5 Ocak 2017 Perşembe

bir kedi sahiplenme macerası ve çeşitli sığırlıklar

Yine hayatımda bir kedinin eksikliğini hissetmeye çokça başladım ve bu hislerimi çeşitli sosyal mecralarda dile getirdim. İlk ve son kedi maceram, bol göz yaşı ve ayrılıkla sonuçlanmıştı, biliyorsunuz. Tabii ki Mina olanlar ışığında -kedimize o ev bulmuştu sağolsun- beni uyarmayı borç bildi. "Hâlâ Mert'le yaşıyorsun, hâlâ o evde yaşıyorsun, iyi düşündün mü?" dedi. "Çok radikal kararlar aldım Mina" dedim, "Eyvahlar olsun" dedi gkdjkgfd.

Yani düşündüm iyi... En azından artık evde yaşıyorum, yurtta değil. Bir ayrılığı daha göğüsleyemeyeceğimi de biliyorum az çok, Miller mevzusu beni çok üzmüştü ve çok etkilemişti. Evimizde bir farenin bulunuyor oluşu da beni yıldırmıyor. Tüm bunlar ışığında Instagram'da bir sayfada gördüğümüz bir ilana mesaj attık Cansu'yla. Dünya güzeli bir erkek kedi, altı aylık, aşıları tam. Sahibi aslında vermek istemiyormuş ama ev arkadaşları da evde kedi istemiyormuş, böyle mevzular. Aşılarının tam olması, sağlıklı bir kedi olması bizim için avantaj diye düşündük. Ölümün kıyısında değil en azından bu hem maddi yükümüzü hem manevi yükümüzü hafifletecek...

Mesaj attığımız kişi dişi mi erkek mi çözemedik önce çünkü bize bir müddet ismini söylemedi ısrarla. Mesaj atar atmaz, kimiz neciyiz hiç sorgulamadan "İsterseniz şimdi bile getiririm kediyi, ev arkadaşım bir gün daha tahammül edemiyor" dedi. Mesaj attığımızda akşam dokuz-dokuz buçuktu saat. Konuştuğumuz kişi Kızılay'da oturuyormuş, biz Toki Turkuaz'da yaşıyoruz. Arabası yoksa kediyi getirmesinin ve geri dönmesinin zor olacağını söyledik. Evimize gelirse erkek arkadaşımızın (?) kızıp kızmayacağını sordu. Hımmm... Karşımızdaki kişi kedisini çok seviyor ama kediyi kime verdiği umurunda bile değil. Karşımızdaki kişi erkek arkadaşımız olup olmadığını öğrenmeye çalışıyor. Karşımızdaki kişi ismini söylemekten kaçınıyor... Devam edelim bakalım konuşmaya dedik ve sonunda isminin Ali olduğunu öğrendik. Ali'ye evimizin çok uzak olduğunu, gelirse geri dönmesinin zor olacağını ve belki de mümkün olmayacağını söyledik, Ali yılmadı. Evimize gelme konusunda hayli istekliydi. "Yarın Kızılay'da buluşur alırız kediyi" dedik, bu sefer "İsterseniz siz gelin" diyerek bizi evine davet etti. Akşamın dokuz buçuğunda kedi almak için Ali'nin evine gidiyoruz? Onun gelip dönmesi mümkün değilse bu bizim için de geçerli olabilir. Hımm... Ali ne yapıyor? Ali kedi sahiplendireyim derken bizi mi sahiplenmeye çalışıyor? Ali'nin evinde ne işimiz var? Bir kedinin varlığından bile şüphe etmeye başladık bu tavır karşısında. Kabalık da etmeyelim dedik, kibarca bu kedinin var olup olmadığını anlamaya çalıştık kendimizce ve Ali'ye sorduk "Kedi yanında mı? Yanındaysa bir fotoğrafını çeksene, ne yapıyor şimdi?" ve galpler galpler. Ali "Siz fotoğrafınızı atın, ben atacağım kediyi" dedi. Ali'ye neden fotoğrafımızı atıyoruz biz şimdi? Sonra "Tanımak açısından" diye ekledi. Muhabbetin nereye varacağını merak ettik ve usturuplu bir fotoğrafımızı attık. Ali de bize kedi ile çekilmiş kendi fotoğraflarını attı. Biz Ali'yi değil kediyi merak ediyorduk ama kediden çok Ali'yi görmüş olduk.

Velhasılı Ali en başta bize hiç makul bir profil çizemedi ama sokaklara düşme ihtimali olan bir kedi de mevzu bahis olduğundan kestirip atamadık. Ertesi gün haberleşmek üzere konuşmayı sonlandırdık. Ertesi gün öğlene dek Ali'den ses çıkmadı. Öğleden sonra buluşup kediyi alacaktık ama Ali'nin okulu ve sunumu olduğu ortaya çıktı ve bu işi perşembe gününe ertelemeyi teklif etti. Perşembe ve cuma günü işlerimizin olma ihtimali yüksek olduğundan, çarşamba olmaz mı dedik, olur dedi.

Çarşamba günü, dün yani, yine Ali'nin peşine biz düştük. Buluşuyor muyuz, nerede buluşuyoruz diye. Ali bu sefer de Demirtepe'ye gitmemizi istedi. Hava çok soğukmuş, kedi üşümesinmiş. Bir yandan akşam dokuzda yollara düşmesini gerektirecek kadar aciliyeti olan bir durum söz konusu iken Ali'nin neden bu işi erteleyip durduğunu merak ediyorduk, bir taraftan Ali'nin ilgisiz ve isteksiz tavrına anlam veremiyorduk. Demirtepe'ye gittiğimizde bu sefer de "Kedi üşümesin diye çıkarmadım, bizim evde gelin evden alın" diyeceğinden şüphelendik ve kendisini Kızılay'da beklediğimizi söyledik.

Kızılay'a geçtik, Ali'den mesaj geldi. Kediyi bir saattir aradığını ama kedinin evde olmadığını söyledi. Apartman yöneticisi aramış Ali'yi kediyi gel al diye, kapıcı dairesine inmiş, bu sefer de kedi kazan dairesine kaçmış. Kapıcı ile kavga etmişler, sahip çıksana kedine demiş adam. Adam haklı, kedine sahip çıksana Ali. Ama kedi bu, kaçabilir, hırçınlaşabilir, yaramazlaşabilir. Ali'nin manasız tavırları, evimize gelme ve bizi evine çağırma konusundaki ısrarı olmasa biz bunu normal karşılar, Ali için üzülür, gerekirse yardımcı olmaya çalışırdık. Her neyse, Ali çok öfkelenmiş, bize de çok mahcup olmuş, kediyi bulacağına yeminler ediyor. Bulamazsam yine kalacak diyor üzgün surat yolluyor. "E biz bekliyoruz Kızılay'da seni, bulmalısın" diyoruz. Bir yandan gerçekten böyle bir kedi var mı diye merak ediyoruz, bir yandan gerçekten varsa ve apartman dışına kaçmışsa ve bulunamazsa hayvancağız bu soğukta sokakta ne yapacak diye endişeleniyoruz ve mantı yiyoruz. Ali aynı şeyleri anlatıp duruyor, en sonunda dayanamayıp soruyorum "Dostum böyle bir kedi gerçekten var mı, var ise nerede? "diye. Ali bu sefer de bizi kazan dairesine davet ediyor, gelin birlikte arayalım diye. Beş saat söyleniyor Ali, "Bana inanmıyorsanız kapıcı size anlatsın, dalga geçer gibi bir halim mi var?" diye çemkiriyor. "Tamam haber bekliyoruz" diyoruz, Ali söylenmeye devam ediyor: "Her taraf pislik içinde. Bu pisliğin içinde farelerin arasında kedi arıyorum sabahtan beri bu durumdan memnun muyum sanıyorsunuz, elimde olmayan bir durum yüzünden kızabiliyorsunuz. Kediyi teslim etmek için gelebilirim oraya kadar var mı ötesi beni de siz anlayın lütfen" diyor. "Tamam, biz haber bekliyoruz senden, buralardayız zaten" diyoruz. Bu esnada Ali'yi vatsapta sürekli çevrimiçi görüyoruz ama Ali bizi durumdan haberdar etme zahemetine katlanmıyor. Biz Kızılay'da bekliyoruz, Ali kazan dairesinde farelerle savaş veriyor, bu esnada birileriyle yazışıyor ama bize zahmet edip buldum ya da bulamadım demiyor.

Bu esnada arkadaşlarımız geliyor. Bir tanesi "Bir de ben arayayım ilanı gördüm diye, bakalım bana ne diyecek, kedi gerçekten var mı onu anlarız bari" diyor. Ali'yi arıyor kediyi sahiplenmek için aramıştım diye. Ali önce arkadaşımıza "Yanlış numara" diyor. "Yani kediniz yok mu?" diye soran arkadaşımıza "Kedi vardı aslında ama sahiplendirdim" diyor. Arkadaşımız teşekkür edip kapatıyor.

İkide buluşmak için sözleştiğimiz Ali'den akşam yedide haber alıyoruz, bulamadığı için eve geçtiğini, kapıcının kediyi aramaya devam ettiğini söylüyor. "Tamam haber bekliyoruz" diyoruz. Aradan 10 dakika geçiyor Ali "Kediden haber geldi, bulunamadı maalesef, ben şimdi gidip arayacağım bulunamazsa yine kalacak" diyor. Ne yapacağımızı bilemiyoruz, Ali'ye anlam veremiyoruz ve bu sevdadan vazgeçiyoruz, bunu da Ali'ye bildiriyoruz. Ali bize çemkirmeye başlıyor, "Benim kediyi de arıyorlar zaten paşa keyfiniz bilir" diyor, "size vermek zorunda değildim ama size söz verdim diye bir saattir kedi arıyorum" diyor. "Bir de kalkmış bana utanmadan başka kedi bakacağız diyorsunuz, sizin için kedi aranmazmış, yarın bir gün çıkar gelir kedi, ben de başkasına veririm o kadar basit" diyor, sonra bize hayat ve insanlar güvenmek üzerine küçük bir tirat geçiyor. Bu noktada ben aklımı falan kaçırıyorum. Ali'ye sakin kalamadığım ses kayıtları atıyorum. Hemen ardından Ali kendisini arayan arkadaşımıza mesaj atıyor, kediyi kendisine verebileceğini söylüyor. Arkadaşımız kediyi çok istiyorsak Ali'den alıp bize verebileceğini söylüyor, kedi için üzülüyoruz, Ali için daha çok üzülüyoruz ama Ali ile yola çıkılmayacağını anlamış oluyor. Tanrı var ise, kedinin yardımcısı olsun.

Ali zahmet edip ses kayıtlarımı da dinlememiş ama kendisine buradan seslenmek istiyorum: Ali! Hayvanları sevmesek biz de tutup evimize kedi alacağız diye karda kışta yollara düşmezdik. Şayet bize ben kedimi herkese veremem, oturalım önce bir buluşalım kahve içelim desen biz bunu da yadırgamazdık mesela, Ali bize yazılıyor mu diye düşünmezdik. Evde kaç kişi kaldığımızı, kediye ne koşullarda bakacağımızı sorsan, anlayışlı davranır samimiyetle sorularını yanıtlardık. Ama sen hayatımızda hiç görmediğimiz ve tanımadığımız bir adam olduğun gerçeğini göz ardı edip, ağzımızdan sevgilimiz olup olmadığını almaya çalışıp sonra da evimize gelmek için gereksiz bir ısrar gösteriyorsun. En başta saygılı ve seviyeli bir diyalog kurabilmiş olsaydık ve ortada gerçekten bir aciliyet olduğuna inansaydık biz seni o gece evimizde misafir de ederdik Ali. Biz seninle arkadaş da olurduk Ali. Biz sana -seni tanıdıktan sonra elbette- kedini görmek istediğinde seni tekrar misafir edebileceğimizi de söylerdik Ali. Çünkü ben kendi kedimi çok özlüyorum Ali. Benim kedim söz konusu olsaydı, kimdir necidir bilmeden zırt diye tanımadığım etmediğim insanlara onun canını emanet edemezdim Ali. O yüzden kendi kedim söz konusu olduğunda en güvendiğim yakınlarımdan yardım istedim, içimin rahat olmasının nedeni de işte bu Ali.

Senin çelişkilerin bunlarla bitmiyor Ali'ciğim. Seni akşamın dokuzunda yollara düşüren aciliyet ortadan kalkıyor, mesajlarımıza cevap vermiyorsun, iletişime geçmeye yanaşmıyorsun, bizi evine davet edip duruyorsun. Bize bu aciliyetin neden ortadan kalktığına ilişkin bir açıklama yapmaya da zahmet etmiyorsun. Sözleşiyoruz, doğru dürüst bir açıklama yapmadan erteliyorsun, ondan sonra da karşımıza kediyi elimden kaçırdım diye çıkıyorsun. Biz de kuşkularımızı bir kenara bırakıp beş saat senden haber bekliyoruz. Sonra da bize diyorsun ki size söz verdim diye bir saat kedi aradım kazan dairesinde, bir yerden çıkar gelir ben de getiririm, neden büyütüyorsunuz.

Çok sevdiğini söylediğin bir canlı ortalıkta yok Ali. Bir zahmet götünü kaldırıp tabii ki arayacaksın kedini. Bunu da bize söz verdiğin için yapmayacaksın. Hayvan nerede, bu soğukta ne yer ne içer, nereye gitmiştir, hiçbir yerde bulunamadı sokakta başına ne gelir, donar mı ölür mü diye endişelenmiyorsan bir de kalkıp bize insanlık dersi vermeye çalışmayacaksın Ali, haddini bileceksin.

İnsanlarla ne yaşadığımızı merak etmişsin. İnsanlarla çok bir şey yaşamışlığımız yok ama önüne geleni kezban diye etiketleyip, beynini çükünden yukarı çıkaramayan pek çok insan tanıma fırsatımız oldu Ali. Önümüze gelen her adamın her davranışında art niyet arayan ve ay bu da bana yazılıyor triplerine giren insanlar değiliz ama tanımadığımız adamlar evimize gelme konusunda anlamsız bir ısrar gösterdiğinde veya bizi ısrarla evine çağırdığında o mevzunun nereye bağlandığını da az çok gördük deneyimledik. Sen de biraz düşünceli ve mantıklı bir insan olsaydın tekliflerinin nasıl önyargılar doğurabileceğini bilir ve bize gerekli açıklamalar eşliğinde onları sunardın. Biz de niyetinin ne olduğunu anlama fırsatı bulurduk, dediğim gibi gerekirse gelir o kediyi seninle birlikte arardık da.

Sana hayatta başarılar, kedine de bol şanslar diliyoruz. Umarız hayvan bulunur ve aklı başında bir aileye kavuşur.


2 yorum:

  1. Eğer gerçekten kedi varsa umarım o şahsın elinden kurtulur da daha iyi bir eve sahip olur.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yani umarım... İnsanları yargılamak da istemiyorum, belki biz yanlış anladık diyeceğim ama o da yanlış anlaşılmaya çok müsait davrandı.

      Sil

Bu aralar dinliyorum / aşığım

nasiplenin arkadaşlar :)

926 şarkının sadece 200'ünün gösterilmesi ayıp.

Zevkle Takip Ediyoruz:

Kitapkurtları;

Farklı İklimlerden;