13 Ocak 2017 Cuma

angara ay lavyu bat again...

dün öğleye doğru cansu beni zoooorla yataktan kazıdı. kahveci'ye gidip kızlarla konuştuk, selcan bana akıl almaz bir fal baktı. dün dolunay vardı, büyü yapmadım. hiç halim yoktu büyü yapacak, inancım da kaldı mı kalmadı mı bilmiyorum zaten. istediğim bir şey de kalmadı zaten.

sonra kamptan çocuklar geldiler. apo ankara'daymış, tuğçe ankara'daymış. göknur gelmiş. ah göknur ah kampın belalı isimlerinden dkjhkjf kızı yalnız ben sevebildim herhalde. kaç kere kenarlarda köşelerde ana kız kavgası yaptık bilmiyorum. o nasıl niteliyor kavgaları onu da bilmiyorum ama ben ana kız kavgası olarak niteliyorum, ana benim.

fatiko oradan beni hocanın evine götürdü. kurtulamıyoruz angara undergrounddan yani kdjhjd. kendimi eve kapatmama kızmış hoca, bana kırılmış biraz arayıp sormuyorum diye. "e ama fatih ben de ona kırgınım" dedim, "biliyorum, anlıyorum ben seni" ama diye başladı, soluğu evde aldık.

eve gittiğimizde hoca yoktu. geldiğinde birer kadeh rakı içtik muhabbet ettik, koltukta uyuyakaldı. odasına yatmaya ikna edemedim. kendime bir kadeh daha rakı alıp duvara şunu çizdim. hepimiz ayçiçeeyiz, başka ne diyeyim.

gece fatih'in odasında yattım. işemek için kalktığımda hocanın da uyanmış olduğunu gördüm. biraz daha birbirimizi darladık. ona da söyledim, herkese de söylüyorum, kelimelerimin hiçbir anlamı kalmamış gibi hissediyorum. ya kimseye ulaşamıyor, ya ulaşsa da yanlış anlaşılıyor. belki de ben kendimi doğru düzgün ifade edemiyorum, o da olabilir. kimseleri suçlamayayım derken derken yine içimde kocaman öfkeler biriktirmeye başlamışım. onu fark ettim ve bu da biraz üzdü.

boğazımda yine koyunlar tel örgülerden atlıyor gibi. tüm bedenim kırılıp dökülüyor. bir iki güne adana'ya geçmem gerek, bu hiç iyi olmadı.

annem arıyor, ebru arıyor, cansu bazen mesaj atıyor. insanlar beni kontrol ediyormuş gibi hissettiğimde de öfkeleniyorum, belki de kontrol etmek için yapmıyorlar. annem "sesini duymayınca merak ediyorum" dediğinde kan beynime sıçrıyor. aşırı tepki veriyorum, bu sıralar insanlara karşı çok kaba ve sertim. en yakınlarım söz konusu olduğunda da bu değişmiyor.

geçenlerde ebru geldi bize, beni görmek için. sınavdan çıkmıştı, uykusuzdu. ben de tüm gece uyumamıştım. kıza çemkirip çemkirip yattım. o da geldi yanıma yattı, uyumuş benimle birlikte. sonra kalktı gitti.

en azından ebru'yla bir şeyleri çözmüş olmak üzerimden koca bir ağırlık kaldırıyor. işte bunlara alınmaması, küsmemesi, git dediğimde gitmesi, gel dediğimde gelmesi, aynı şeyi benim ona yapabiliyor olmam, bunu bir ego meselesi haline getirmemek, işte söz gelimi "ben bu kızın oyuncağı mıyım" hesaplaşmalarına girmemek, sadece anlamak, durumu kabullenmek, bir sonraki ihtiyaç anında birbirimizin yanında olacağımızı bilmek...

ikimiz de çok büyüdük. artık mimiklerle anlaşabilmeyi bırak, telepati kurmaya başladığımıza falan inanmamız ve şu dostluğu kurana kadar yaşadığımız kavgalar falan, hepsine değmiş. koskoca bir ergenlik, hep söyledim. dünya başımıza yıkılmış gibi gezerdik, şimdi düşündükçe gülüyoruz.


şu fotoğraf 7 senenin bir kısa özeti. yedi sene kolay değil/di. ikimiz de çok farklı insanlardık. o çok duygusaldı, ben çok ruhsuzdum. o çok kırılgandı, ben çok kabaydım. benim için her şey basitti ama ona saatlerce davranışlarımın arka planını açıklamak zorunda kalıyordum. nadiren de aynı şekilde o.

bir gece -yan apartmanımızda oturuyorlardı başta- bize geldi ebru. ilk kez evimize geliyordu. onun açısından çok yakın arkadaşlar olmuş muyduk bilmiyorum ama benim açımdan henüz olmamıştık. odamdaki varlığından memnundum ama bir yandan da rahatsızdım.

ebru serviste koluma girerdi. bazen elimi tutar okşardı, ben bunlardan rahatsız olurdum. beraber müzik dinlerdik, müziğe odaklanmaya çalışırdım. konuştuğumuz şeyler bazen dünyanın en önemli şeyi gibi gelirdi, bazen dünyanın en aptalca şeyi gibi. hatırlamıyorum ama muhtemelen kırmışımdır ebru'yu "aptalca" gelenler yüzünden. yarın bir sorayım.

hayatımda ilk kez bir dostum olduğunu hissettiğim gün, nohut'un beni ilk terk ettiği gündü. o hiçbir şey söylemeden ortadan kaybolmuştu, ben yıkılmıştım. evde kimse yoktu. ebru sanki içine doğmuş gibi, dershanede ders arasında beni aradı. dersi biter bitmez bize geldi. bana zorla çikolata yetirdi. "ay cessie hemen kötü düşünme, belki de ölmüştür çocuk" diye beni teselli etti fksdjfksd. ben onun dizine yattım, o benim saçlarımı okşadı.

hayatımıza bir ton insan girip çıktı. birileri ebru'yu dağıttı, o enkazı ben topladım. birileri beni dağıttı, bu sefer ebru topladı. hayatımızda kaç kez herkese ama herkese siktir çekip gitmeyi düşündük sayamadık. başta birbirimizi bırakma ihtimalimiz de kırıyordu bizi, sonra alıştık. belki birbirimizi hiçbir koşulda bırakmış olmayacağımızı idrak etmişizdir, o da olabilir.

tanıştığımız ilk gün, hayatıma böyle yerleşeceğini bilmiyordum. hayatım boyunca kaç kez birilerine "ay ben ölüyorum bana yardım" et dedim bilmiyorum. çoğu sonradan suratıma sıvadı zaten. bir ebru sıvamadı. şimdi "ay ben ölüyorum galiba" diyebildiğim tek insan, tabii artık öyle şeyler dememeye daha çok gayret ediyorum. ajite etmeye gerek yok, kimsenin öldüğü öleceği yok. ama bazen çok ağır hissediyoruz işte.

başka dostluklar, arkadaşlıklar da var elimde, kimseye haksızlık etmek istemem. sevdiğim herkesi çok seviyorum, bazen sevmediklerimi bile. ama beni en iyi tanıyan, en iyi anlayan ve asla yalnız bırakmayacağına inandığım tek insan ebru olabilir. bu da yedi senelik karşılıklı çabanın ürünü.

dönüyorum mert'e. dün denizli'den döndü, bu gün soul'da buluştuk. bir şeyler yedik, kendimi eve zar zor attım. şimdi de başım dönüyor.

eve gelince yattım, o sırada ender yazmış. "daha fazla hakaret dinlemek istemiyorum" dedim. daha fazla hakaret dinlemek istemiyorum. tüm arkadaşlarım cevap bile verme diyip kızıyorlar falan. ay ne gelir elimizden insan olmaktan başka. ben de böyle bir malım çocuklar. ondan sonra beş yüz satırlık bir mesaj yazdım, kendimi ifade etmeye çalıştım. anlamı yok tabii bütün bunların, uzay boşluğuna konuşuyorum her zamanki gibi. ama her zamanki gibi dünyada bir parça adalet olduğuna da inanıyorum. yani, olmak zorunda. olacak. yoksa ben bu ülkede aklımı kaçıracağım. kendi küçük yaşamımdaki küçük haksızlıklar büyük resmin içler acısı durumunu da kapatamıyor çünkü. uzay boşluğuna konuşmaya devam edeceğim. bir gün birilerinin cevap vereceğini umacağım. arkamı dönemediğim insanlar var, onları öyle kabul edeceğim. içimde de irili ufaklı öfkeler biriktirmeyeceğim, en azından buna çabalayacağım. kendi adıma daha başka ne yapabilirim bilmiyorum zaten.

kafamı taşıyacak halim yok, çok yorgunum. uyuyabilirsem uyuyacağım. size de şarkı bırakacağım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Bu aralar dinliyorum / aşığım

nasiplenin arkadaşlar :)

926 şarkının sadece 200'ünün gösterilmesi ayıp.

Zevkle Takip Ediyoruz:

Kitapkurtları;

Farklı İklimlerden;