8 Kasım 2016 Salı

olmaz olmaz dedik ama oldu yehey

az önce inanılmaz basık bir ruh hali içindeydim. kasvetli, kötü. şimdi de yeryüzünün en umutlu yazısını yazabilirim galiba size, muhteşem güzel yüzlerce şey sıralayabilirim. önce sigaramı yakacağım.

bir süre önce, hayatı yaşamanın pek çok yolu olduğunu ama iki seçeneğin diğerleri arasında mütemadiyen sivrildiğini fark ettim:
1- hayattaki tüm kötü anları biriktirerek ve onlara sarılarak ve iyi anların yitimi veya artık var olmayışı yüzünden kendimize acıyarak
2- hayattaki her ana dair minik güzellikler bulmaya çalışarak. bazen yorularak, bazen başaramayarak ama yine de çabalayarak. 
it gibi yorgunum ve yine de ikincisini tercih ediyorum çünkü birincisinin beni sürüklediği noktalar bok gibiydi. 

bu akşam, yarın saat ikide bitki fizyolojisi sınavım olduğunu öğrendim. beni sıkan temel olarak buydu sanırım. sonra kızlar benim için ders notlarını falan buldular ve az önce ilk konuyu okudum. iç sıkıntımı götüne esaslı bir tekme sallayarak def ediyorum, içimde güneşler açıyor. bir buçuk yıl sonra ilk kez bir vizeye dair bir şeyler okuyorum... daha mutlu bir şey bilmiyorum...

herkes hayatının bir döneminde feci halde çuvallar. ben kendi sınırlarım içerisinde oldukça esaslı çuvalladığımı düşünüyorum, benden daha esaslı çuvallayanlar da muhakkak olmuştur ve olacaktır. yarın sınava girebilecek miyim onu bile bilmiyorum, önemli değil, bir buçuk yıl sonra ilk kez bir sınav için bir şeyler okuyorum. 

enerjimi tüketemezsem onun beni tükettiğini anladım. o yüzden kendimi boş bırakmamak adına elimden gelen her şeyi yapıyorum, yarın akşam blues'a dart atmaya gideceğim, çünkü kazanılması gereken bir maç var. 

dört gün sonra dolunay var, toki turkuaz konutlarında, yaşamak direnmektir yazısının olduğu duvarın ilerisindeki parkta büyü yapıyor olacağım. katılmak isteyen olursa beklerim, matımı, tulumumu, kahvemi, müziğimi ve belki mumlarımı alıp çayıra çimene çökmeye gidiyorum. komşular "delirdi bunlar herhalde" diye polise ya da hastaneye haber verirse kapı gibi teşhisim var nasılsa kjdskfs mani atağı geçiriyordum deriz fkjdsfds. 

3-4 aralıkta dağa gidiyorum. yarabbim götüm donacak ve taşa işemek zorunda kalacağım ve bunun için deli gibi heyecanlıyım. ve küçük bir alış veriş yapmam gerekiyor sanırım bunun için. dart konusunda gösterdiğim azmi (dün değil önceki gün yine blues'da dart atıyordum) dağcılık konusunda da gösteriyorum...

dün oyuncak bebeklerimden birini soyup model olarak kullandım ve bir çingene çizdim. guaj boya ile renklendirmek hiç iyi bir fikir değilmiş, güzelim çizim 8 yaşında bir çocuğun resmine dönüştü ama yine de duvarımızda yerini aldı. 

cansu'yu bize taşıdık, evde iki kırık ukulele var. dün bütün akşam ve bu gün bütün gün küçük ve yalnızca iki teli olan ve kesinlikle nota basılamayan ukuleleyle oynadım durdum ve her mannelig'e ritim tuttum. sonra da "yetti gari" diyerek melis'e mesaj attım "ben müzikle uğraşmak istiyorum bana yardım et lütfen" diye. onun sanat akademisine gidip bir konuşacağım, yani evet kabiliyetsizliğimi falan bir kenara bırakayım da bana müzik kulağı gerektirmeyen, kolay taşınan, mümkünse oyuncağa benzeyen bir enstrüman bulsun. çünkü zoru başarırırz, imkansız zaman alır. 

bütün hafta orada burada sürttüm, kendimi işsiz kalınca da sokaklara atıyorum ve bu gerçekten yoruyor. yine de her türlü yorgunluk bu salonda yaşadığım deli iç sıkıntılarından daha iyidir diye düşünüyorum. 

kaktüsleri seviyorum. olan ve olamayan şeyleri seviyorum. kendisini eski paslı bir lokomotif sanan bütün ayçiçeklerini seviyorum. pijamalarımı seviyorum, kedileri seviyorum. yeryüzündeki her bir taşı seviyorum, dalgaların kayalara çarpışını seviyorum. yerli yersiz kafamın içinde çalmaya başlayan melodileri, tekirdağ'daki balıkçıyı seviyorum. o balıkçıda hissettiklerimi bile seviyorum. kahverengi koltukları seviyorum, bir odanın sıkıcı ve basık oluşunu bile seviyorum. kırmızı şapkamı, o şapkayı bir başkasının kafasında görmeyi ve hiçbir zaman yeşil olmamış yeşil gözlerimi seviyorum. baş ucumda duran motorsiklet aynasını, kirli sepetinde duran kazağı, odamdaki yeşil bavulun üzerine atılmış olan vişne rengi kıyafeti seviyorum. richard brautigan'ı ve yazmış olduğu her bir kelimeyi seviyorum. çalışırken üzerime başıma patlayan her bir kaplumbağa yumurtasını bile seviyorum. güzel şiirleri, güzel kitapları, güzel şarkıları ve güzel filmleri seviyorum. bana hep güzel şeyler söyleyen tarot kartlarımı da seviyorum. neredeyse tüm incinmişliklerimi falan da seveceğim. bu gece, hepinizi çok seviyorum çocuklar ve hâlâ:


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Bu aralar dinliyorum / aşığım

nasiplenin arkadaşlar :)

926 şarkının sadece 200'ünün gösterilmesi ayıp.

Zevkle Takip Ediyoruz:

Kitapkurtları;

Farklı İklimlerden;