlayabileceğiniz gibi -eveet artık bence beni tanıyorsunuz- homurdanıyor ve çemkiriyor ve homurdanıyorum. O kadar bıyıklıyım ki size anlatamam. Ayh, şimdi de platonik aşka mı düştüm acaba, ne oldu, anlamadım. Prensiplerime de aykırı oysa, o yüzden düşmemiş de olabilirim. İşsizlikten ona buna sarıyor olabilirim. Kısmetimin açıldığı bir gerçek, insanlar her ne kadar son derece yüzeysel bir şekilde yaklaşıyor olsalar da ve bu benim için hiçbir anlam ifade etmese de...

Onun dışında arkadaşlarımın mezuniyet fotoğraflarını falan beğeniyorum. İçimde hiç burukluk hissetmiyorum, mezun olup ne yapacaktım ki? Bunun da dışında Koray'la konuştuk falan. "Ay Cessie hâlâ bu çocukla ne konuşuyorsun, salak mısın?" yönünde yorumlar alıyorum, anlam veremiyorum. Ne bileyim, kimse kimseyi öldürmedi, kimse kimseyi beş çocukla ortada bırakmadı, sevgili bile değildik ergen ergen takılıp durduk birbirimize. Durum böyleyken, ortada biraz kırgınlık olsa da, aman aman bir nefret, kabına sığmaz bir öfke de yok -kalmadı. Yani, niye konuşmayalım ki, konuşuyoruz. Alkollüyken beni sevdiğini ve özlediğini söylüyor, değilken sıklıkla ölmek istiyor. VALLAHİ ÇOCUĞU İĞNELEMİYORUM BİLE. Ben biraz büyüdüm galiba çocuklar. Çok değil de, azıcık, birazcık.

Ya ben biraz uzaklaşıp bakıyorum, bir görüntü kafama takılıp kalmış, bir an. O ana gidiyorum, sessizlik var, sonsuzluk var- var mı? Koca bir gök var, tepsi gibi bir ay var, bulutlar var. Yarabbim, ağaçlar bütün bunlarla o kadar uyumlu ki! Bir karınca doğadaki yeriyle ne kadar uyumlu! "İşte" diyorum "benim yerim de burasıydı, böyle çıplak toprağa uzanmalıydım, soğuk sularda yıkanmalıydım titreyerek!" Sonra işte medeniyet var, benim Toki Turkuaz'daki dağınık evim var. Sigaralar var. Daha çok medeniyet var, medeniyet o kadar var ki bombalar var. İşte birileri ölüyor. MEDENİYET O KADAR VAR Kİ SAVAŞ FALAN VAR. Bir de karıncalar, serçeler ve yıldızlar var. Bütün bunlar aynı küre üzerinde, sonra bu koca küre kapkara bir boşlukta dönüp duruyor, böyle bir gerçek var yadsıyamadığımız. Bir de benim siktiriboktan hayatım var, okul bitmedi, aşk acısı mı çekiyorum acaba, sevdim de sevilmedim'lerim var. Yani bu bütünlük içerisinde, samimiyetle şöyle bi' bakınca karıncanın doğası gereği verdiği kavga benimkinden daha büyük ve işte oralara bir yere sıkışıp erime özlemi içindeyim. En çok bu özlem var, gerisi hiç, gerisi yok.

Hiç uğruna koskocaman bir sevgi inşa etmek istemiştim. Acaba koskocaman bir sevgi koskocaman bir nefretle kol kola girmeden var olamıyor mu içimizde? Ya da ben o kadar büyümedim.

Ben iyiyim ya. Ben yine bir şeyler öğreniyorum, yıldızlı gökler her zamanki gibi dönüyor, bir karıncanın önünde eğilmek istiyorum. Halbuki bön bön baktığını düşündüğümüz bir inekte nasıl bir bilgelik olabilir, Saramago görmüştü onu. Ne bileyim, anlıyor musunuz şimdi bunları siz? Bir ortak paydada buluşabiliyor muyuz? Umarım buluşuyoruz.

İşte ne bileyim, böyle şeyler var kafamın içinde. Felaket senaryoları da var. Bir balık doğası gereği yüzer, ben yüzme bilmiyorum. Mevzu bu işte, senelerdir beni öldüren de, diğer şeylerle birlikte bu. Ama artık ölmüyorum, herhalde. Çözdük, çözeceğiz.

Size şarkı da bırakayım:

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Bu aralar dinliyorum / aşığım

nasiplenin arkadaşlar :)

926 şarkının sadece 200'ünün gösterilmesi ayıp.

Zevkle Takip Ediyoruz:

Kitapkurtları;

Farklı İklimlerden;