5 Aralık 2016 Pazartesi

işedim geldim

Anlattım mı bilmiyorum, çarşamba günü koştur koştur Sıhhiye'ye gidip ekipmanları aldım, çadır arkadaşlarımla tanıştım ve yine koştur koştur sırtımda koca çantayla Blues'a gittim çünkü maç vardı. Beni yine ezdiler, yine ezdiler. Az ötedeki boardda çatır çatır bull atıyordum ama rakip karşısında nedense her zamanki gibi elim ayağım birbirine karışıyor. Oradan hemen eve geçecektik çünkü ertesi gün parazitoloji sınavım vardı. Ben bira maçına kalacağım dedim gitmedim eve de.

Aykut diye bir arkadaşım var, kesin bahsetmişimdir bana fotoğraf makinesi alıp yollayan, sinema okuyan oğlan. O da Ankara'da olduğuna dair bir şey paylaşmış. Sanki çok vaktim varmış gibi niye haber vermiyorsun diye sitem ettim çocuğa. Gün içinde arayacağıma söz verdim falan ve tabii ki dağcılıktır, maçtır derken Aykut'u unuttum ben. Yavrum aramış aramış açmıyorum da, neden, çünkü telefon allah bilir nerede. Neyse ki söylemiştim Blues'da maç var diye, kalkmışlar en sonunda "Belki görürüz Cessie'yi" diye düşünerek Blues'a gelmişler kjgklfd. İyi de oldu çünkü gördüler beni meheheh.

Ekipte yine sansasyon, herkes beni kenara çekip "Bu oğlanlardan biri sevgilin mi?" diyor kfjsjgd. Neyse Aykut'un yanında arkadaşı da vardı, Hüseyin. Bira içtik, Hüseyin'i darladık. Hocalar kalktı biz gidiyoruz diye, ben sonra gelicem dedim. Hoca'nın evine gittiğimde saat sabahın dördüydü. Fatih'i aradım "Ben geldim kapıyı açsana eheheh" diye. Sonra ona bir şeyler anlattım, sonra da koynunda biraz ağlayıp, bir sigara içip öteki koltuğa yattım.

Sabah beni uyandırdı, kalktım gittim okula, sınavıma girdim. Sınavda hoca geldi yanıma, "Nasıl, zor mu sence sorular?" dedi. Dedim ki "Valla benim için hayat komple zor bu aralar ama sorular idare eder." Baktı şöyle bir "Aaa ama yapmışsın bayağı" dedi. "Evet yaptım." dedim böyle de netim fkjsjfs. "Klasik soruları yaptın mı?" diye sordu, "Hayır tabiiki" dedim. Sorulardan biri "Parazitolojinin Türkiye açısından önemi nedir?" Dedi ki "Ama ilk soru çok basit, herkes yapar diye sordum ben onu." Ben de dedim ki "Evet fark ettim, ben de yapabilirim o soruyu." "E yapsana o zaman" dedi, kadının hatrını kırmamak için yaptım soruyu da. Oysa kafamın içinde bu konuda herhangi bir şey düşünmek ve kağıda geçirmek zorunda olmadığıma karar verip Uğur Bey'le konuşacaklarımı düşünmeye başlamıştım.

O gün deneysel biyokimya vardı ve bu dersin labı. Ve laba aslında geçen hafta girmiş olmam gerekiyordu çünkü o gruptayım. Umarım hoca beni derse almaz diyerek mesaj attım hocama, gel canım dedi. Demeseydi eve gelip yatacaktım mis gibi fksjfds.

Cuma günü Eda ile buluştum bana polar ve mont ve kafa lambası verdi. Oradan koştur koştur kulüp toplantısına gittim. Sonra da Kentpark'a içlik almaya gittim. O akşam Cansu, yukarıdaki tiviti attı fskdjgls. Hepimiz çok heyecanlıydık.

Cansu'yla beraber çantamı hazırladık. Zaten o gece kitap okuyacağım diye uyumadım. Sabahın altısında evden çıktım, baktım kar yağmış ve yağmaya da devam ediyor. Al işte, dakika bir gol bir dedim. Durağa yürürken Cansu'ya mesaj attım buffımı unutmuşum diye, mert getirdi. Otobüs altı kırk ikide geliyormuş hafta sonları onu öğrendim, yetişemeyeceğim diye panik oldum ve otostop çekmeye başladım. Kimse de almadı beni, hepsini lanetliyorum. Allahtan dolmuş geldi.

Buluşma noktasında herkes toplaşınca otobüse bindik ve şimdi hiç hatırlamadığım bir ilçe mi, köy mü allah bilir neresi, öyle bir yere gittik. Çantalardan oturacak yer kalmadığı için yolculuğumu merdivende sürdürdüm.

Sonra yürümeye başladık. Yürü, yürü, yürü, yürü. Bir  soğuk var, bir de yürümenin kendisi. Sırtınızda yüz elli kiloluk bir çanta ve karşınızda ucu görünmez bir yokuş olunca manzaranın tadını çıkaramıyorsunuz o kadar da. Yürürken kan ter içinde kalıyorsunuz, üzerimde ne varsa soyunup bir tişört ve bir montla çıktım onca yolu.

Küçük molalar verdik ve kamp alanına dek ilerledik. Bir vadi vardı, bir patikadan geçmemiz gerekiyordu. Patika çok dardı ve karlıydı. Allahım ben o zamana dek kendimi bir şekilde sakinleştirmiştim ama önümdeki kız oradan parçalara ayrılmadan geçemeyeceğine yeminler etmeye başlayınca panik beni de ele geçirdi. Dolayısıyla siktiğimin vadisinde düştüm ve aşağıya doğru kaydım ve bir şekilde bir yere yapışmayı başardım. Sonra yanıma eğitmen oğlanlardan biri geldi, öteki de önden bağırıyor "Hadi kalkarsın" diye. Dedim ki "Düşeceğim diye gerçekten çok korkuyorum." O da dedi ki "Bir şey olmaz, düşecek olursan ben varım." Evet gerçekten düşecek olursam onun üzerine düşeceğim ve bu beni daha çok  korkuttu. "Evet, bence bu daha kötü" dedim. Herkes güldü, "Aşkolsun güvenmiyor musun bana?" dedi, "Yok ondan değil, ölünecekse kendi başıma, bireysel olarak ölmeyi tercih ediyorum." dedim, insanlar yine güldü fdjkfs. Sonra elindeki batonu istedim. "Aman tamam, çözeceğiz bunu, sen elleme bana ben kendim kalkarım" dedim ve kalktım. Sonra Burak'tan elimi tutmasını istedim. Beraberce geçtik lanet olasıca patikayı...

Oradan sonra bir iğrenç yokuş daha çıktık, kamp alanına ulaştık. Hemen çadırları kurmaya başladık. Sonra titreyerek çadırlarımıza girip su ısıttık. Sürekli çay, kahve, sıcak sıvı tüketerek yaşamımızı sürdürdük.

Sabahın dördünde hazır olmamız istendi, zirve yapacaktık. Kalktık o göt donduran soğukta hazırlandık ve fakat zirve yapamadık. Eğitmene göre geç hazırlandığımız içinmiş, bence o siste bok tırmanırdık biz oralara...

Yani genel olarak üşüdüğümüz, daha çok üşüdüğümüz, üşümekten uyuyamadığımız iki gündü. Dönüşte yine aynı yoldan dönecektik. Dedim ki "Burak şaka yapıyor olmalısın. N'olur bizi oradan götürme." Ay suratıma bakıp gülüyor, sanki karşımda Fatih'i görüyorum te allahım fjsnfds. "Ya ölüyordum ölüyordum" dedim, "Şimdi de gülüyorsun bak, demek ki önemli bir durum yok" dedi. Dedim ki "Ben ölür gibi olduğum her seferde gülmüşümdür de zaten, konu bu değil". Güldü. Güldü çünkü bilmiyor hayatımı fkjsklfs.

Neyse dönüş daha kolaydı. Yine korktum, yine biraz panikledim ama sonuçta başardım. O salak vadiyi de geçtim anasını satiym.

İşte az önce dediğim gibi, kar var, soğuk var, yürümek, yürümek, yürümek ve yürümek var. Sadece kafanızdaki düşünceler var ve hatta bir noktadan sonra onlar da yok, takip etmeniz gereken ayak izleri var ve kayıp düşmemeniz gereken vadiler gjdfgdk. Çok yorucuydu, öldüm. Her yerim ağrıyor. Çok korkunçtu, gece ertesi günü düşünmekten panik atak krizi geçiriyordum gfdjkgd. Çok soğuktu ve aynı zamanda çok keyifliydi. Sonuç olarak şu doğru:
Yolu olmayan ormanlarda mutluluk vardır,
Yalnız yürünen deniz kıyısında sevinç.
Topluluklar vardır kimsenin zorla girmediği derin denizlerde,
Ve sesinde de müzik.
İnsanı daha az seviyorum diyemem ama doğayı daha fazla.
Lord Byron



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Bu aralar dinliyorum / aşığım

nasiplenin arkadaşlar :)

926 şarkının sadece 200'ünün gösterilmesi ayıp.

Zevkle Takip Ediyoruz:

Kitapkurtları;

Farklı İklimlerden;