9 Ocak 2017 Pazartesi

Öteki - Dostoyevski

Sanırım 2017 benim için kitap açısından keyifli başladı. Gerçi henüz üç kitap okudum ama okumak için sabırsızlandığım da bir sürü kitap var, beni hayal kırıklığına uğratmayacaklarına inancım tam. En son Woody Allen'ın Evet Ama Bir Lokomotif Bunu Yapabilir Mi Bakalım?'ını okumuştum. Kitabı büyük beklentiler içinde okumadım, ne çok keyif aldım ne çok nefret ettim. Entelektüel cıvıklıktan çok hoşlanmıyorum galiba ne bileyim. Mezarlık Kitabı'nı zaten yazmıştım. Üçüncü kitap Dostoyevski'nin Öteki'si oldu. Zihin'i taciz ederek bitirdim kitabı.

Yani tabii ki çok heyecanlıyım, hiçbir şekilde anlamlı bir kitap eleştirisi yazmam mümkün olmayacak. Kendi hislerimi ve dehşetimi paylaşıp gideceğim. Belki Dostoyevski'nin külliyatını tamamladıktan sonra geri dönüp dişe dokunur bir şeyler yazmaya çalışırım, beklentilerinizi sıfıra indirin bu yazı için.

İletişim'in Dostoyevski için yaptığı kapaklardan çok hoşlanıyorum. Sırf kapakları nedeniyle bile klasikler konusunda İletişim'i tercih edebilirim galiba, çeviriler de beni yormuyor. Ama çok şekilci bir insan olmadığımdan bu konuda aşılmaz kurallarım da yok, öteki çeviriler konusunda fikrim de yok. Bu konuda bana şu yayın evi şu açıdan daha iyidir diyebilecek durumda olan varsa elimden tutarsa sevinirim. Öteki'yi de yine İletişim'den aldım.

Aynı gün veya bu kitabı almadan birkaç gün önce, Arkadaş'ta Borges'in Kum Kitabı'na denk gelmiştim ve ilk öyküyü oracıkta okuyup vurulmuştum. Hayatımda okuduğum en keyifli öykülerden biri olabilir, adam bir parkta kendi gençliği ile karşılaşıyor ve oturup onunla muhabbet ediyor. Onun üzerine bu kitabı gördüm, kendisiyle karşılaşan başka bir adam. Bu temayı çok sevdim, bu temaya aşık oldum. Tabii Borges'in öyküsü ile Dostoyevski'nin Öteki'si aynı düzlemde ilerlemiyor hiçbir şekilde ama insanın kendisiyle karşılaşması ve çatışması bence konu açısından muazzam. Evde zaten uzun süre iki kitap arasında kararsız da kaldım hangisini okusam diye, sonra bir tivitır anketi ile kdjkkdjk bu sorunu çözdük.

Öteki'yi okuma sürecim ağır aksak ilerledi ve bu canımı sıktı. Şöyle başına oturup bir çırpıda bitirseydim çok daha fazla keyif alacaktım eminim. Son yüz elli sayfayı başından kalkmadan bitirdim zaten.

Bay Golyadkin'in hazırlıkları ile başlıyor kitap. Karakter hizmetçisini de peşine takıp kiraladığı aracıyla şehirde bir o yana bir bu yana koşuşturarak, bir o mağazaya bir bu mağazaya girerek çeşitli siparişler veriyor, akşam onları birilerinin teslim alacağını söylüyor. Daha önce de görmüş olduğu doktoruna uğruyor, ona iç sıkıntılarından bahsediyor. Daha en başta hiç sevmediğim bir karakter Golyadkin, kitap ilerleyene dek biraz sıkıldım ondan. İşler zıvanadan çıkınca kendimi kaptırmayı başarabildim.

Bay Golyadkin hayatınızda gördüğünüz en silik, en histerik karakter olabilir. (Tabii adamın öteki kitaplarını okumadıysanız, benim Dostoyevski'den beklentim çok yükseldi bu anlamda fjdsjkfds) Sonra bir davete gidiyor Bay Golyadkin tiril tiril hazırlanıp, elbette içeri kabul edilmiyor. Günlük yaşamdaki çok küçük detaylarda bile müthiş bir aşağılanma ve düşmanlık gören Golyadkin için davete kabul edilmemek çok ağır bir darbe oluyor elbette. Sarsıla titreye koşturmaya başlıyor ve şimdi ismini hatırlayamadığım bir köprüde durup uzun uzun suyu izliyor. İlk kez o akşam karşılaşıyor kendisiyle, yani "öteki" Golyadkin ile. Yaşadığı dehşeti tahmin edebilirsiniz.

Sonra her nasılsa bu öteki Golyadkin'in kendisi ile aynı iş yerinde çalışmaya başladığını öğreniyor. Tam karşı masasında. Sonra bir gün evine götürüyor kendisi olan bu yabancıyı, sohbet ediyorlar, sarhoş oluyorlar. Ona kendisi ile ilgili pek çok şey anlatıyor ve sabah uyandığında adamın çekip gitmiş olduğunu görüyor. Bir an gerçekliğinden bile emin olamıyor.

Bundan sonrası tam bir kaos. Öteki Golyadkin -ki kitapta küçük Golyadkin diye geçer- yavaş yavaş kahramanımızın hayatını ele geçirmeye başlıyor. Müthiş bir ataklıkla, tatlı dille, güler yüzle ve yer yer midemizi bulandıracak yılışıklıklarla Golyadkin'in kimi zaman dost kimi zaman düşman olarak tabir ettiği ahbaplarının sevgisini ve dostluğunu kazanıyor. Bundan sonrası öteki Golyadkin'in toplum içerisinde saygın bir yer edinmesi ve güzel bir yaşam kurması, aynı zamanda esas Golyadkin'in adını ve itibarını lekelemesi ve onu tüm sosyal çevresinden soyutlaması şeklinde vuku buluyor.

Nedense kitabın arka kapağını okuduğumda kurgusal olarak gerçekten ikinci bir Golyadkin'in olduğunu, kitabın gerçekliğinde gerçek bir yeri olduğunu ve Bay Golyadkin ile tıpatıp aynı görünmesine rağmen çok farklı bir karakter tablosu çizeceğini ve Bay Golyadkin'in kendisi ile çatışmasının bu noktada cereyan edeceğini düşünmüştüm. Neden böyle bir fikre kapıldım bilmiyorum, kendi romanımı kurgulamışım fkjskfds. Kitap biraz ilerleyince kendi kurgumdan sıyrılıp "Dur lan nooluyoruz?! Oha! Oha!" demeye başladım fjsjdfd.

Öteki Bay Golyadkin de en az bizim karakterimiz kadar çelişkili aslında. Yalnız tek avantajı, her durum ve koşulda, geri adım atar gibi görünse bile kendinden emin tavrından vazgeçmeyişi. Bu da bizim -gerçek- Golyadkin'i her iletişim kurduklarında ezen ve geri adım atmaya zorlayan bir hadise. Bay Golyadkin önce kendi yerini alan bu yabancıya öfkeleniyor, diş biliyor, ondan sonra -öyle ürkek, tedirgin ve sorunlarla başa çıkma ve karar alma konusunda yetersiz ki- onu da haklı çıkarabilecek noktalar bularak geri adım atıyor. Öyle ki birkaç sayfa sonra onu hısmından özür dilerken buluyor ve saçlarımızı başlarımızı yoluyoruz.

Sayfalar boyunca Golyadkin'in tüm çatışmalarına -insanlarla olan çatışması, toplumla olan çatışması, ahlaki değerlerle olan çatışması, kendisiyle olan çatışması- tanık oluyoruz ve kitap ağzımızı açık bırakacak bir final sunuyor bize.

Yazıya çok odaklanamadım, muhtemelen şu an beş yüzüncü kez söylediğim gibi bu kendinden kopuş çok ilginç. Kitabın başında Dostoyevski'nin yaşadığı dönemin bir kronolojisi, keyifli bir önsöz ve Dostoyevski'de "öteki" kavramı üzerine küçük bir inceleme var. Adamın diğer kitaplarından da dem vurduğu için o incelemenin yarısını okuyup bıraktım, daha sonra geri dönüp okuyacağım.

Dostoyevski kitabı ilk yazdığında belli ki eseriyle gurur duyuyormuş. Sonra olumsuz eleştiriler alınca inancı biraz sarsılır gibi olsa da Öteki'den bir türlü vazgeçememiş. Yazdığı en iyi eser olarak nitelemiş o dönem kitabı. Ben de kendisine katılıyorum, en iyi eseri mi bilemem ama müthiş sarsıcı bir roman olduğu kesin. Siz de sakın ola kaçırmayın.

Size bir Gorillaz coverı bırakıp gidiyorum.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Bu aralar dinliyorum / aşığım

nasiplenin arkadaşlar :)

926 şarkının sadece 200'ünün gösterilmesi ayıp.

Zevkle Takip Ediyoruz:

Kitapkurtları;

Farklı İklimlerden;