21 Ocak 2017 Cumartesi

sonik hanım şalanjı 4 ve 5

Dün Büşbüş'le buluşacaktık, bu güne sarktı. Evde öööööyle yatıyorum, yattıkça kendi kendimi yiyorum. Bütün iç hesaplaşmalar, dış hesaplaşmalar, geçmiş, gelecek her şey kafama üşüştü işsizlikten. Aklımı kaçıracağım, bari şu şalanjla meşgul olayım.

Dördüncü soru, insanlar bana hangi sorunun çözümü için gelir?

İnsanlar bana gelmez aslında. Bir sorunun çözümü için gelmezler en azından. Tanıdığın iyi bir psikolog ya da psikiyatr var mı diye gelenler dışında yani. Hayatlarımız barlarda, kahvecilerde, hamburgercilerde sürekli kesişiyor arkadaşlarımla. Özel olarak yardım istemek için gelmeseler de konuşuyoruz. Neyden konuşuyoruz? Sevgilisi olanlar ilişkilerindeki problemlerden, sevip de kavuşamayanlar da platonik aşklarından bahsediyor. Hoca yalnızlıktan ve hayatla nasıl başa çıkmaya çalıştığından bahsediyor. Geçenlerde pek tanımadığım, ara sıra muhabbet ettiğimiz bir oğlan bağımlılıklarından ve hayatını düzene sokma çabalarından bahsetti. Ben pek akıl veremiyorum galiba. Çünkü hem kelin ilacı olsa kendi başına sürer, hem de hayat işte. Hangi yöne gitmeli, hangi yol ötekinden daha doğru bilemiyorsun. Ender bir yazı atmıştı, durun bulabilirsem link vereceğim. Yazı bu. Aşağı yukarı böyle düşünüyorum ben de. Hayatta kendi doğrularım var, peşlerinden gitmeye çalışıyorum. İnsanlarla da paylaşıyorum tabii ki. Hatta bazen bana doğru yolun o yol olduğu öyle açık görünüyor ki, diğerlerinin bunu göremeyişine hayretler ediyorum. Ama fikrimi sordun da sözümü dinlemedin triplerim yok, olamaz da. Hepimiz bir şekilde ilerlemeye çalışıyoruz ve kimseye akıl verecek kadar aklım yok. Düşe kalka ilerlemeye çalışıyorum ben de. Bu da olabilir sebeplerden biri, her şeyi bilir, her sorunu çözer izlenimi vermiyorum kimseye. Doğru da değil zaten. Her sorunu çözemem, her şeyi bilemem, hayatı tanımaya yeni yeni çalışıyorum. Dinleme konusunda iyiyim, çözüm bulma konusunda bel bağlanacak son insan falanım.

Beşinci soru, her zaman ve bazen özlediğin iki şey... Çok zor soru. Gerçekten. İkiyle sınırlı kalması çok zor sanırım. Her zaman özlediğim bir şey belki de yok. Aklıma geldikçe özlediğim bir ton şey var. Gunes'i ve çocukluğumuzu özlüyorum, lise yıllarımı özlüyorum, Mert'le geçirdiğimiz güzel zamanları özlüyorum, Koray'ı ve Ender'i özlüyorum. Bunları zaman zaman özlüyorum dediğim gibi, aklıma geldikçe. Her zaman özlediğim tek şey galiba anlaşılmışlık hissi. Her zaman, anlaşılmış olmayı özlüyorum.

Dün sabah Bengisu yazdı, rüyasında beni görmüş. Rüyasında beni bir şeylerden kurtarmaya çalışıyormuş. "Kulübe hoş geldin" dedim. "Benim için endişelenen insanları topladığım bir whatsapp grubu kurmayı planlıyorum. Oturup dertleşip birbirinizi rehabilite edin istiyorum, belli ki bilinç altınızda kötü izler bırakıyorum." Güldük. Oysa kimse kimseyi anlayamaz, kimse kimseyi kurtaramaz, değil mi? Hepimiz kahraman olmak isteriz, kahraman olmak mümkün değil.

Albüm bırakıyorum size, ciğerimizi deşsin:


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Bu aralar dinliyorum / aşığım

nasiplenin arkadaşlar :)

926 şarkının sadece 200'ünün gösterilmesi ayıp.

Zevkle Takip Ediyoruz:

Kitapkurtları;

Farklı İklimlerden;