31 Ocak 2017 Salı

bir küçük prostat meselesi...

pazar günü babamı hastaneye yatıracaktık. pazartesi de -sonunda- ameliyat olacaktı. buraya kadar her şey normal. pazar günü annemlerle gitmedim, babamı da şöyle üstünkörü bir uğurladım, hastaneye değil de markete gidiyormuş edasıyla. çünkü babamla vedalaşmaktan hiç hoşlanmıyorum. bu adam nereye gidiyor olursa olsun markete gidiyormuş edasıyla uğurluyorum zaten, bu da benim serseri serbest stilim ve babam dışında da kimseyi ilgilendirmez amk.

pazar gecesi uyumadım, sabaha doğru üç gibi yattım. pazartesi, dün yani, sabah mecit abi'm evden aldı beni. adam erkenden ameliyat olacak diye annem gece onunla kalmıştı, ben de evde tek kalmıştım falan. yoldan teyzemi de almış, yengem de gelmiş... ne kadar lüzumsuz işler işte bunlar. neyse ben de neşeli ve enerjik hissediyordum kendimi. gergin değilim ya, gergin olmam gerektiğine dair yoğun bir inanç da var ya, beni germek için çalışmalara ilk dakikadan başladılar.

önce mecit abi'm çok stres olduğum ve bunu maskelemek için böyle davrandığım üzerine ruh tahlili yaptı sağolsun. abi gerçekten kendimi gergin hissetmiyordum yahu, evet, onun dediği gibi de olabilirdi, ama öyle değildi. gerçekten öyle olsaydı bile KİME NE AMK? herkes olaylarla kendi yöntemleri ile kendi sınırları çerçevesinde başa çıkıyor, ben de kendimi yerden yere çarparak kendimi ifade etmek zorunda değilim hiçbir durumda. her neyse, konuya dönersek, rahat davranıyordum çünkü rahat hissediyordum. insan olduğum için önce duygularımı tüm içtenliğimle ifade ettim "hayır, gerçekten kendimi gergin hissetmiyorum, stresli değilim." şöyle bir karşılık aldım "öylesin cessie, kes!" hoaydaaaa... böyle mevzularda annemin ne kadar panik olduğunu bildiğimden konuyu uzatmamaya karar verdim.

mecit abi'm sonra kampta yaptığım işin ne kadar gereksiz ve boş olduğuna dair akıllara durgunluk veren bir demeç verdi. benim de sınırlarım var, ama yine kendimi tuttum. kitabımı okudum. çok uykusuzum uyuyacağım diye sandalyeye kıvrıldım uyudum, rüya bile gördüm.

sonra ahmet amca geldi, babamın yeğeni. alim amca uğradı bir ara, yengemin dayısı, sanırım. sağolsunlar. ahmet amca sonuna kadar bizimle bekledi de. elimden geldiğince insanlarla sohbet ederek ve modumu düşürmeyerek öyle kendi çapımda var olmaya devam ettim.

bu sefer yengem "cessie, baban ameliyatta onun farkında mısın?" dedi. "e, evet" dedim. "ne yapayım yani benden beklentin nedir şu an?" "bu kadar neşeli görünmesen mi?" dedi. "ne alakası var yahu?" dedim. "insanlar ayıplayacaklar, babası içerde, hiç umurunda değil diyecekler" dedi. hoaaaydaaaaa. "bana ne" dedim. bu tür yorumlara genel tepkim bana ne'dir zaten.

bu gün hastanede oturup beklediğimiz sekiz saat boyunca, tüm var oluşum sorun oldu. gittiğim kamp, okuduğum okul, içtiğim sigara, pozitif olmam, gerilmemem, uyumam, uyanmamam, okuduğum kitaplar, AKLINIZA GELEBİLECEK HER BOK KONUŞULDU VE HEPSİ SORUN OLDU ARKADAŞLAR. en sonunda konu çocukluğuma geldi, oradan vuruyorlar, el üstünde tutulmuşum, çok şımartılmışım, klasik muhabbet. "ulan her perşembe dayak yiyordum be" dedim, "hadi oradan canım uydurma" gibi bir yanıt. "e burada işte annem sor kendisine alala" dedim "yalan mı söyleyeceğim?" sonra annemle olan ilişkime geldi konu, bir şey söyledim teyzem yalan söylediğim yönünde bir yorum yaptı ve insan olduğum için sonunda biraz hönkürerek "sen nereden biliyorsun? ne biliyorsun da yorum yapıyorsun, bizimle aynı evde mi yaşadın? annemle ilişkimi sen nereden ne kadar bileceksin?" dedim. o noktadan sonra herkes biraz sustu.

gerçekten anlamıyorum. açık bir insan olduğumu düşünüyorum, duygularımdan utanmıyorum. bir ameliyathane önünde beklerken bir insanın tepkisiz olmasını da, neşeli olmasını da, kendini yerden yere çarpmasını da anlayışla karşılayabilirim. yahu ben bunu yapabilirim yani. verilen bir tepkinin ötekinden daha ulvi olduğunu da asla düşünmediğimden, duygularımı bir şeylerin arkasına saklama gibi bir çabam yok. babamın sağ böbreğini, dalağının yarısını alıyor olsalardı ya da bir açık kalp ameliyatı falan cereyan ediyor olsaydı eminim ben de daha gergin olabilirdim. ama şu çağda siktiğimin prostatını almaya muktedirlerdir inancındaydım. yani adamın yaşama ihtimali %8 falan olsaydı muhtemelen kimseyle konuşmadan müzik dinliyor olurdum ama İNTERNETTE BAKTIM İKİ YÜZ BİNDE BİRLİK BİR ÖLÜM RİSKİNDEN BAHSEDİLİYOR ANASINI SATAYIM. annem zaten gergin, annem zaten böyle şeylerden deli gibi korkar, herkes sıkıntılı, hastane ortamı depresif, BEN NİYE BU DURUMDA BU KASVETE BİR DE KENDİ KASVETİMİ EKLEYEYİM? ayrıca size ne? yani gerçekten anlamıyorum bu muhabbetleri, cidden hiçbir şekilde anlamıyorum. adam benim babam, başına bir iş gelse en çok annemle ben üzüleceğiz. ha belki öyle bir durumda bile ben çok sakin kalacağım, YAHU BEN KENDİ ÖLÜMÜM KARŞISINDA DA SAKİNİM ne yapayım yani? gergin hissetmiyorum diye germek zorunda mısınız gerçekten? bak hastanede mevzu yaratmayayım diye ağzımı açmadım içimde patladı anasını satayım.

geldiler, sekiz kişi oturduk sekiz saat koltuk işgal ettik. anneme destek olmak için geldiler, çok sağolsunlar da arada yine benim ağzıma sıçtılar. gerek yoktu orada sekiz kişi olmamıza falan. beklenmedik bir durum olursa ihtimaline karşı bir, bilemedin iki kişinin beklemesi gayet de yeterliydi. ya ben anlamıyorum bu ailede ya tek manyak benim ya da tek aklıselim benim.

beklendiği üzre tabii ki ameliyat başarılı geçti, babamı yoğun bakıma aldılar, yarın normal odaya çıkacak. bize göstermediler, annem girdi yanında. yazık annem acayip dağınıktı bütün gün zaten. bir ara kafeteryaya gittiler, yanlarına gittim, karşısında duruyorum bir şeyler söylüyorum kadın beni görmüyor ahaha. beklediğimden daha iyi dayandı, kendisiyle gurur duyuyorum. kinaye değil, gerçekten ağlamaya falan kalkmadığı için çok mutluyum. tabi ağlamak istiyorduysa ağlasaydı, annemin ağlaması beni GERÇEKTEN gererdi ama mühim değil.

birkaç gün sonra babamı eve getireceğiz. hastane enfeksiyonu falan kapıp bize son dakika golü atmazsa her şey yolunda. bir de bu "acaba kanser mi" muhabbeti çözülürse, benden iyisi yok çocuklar çünkü işte bu beni geren şey. beni geren bir şey mi bilmek istiyorsunuz: babamın kanser olma ihtimali beni geriyor. çünkü adam babam, çünkü kanser olmasını istemiyorum, çünkü herifi seviyorum. BAKIN BENİ GEREN ŞEYLERİ AÇIK YÜREKLİLİKLE SÖYLEYEBİLİYORUM.

beni en çok geren de sizin gereksiz muhabbetleriniz. kanserle başa çıkabilirim, bununla çıkamıyorum, AHA BU DA BU KADAR NET. yemin ediyorum kâbus gibi bir gündü. az önce annemi kontrol ettim yatmıştı uyumuş mu diye, uyumuş. sabah erkenden hastaneye gideceğiz galiba, ben de az sonra yatarım. size şarkı da bırakayım:

4 yorum:

  1. Geçmişler olsun !

    Ben de geçen senelerde öyle bir şey yaşadım. Gergin ve üzüntülü olmam bekleniyordu nedense. İnsan üzülebilir (hakikaten içimden de üzülüyordum) fakat bunu dışarıya vurmak zorunda değil. Hastanenin göbeğine öylece sinir krizi geçirmemi beklemesin kimse. İçimden gelirse de tutamazlar zaten o krizi geçirirm. Fakat o an olmuyorsa olmuyordur zorlamanın anlamı yok.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim :)
      İçimden ya da dışımdan üzgün hissetmiyordum, hâlâ da etmiyorum. Sadece can sıkıcı buluyorum hadiseyi. Yani, olmaması daha iyi olurdu ama hepimizin hastalandığı oluyor. Çok trajik bir olay olmaktan çok dediğim gibi can sıkıcı bir olay olarak görüyorum.

      Sil
  2. İnsanların bir türlü anlamadığı şey şu bence: Herkes acısını aynı şekilde yaşamak zorunda değil. Bu senin durumun içinde geçerli şu durumda. Onlar gibi davranmıyorsun diye üzerine gelmeleri yanlış. Ben de insanları anlamıyorum Cessie.
    Geçmiş olsun.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim :)
      Benim en temel tutarsızlıklarımdan biridir bu aslında. Gerçekten çok önemsiz meseleleri çok kafamda büyütüp stres olurum. İşte bir sınav, bir gönül meselesi ne bileyim ben doktor randevusuna 10 dakika geç kalmak gibi saçma sapan şeylerden bahsediyorum. Ortada gerçekten bir sorun varsa daha akılcı yaklaşırım ve sakin kalırım. Yani, mizacım böyle ne bileyim ben :D Yadırganabilir, yadırgamalarını anlayabilirim de yargılamaları sinirimi bozdu biraz.

      Sil

Bu aralar dinliyorum / aşığım

nasiplenin arkadaşlar :)

926 şarkının sadece 200'ünün gösterilmesi ayıp.

Zevkle Takip Ediyoruz:

Kitapkurtları;

Farklı İklimlerden;