29 Kasım 2016 Salı

aklım başıma geldi

son üç gündür nasıl çirkinlikler içindeyim aklınız almaz, zaten ben de anlatamam. çok iyi niyetle bir şey yapıyorsun ondan sonra götünde patlıyor falan ya, ona hâlâ alışamadım. hani böyle "aman başka ne olacaktı ki" diye karşıladığım mevzular var ama bu onlardan biri değil. her defasında üzülüyorum, her defasında öfkeleniyorum.

onun dışında, aptal olduğum için, çeşitli cevapların peşini kovalamayı bırakamadığım için ve bi kez daha aptal olduğum için ender'e mesaj attım. cevap vermez diye düşünüyordum ama her nasılsa cevap verdi, iki gündür inanılmaz saçma bir şekilde adama derdimi anlatmaya çalışıyorum ve fakat başarılı olamıyorum. yani başından beri boşuna üzülüyormuşum. ben sanıyordum ki yanlış anlaşıldım, insanlara gerçek niyetimi anlatırsam bir şeyler çözülebilir ama durum öyle değilmiş anladığım kadarı ile. zaten herkes her şeyi biliyormuş ve buna inanmamayı seçiyormuş. adam üşenmeden oturmuş, ne kadar kötü biri olabileceğime dair düşünmüş ve benim aklıma bile gelmeyecek şeylerde karar kılmış.

yani bunca zaman ikili oynamışım, işte insanların arkadaşlıklarını falan sömürüyormuşum, ay neler neler neler, durup dururken üçgen yaratmışım da ağlasam mı gülsem mi bilemiyorum. adama nereden bu fikre kapıldığını soruyorum, seninle konuştuklarımızı ondan duyuyorum ya da o aynı şekilde diyor. üçümüz de arkadaştık, size birbirinizden bahsetmem çok normal değil mi diyorum, tamam haklısın diye geçiştiriyor. istediğimi alamayınca koray'ı harcamışım -ne istiyormuşsam- sonra köşeme çekilmişim, sıkılınca yine ortaya çıkmışım. yarabbim... koray, koray'a yaptıklarım, koray'ı harcamam... koray'ın kendisi bile böyle düşünmüyor diyorum, onun ne düşündüğünü nereden biliyorsun diyor.  alnıma BEN KORAY'I SEVİYORDUM mu yazdırmalıyım ne yapmalıyım bilmiyorum ama bütün bu saçma karmaşadan sonra ona da açıklama yapmak isteyebileceğim, çünkü ona da değer verdiğim falan kimsenin aklına gelmiyor.

adama "sen hayatımdayken senden başka kimse yoktu" diyorum "onu biliyorum cessie" diyor. e bilir tabi, niye bilmesin? gözünün içine falan bakıyordum herifin. ağzından kırk yılın başında hayırlı bir şey çıksa üç gün mutlu geziyordum. daha önce de söylediğim gibi, onu ne kadar sevdiğimi bir kendisi bilir en iyi, bir ben bilirim bir de bütün o korkunç süreç boyunca yanımda olan ebru bilir.

hayat çok basitmiş, biz karmaşıklaştırıyormuşuz öyle söylüyor ender. e haklı hayat çok basit siz karmaşıklaştırıyorsunuz, sonra benim de kafam karışıyor. kendim kadar düz başka insan bilmiyorum. davranışlarımın altında başka bir niyet yok, söylediklerimin alt metni falan yok. ama herkesler bir alt metin uyduruyor ondan sonra ben en iyi ihtimalle duygusal anlamda suistimal ediliyor ya da yanlış anlaşılıyorum en kötü ihtimalle de tacize uğruyorum ve gerçekten bu iletişim kopukluğundan bıktım usandım.

başka maceralar, heyecanlar bulabilirmişim. daha eğlenceli de olabilirmiş. şu siktiğimin ankara'sına geldiğimden beri hayatımdan macera, heyecan eksik olmadı çok şükür. şimdi yeni bir şey bulana kadar da bunu kullanarak insanları sömürürmüşüm acı çekiyorum diye.

acı demişken, şöyle bir söz vardı kitabın birinde "acı çekmek herkesin başına gelen bir olaydır, insan onunla nasıl başa çıkabiliyorsa öyle çıkar." hepimiz az ya da çok acı çekiyoruz, ben de çekiyorum zaman zaman acı. neyse ki ergenliğimi bir parça atlattığımdan, bunu hayatın bütününe yaymayıp işime gücüme bakmayı biraz olsun öğrendim. hepimizin de bununla başa çıkma yolları var, ben kendi sıkıntılarımla dalga geçerek başa çıkabiliyorum. işte o anlattığım maceralar falan dinlerken herkesi eğlendiriyor, uzaktan bakınca da beni hiç etkilemedikleri gibi bir tablo çiziyor ve bunun farkındayım ve ee? zaten ben de kendimi buna inandırmaya çalışıyorum. ne oldu şimdi, bunun için mi kötü hissedeceğim? hiç değilse bütün gerçekliğe ve yaşananlara sırtımı dönüp kendi senaryomu yazıp insanları bununla itham etmiyorum. yanlış anladıklarım, yanlış yorumladıklarım her zaman olmuştur ve olacaktır ama hiçbir zaman onlara yapışıp kalacak da değilim.

söylediğim her şey anlamını yitiriyor, yazdığım her şey kirleniyor falan. şu blogu da kapatmayı düşündüm, gerçekten yani, sonra dedim ki aman, 14 yaşında değilsin, birileri bir şeyleri yanlış anlıyor/ yorumluyor diye yapmakta olduğun işlerden vazgeçecek de değilsin.

adam tüm gün beni aşağıladıktan sonra kendi çapında, "bir derdin olursa dinlerim, sırtımı dönmem" diyor. döndün zaten sırtını? daha ne kadar dönebilirsin sırtını? bütün yaz insanlar bana "adam seninle dalga geçiyor cessie, hiç senin tahmin ettiğin gibi biri değil" dedi, ben "muhakkak bir derdi var onun. çok nazik çok iyi biridir aslında, böyle davranıyorsa kesin bir sebebi vardır. ya beni yanlış anladı, ya başka bir şey ama konuşabilirsek anlar kesin" falan diyorum. koray moray da bahane sen benim hakkımda kararını çok çok önce verdin zaten, sonra da fikrini destekleyecek bir şeyler topladın. sen benim içtenliğime inanmadın, duygularımı önemsemedin, sen beni ikiyüzlü biri olarak etiketledin ve yanılıyor olabileceğini düşünmedin bile. şimdi de büyük bir inançla bunları suratıma falan savuruyorsun, ondan sonra da derdin olursa dinlerim diyorsun. hangi derdimi nasıl anlatacağım ben sana? niye anlatacağım? benim derdim başlı başına bu saçmalık zaten, sömürü senin bu yaptığın diyorsun. ben seni ne amaçla, ne kadar "sömüreceğim" şu saatten sonra?

insanların samimiyetsizliği, korkaklığı falan midemi büzüyor. sadece ender'miş, koray'mış, ender'le konuştuklarımız falan değil mevzu, anlatamadığım başka şeyler başka şeyler, hepsi birikiyor. gerçekten elime bir bazuka alıp önüme geleni havaya uçurmak istiyorum, babamın kafası tam, ne de olsa babamın kızıyım. ya da hafta sonu dağa gidince yere yatıp taşı falan öpeceğim.

dün öyle korkunç bir gün geçirdim ki -şimdi size ne kadar kötü olduğumu anlatıp sizin de hislerinizi sömüreceğim- bir yandan sinirden elim ayağım titriyor, bir yandan uyuyamıyorum, bir yandan hiçbir şey yiyemiyorum. mevzu sadece ender, ender'le konuşuyor olmak değil, başka mevzular da var, kafamda dönüp duruyor dönüp duruyor. işte her şey birleşince patladık ama çok da patlamadık.

cansu sandviç yaptı, selcan aradı, bana onu yedirdiler falan jkfdjkgd. ebru zaten her saniye yanımdaydı muazzam tepkileri ve tüm sevgi pıtırcıklığı ile. ebru'yla bir klasik bu zaten işte, uyuyakalmadığı sürece her zaman yanımdadır. ama cansu birkaç aydır tanıdığım biri, çok yanımda oldu, hep yanımda oldu. aynı evde yaşıyoruz, bir çizgide buluşana kadar, birbirimize ne kadar ne noktada müdahale edeceğimizi bilemedik. beni yalnız bıraktığı oldu, eve çantasında biralarla rakılarla geldiği oldu. bir ara dellendim oğlana mesaj attım, anlatmıştım onu zaten, çeşitli şarkılar açıp beni bir güzel ağlattığı sonra da gözümün yaşını sildiği oldu. selcan desen onunla zaten daha kısa süreli bir arkadaşlığımız var, okullar açıldıktan sonra tanıştık. ne zaman canımın sıkkın olduğunu bilse arıyor, soruyor, konuşuyor. her allahın günü benden aynı şeyleri dinlediler, sıkılmadan usanmadan dinlediler, rahatlayacaksan daha çok anlat dediler falan. bunlar hayatın içinde eriyip gidince önemsiz gibi görünen ama çok fazla olan şeyler, çok çok fazla.

benim hikâyelerim varmış, hikâyelerimde absürt karakterler varmış bir de gerçek insanlar varmış. işte yani, hep gerçek insanlar aslında o absürt karakterler. absürt insanlar mı desen, öyleler, gerçek olamayacak kadar absürt olmayan kimseyi hayatıma almama gibi bir düsturum mu var bilmiyorum ama doğru mesafeyi bulunca absürt görünmeyen kimseyi de bulamıyorsun galiba.

bir yandan çok öfkeliyim. her zaman olduğu gibi, bir yandan da kimseye kızamıyorum. çünkü neden kızayım. herkes kendi gerçekliğini yaratıyor, kendi oyununu oynuyor falan. ben de kendi gerçekliğimi yaratıyor ve kendi oyunumu oynuyor olabilirim, bir de salt gerçek var ortada, o da bu saatten sonra hiç birimizin umurunda olmayabilir.

bütün bu öfkeyi falan hak edecek hiçbir şey yapmadım. kelimelerimin ve duygularımın falan bu kadar kirletilmesini de hak etmiyorum bence. her şey flulaştığında her şey cisimsizleştiğinde her birini teker teker elime alıp temizlemek zorunda kalıyorum. bütün düşüncelerimi en baştan düzenliyorum, kendime geçmişi hatırlatıyorum -ki o unutulması gereken bir şey değildi. güzel kısımlarını parlatmaya çalışıyorum, kendi içimdeki öfkeyi besleyip büyütmeyeyim diye. her şey tüm yaşam boyunca milyonlarca kez temizlenecekse ve yine kirletilecekse, milyonlarca kez temizlerim çünkü hep dediğim gibi, cansever'in dediği gibi ne gelir elimizden insan olmaktan başka. nazım'ın dediği gibi -konuşulmuştu bu zamanın bir anında, güzel biriyle- yaşamak şakaya gelmez.

işte bunlar bunlar bunlar ve benim sefil çabalarım, sonra yine bunlar bunlar bunlar ama iyiyim gerçekten. iyiyim, daha iyi olacağım.






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Bu aralar dinliyorum / aşığım

nasiplenin arkadaşlar :)

926 şarkının sadece 200'ünün gösterilmesi ayıp.

Zevkle Takip Ediyoruz:

Kitapkurtları;

Farklı İklimlerden;