26 Kasım 2016 Cumartesi

yalan olan dart maçları ve başka şeyler...

gidemedik çarşamba günü maça, ekibi toparlayamadık ve toparlayamıyoruz çünkü. cansu'nun ertesi gün sınavı vardı ve gelemeyecekti ve bunu günler öncesinden söyledi, onu tenzih ediyorum. gelmeyeceğini söyleyen seda, adam eksiğimiz olduğunu öğrenince kaldı, onu da tenzih ediyorum. barlarda sürtmekten başka işim gücüm olmadığı için kendimi, vatsap konuşmalarına hiç cevap vermese de her hafta kalkıp kazan'dan gelen kadir'i de tenzih ediyorum. her işe koşuşturup duran nazlı zaten bir DART QUEEN. ama ekibin sorumsuz iki elemanı yüzünden biz akşam dört kişi kaldık.

evim cehennemin dibinde olduğundan bira maçına ben kalamayacağım, seda kalamayacak, nazlı ve kadir iyi atamıyor. akşamki ekip zaten iyi atamıyor, ekibin en güçlü halkaları, cansu, caner ve aziz... aziz'e hiçbir şekilde ulaşamıyoruz hiçbir hafta, zahmet edip haber bile vermiyor, maça iki saat kala ben gelemiyorum diyor, onda da nazlı arayıp darlamış oluyor. caner depresyondaymış, aynı şekilde hiçbir şekilde mesajlara cevap yazılmıyor... yine maça iki saat kala "ben yeni uyandım, bu hafta gelmesem olmaz mı?" akşamın sekizindeki maçlara da biz uyandırıyoruz zaten oğlanı. hâlâ okumuz yok, yalnızca evrim'in oku var. tek set okla maç çıkarmamız mümkün olmuyor, üç tane okla altı kişinin ısınması zaten imkansız. şu zamana kadar kullandığımız okları her defasında blues'dan ödünç alıyoruz ve nazlı ve benim dışımda bir allahın kulu da "biz hâlâ ok almadık, maçı nasıl yapacağız?" diye düşünmüyor çünkü zaten birileri birileriyle konuşup okları ayarlamış oluyor ve fekat bu sorumsuzluktan artık illallah dedik...

en son attığım hınç dolu ses kayıtlarını da hiç kimse takmadı ve benden bu kadar vallahi. şu ekip aklını başına devşirmeyecekse ben saatlerce barlarda ondan sonra da metrolarda sürtme niyetinde değilim. biz üç kişi toplanıp dart atacaksak, böyle atraksiyonlara hiç gerek yok, haberleşip yaparız zaten.

en sinir bozucu kısmı da şu: bu bir hobi. buna hiç kimse iştirak etmek zorunda değil. zaten biz lige adımızı yazdırmadan önce insanlara sorduk. abi hiçbir şey bilmiyoruz, atamıyoruz da ama bir araya gelelim, eğlenelim, sosyalleşelim diye girmek istiyoruz bu işe, herkes istiyor mu dedik. hani insanlar istekli değilse bir takım toplamamız zaten mümkün olmayacaktı ve herkes de gayet istekli görünüyordu. ve insanlar fikir değiştirmiş de olabilir. yorucu bulmuş olabilir, sarmamış olabilir, ortamı sevmemiş olabilir, başka şeyler olabilir. yahu sadece "artık istemiyor" bile olabilir. benim bunlara da itirazım yok çünkü dediğim gibi bu hobi, bu keyif alıyorsak yapacağımız bir şey. ve hiç kimseyi de zorlamaya hakkımız yok. ama bunu bir söyleyin, allah rızası için bir söyleyin yani. zahmet edip söyleyin. biz de her hafta telaşla birilerine ulaşmaya çalışmayalım... yahu bu aylarca çalıştığınız ve hâlâ ortak bir faaliyet yürütme konusunda anlaşmış olduğunuz insanlara saygısızlık, başka bir şey derdinde değilim. hadi bakalım hoca benim için ve nazlı için ok siparişi verdi, takım dağıldı mı dağılmadı mı o belli değil çünkü HİÇ KİMSE HÂLÂ HİÇBİR ŞEY DEMİYOR.

çıkmadık o gün maça. ilk hafta rakip takım için söylediğim her şey de, bizim için de geçerli. ekibimizi toplamayı beceremiyorsak zaten yenilelim. öbür yandan akşamın köründe toplaşıp bizi bekleyecek o insanlara da yazık. önceden haber verilmediği için rakip takıma da haber veremiyoruz ki "biz gelemiyoruz, siz de boşuna gitmeyin" diye. saygısızlık, saygısızlık, saygısızlık. herkesin enerjisini ve vaktini çalmak ve ifrit oluyorum...

o akşam blues'da oturup bira içtik ve of ya o akşamla ilgili çok fazla şey konuşmak istemiyorum. çünkü zaten bu aralar iyice zıvanadan çıktım. evdeyken muazzam bir eylemsizlik içindeyim, dışarı çıkıp insan içine karışınca sapıtıyorum. bir neşe, bir konuşkanlık, yemin ederim ne söylediğimi bile hatırlamayacak kadar şuursuz oluyorum ve maalesef bunu ayıkken yapıyorum. GERÇEKTEN NE KONUŞTUĞUMU HATIRLAMIYORUM ve bunu ebru ve mert'le paylaştığımda birkaç saniye hiçbir şey söyleyemeden suratıma baktılar ve mert doktoruma gideyim diye bana borç para vermeyi teklif etti, çünkü BEN HİÇBİR ŞEYİ UNUTMAM normalde.

sonra da balık ekmek yedik ve balık ekmek çok güzeldi. geceyi böyle atlattık.

ertesi gece proje yönetimi dersi için ceren bize gelecekti. tabii ki ben uyurken konuşmuşlar -ki o gün de uyumayıp laba gitmem gerekiyordu ama uyanamadım hiçbir şekilde- seda da gelecekmiş. ve ebru ile konuştuk, buluşmak istedi. önceki gün o çok kötüydü ama bir türlü iletişememiştik, son günlerde ben kötüyüm ve buluşalım dedik projeyi de kızlara paslamış oldum.

mert'i de aldık, soul'da yedik içtik ve son paramızı da böyle tükettik. gelince kızlarla projenin kalan kısmını yaptık, zaten yapılacak çok bir şey de kalmamıştı. sonra kakara kikiri derken yattık uyuduk. elli kere dedim ki "sabah ne bok yiyorsan ye ama beni uyandırma!" ama tabii ki sabahın köründe beni uyandırdı çünkü en yakın arkadaş olmak bunu gerektirir fjslfsfds. ebru'yu okula yolladıktan sonra uyudum, cansu'lar ne zaman çıkmış hiçbir fikrim yok. saat üç gibi uyandım.

hazırlan ve kızılay'a koştur. OHAL'de olduğumuz için okulda toplaşamıyoruz, ohalde ne yapacağız? Mülkiyeliler'i ara ve bul, dağcılık kulübümüzü cafelerde topluyoruz çünkü fkdjlgkfd. neyse yazdırdım tekrar ismimi. çarşamba akşamı gidip eşyalarımızı alacağız, hafta sonu dağa gidiyorum, taşa işeyeceğim yihaaa.

şimdi tam da burada başka bir sorunla yüzleşmek zorunda kalıyorum: botum yok, kıyafetim yok. "haydi kızlar okula" ve "kardelenler" sosyal sorumluluk projesi gibiyiz, dart sponsoru ogün, kıyafet konusunda da kızlar elimden tutuyor sağolsunlar. geçenlerde selcan kendi bluzunu bana hediye etti ve fakat hâlâ hırka eksiğim var kdjkldg.şimdi de eda "bana hatırlat da buluşacak olursak sana mont ve polar getireyim" diyor. "kızım küçücük bir şeysin senin kıyafetlerin bana olur mu?" diyorum, "olur, olur" diyor ve ayrıca borç içindeyim ve neden bu haldeyim en ufak bir fikrim yok.

en sonunda aklımı başıma devşirdim: bir gece yatıyorum ama uyuyamıyorum çünkü kafamın içinde sesler sesler ve asla susmuyorlar. sonra da muazzam bir aydınlanma yaşıyorum, hayatımın aşkılarıymış, ruh ikiziymiş, yalan dolan bunlar amk. benim hislerim zaten hep karşılıksızmış, sadece ender'i demiyorum hayatıma şu zamana kadar giren bütün adamları diyorum, belki azıcık mert'i tenzih edebilirim. ya bu adamlar birilerini sevdi, birilerinin peşinde koştu, birileri için bir şeyler yaptılar, herkes vakti zamanında birileri için elini taşın altına soktu ve ebru her ne kadar çok düz bakıyorsun öyle değil dese de, eğri büğrü bakmak da istemiyorum. işte cessie insanların peşinde sürünüyorsa, cessie aylarca bir şeyleri düşünmekten kendini alıkoyamıyorsa, cessie bir zamanlar yaşanan bir şeyler hatrına (bahsi geçen koray) kimseyi silemiyorsa ve silmek de istemiyorsa ve bunun karşılığında insanlar cessie'yi dinlemeye tenezzül dahi etmiyorsa ve böööyle koca bir çizgi çekebiliyorsa üzerine falan bütün bunlar, daha önce de belirtmiş olduğum gibi cessie dediğimiz kızın aptal, romantik ve kezban olmasından, başka da bir şey değil.

boş boş boş, bomboş allahım. ya sen bana "hiç kimseyi senin gibi sevmedim" derken en az on kişiye daha "sevişmemiz gereken konular var" diye mesaj atıp ısrarla evine çağırıyorsan ve ben buna rağmen seni hayatımda tutabiliyorsam, sen benim sevgimi nasıl çirkin bir şeymiş gibi görüp, gösterip, saygısızlık olarak algılarsın?! sen nasıl karşıma geçip de "böyle bir şeyi bana neden söylüyorsun, sence bilmek ister miyim?" diyebilirsin ve bunu söyleme ihtiyacımın da sana iki sene boyunca hiç yalan söylememiş oluşum, hâlâ bir şeyler yüzünden kendini haddinden fazla suçluyor olduğunu düşünüşüm ve bir an için bile olsa pişmanlık duyuyor olduğun fikrine kapılışımdan kaynaklandığını anlamazsın? ve gerçekten, bunu bile anlamayacaktıysan ve bana "cessie, ne olursun artık sen de mutlu ol." diyemeyecektiysen, yahu oluru olmayacak bir şey zaten ve bunu başından hepimiz biliyoruz ve sen de biliyorsun, ve böyle bir durumda beni teselli edemeyecektiysen, bir dost olarak, "hiç kimseyi sevmediğin kadar çok sevdiğin" biri olmam hatrına falan O İKİ SENE NİYE YAŞANDI ŞİMDİ?! YA ÇÜNKÜ BEN OLSAM SANA BUNU YAPARDIM? çünkü ben malım.

yakup çanakkale'ye gidecekti davet etti, ben sana haber vereceğim dedim ve vermedim. o kırıldı, bir şeyler. "her defasında" dedi "bunu yapıyorsun. ben böyle davranmanı hak edecek bir şey yapmadım." o da haklı. yani son zamanlarda insanlarla ilgili içine düştüğüm umursamazlık falan, onun için de herkese teşekkür ediyorum çünkü hayatımda hep bu kafayı yakalamak isteyip yakalayamamışımdır ama hoş değilmiş. özür falan diledim birkaç kez, açıklamaya da çalıştım ve cevap vermedi. sonra yine o "aman iyi sen bilirsin" o zaman hissi ve belki de doğrusu budur.

başa dönüyorum, diyorum ki zaten en başta, şu zamana dek hissettiğim ne varsa karşılıksızmış ve bir türlü kabullenememişim ısrarla. şimdi kabulleniyorum. ona buna yazılmaktan da sıkıldım, kimseyi de istemiyorum zaten. ebru'nun dediği gibi, oturduğum yerde oturup sevgili kız kankalarıma odaklanmak istiyorum. bir de noodle çizimlerime. bir de akıl ve ruh sağlığıma. bu kadar.

bu da şarkı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Bu aralar dinliyorum / aşığım

nasiplenin arkadaşlar :)

926 şarkının sadece 200'ünün gösterilmesi ayıp.

Zevkle Takip Ediyoruz:

Kitapkurtları;

Farklı İklimlerden;