13 Kasım 2016 Pazar

-

“şu dağları görüyor musun?
 işte oraya çıkacağız.” 

yüzlerce yeşil ağaçla dolu bir dağın
başı bulutlara değen kadim bir dağın hikmetini
ben sana anlatamam.
bir uçuruma baktığında o da senin içine bakmıyorsa,
ben bakamam.
sen saçlarını karıştıran rüzgârı duyumsuyorsan
ama söylediklerini duymuyorsan
her bir yaprağı taparcasına sevmiyorsan
ve tapmıyorsan
hiçbir şeye tapmıyorsan
yaşamın dinginliğini bir kaplumbağada görmüyorsan
yaşamın yırtıcılığını bir kedinin gözlerinden okumuyorsan
hepimizin bir oluşunu bir arı kovanında bulmuyorsan
düştüm, düşüyorum derken tırnaklarını geçirmiyorsan nemli toprağa ve
öylece bir bayırdan aşağıya yuvarlanışını bekliyorsan
buz gibi sulara dalmıyorsan ve kemiklerin titremiyorsa
donuyorsan ama 
yanarsam diye de deli gibi korkuyorsan ateşten

ki yanmak kaçınılmazsa, barışmalıysa ateşimizle
çünkü hayat biraz da yanarak yaşanır
daha çok yanarak, sönerek
biraz sönerek
sonra harlayarak ateşi ve daha çok yanarak
her an hararetlenerek

yani, konuşmuştuk onu, bir sincap gibi
üretmiyorsan ve üretmek istemiyorsan
sevmiyorsan
her geçen gün biraz daha sevmiyorsan
ve en başta kendini sevmiyorsan

sanatın içinde erimiyorsan
ve hiçbir şeyin içinde erimesine izin vermiyorsan
yani illa ki eski, paslı ve önemli bir lokomotife dönüşeceğim diye diretiyorsan
-ki o hiç olamadığın ve
olamayacağın bir şeydi

o zaman başı bulutlara değen kadim dağlara çıkma.
o zaman cılız bir ateş yakma, çünkü yangına çeviremeyeceksin
dünya yanarken dans edemeyeceksen
burada burnunun dibinde bombalar patlarken ve
yok olurken medeniyet
işte o karmaşanın tam ortasında birinin elini tutup
dudaklarından öpemeyeceksen
kendine küçük, sahte kaoslar yaratma. 

denemedim değil, denedim de
denedim de hep yenildim.
o kadar yenildim, o kadar istedim ve o kadar isterken yenildim ki
kadim dağların hikmetini anlatmayı
ve bir karıncanın önünde eğilirken hissettiklerimi
öyle yandım ki, hem de nasıl, tüm dünyayı tutuşturmak isteyerek
neredeyse öldüm de, dans bile ederek kendi ölümümde
ve sonra ölmeyerek
ve her ölmeyişimde her bir taşı daha fazla severek

hem de nasıl yandım
hem de nasıl yanmak benim kaderim
öyle bir yanmak ki, her an daha çok yanmak
her rüzgârla harlanmak, yaktığım her ağacın yasını tutmak
yeni ağaçlar dikmek, ormanlar büyütmek
yakmak için, yeniden, yeniden, yeniden
ve hiçbir zaman ateşimle barışamayarak
feryat figân
ve hep umarak, bıkmasızın umarak

yeni evrenler yaratmayı ve
her defasında zerrelerine ayırmayı
içindeki her bir karıncanın yasını tutarak
tavşanların kanıyla mağara duvarlarına resimler yapmak
sonra barbarlığımdan utanmak
sanatımdan utanmak
kendimi dağıtarak her defasında
ve en baştan oluşturarak

öyle yanmak ki
her şeyden nefret ederek ve her şeye taparak
hiç uğruna, baudelaire şiirleri uğruna
ve başı bulutlara değen kadim dağların hikmeti hakkında
kimseyle tek bir an
tek bir kelime konuşamayarak… 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Bu aralar dinliyorum / aşığım

nasiplenin arkadaşlar :)

926 şarkının sadece 200'ünün gösterilmesi ayıp.

Zevkle Takip Ediyoruz:

Kitapkurtları;

Farklı İklimlerden;