14 Mayıs 2017 Pazar

balo hazırlığı, çeşitli kitaplar

Geçenlerde Meliha'yla buluştuk. Birkaç dakikadır oturduğumuzu zannederken üç saattir konuştuğumuzu fark ederek şok olduk. Onun dışında, çok bir şey yok hayatımızda. İki gündür balo için koşturuyoruz, baloya lanet olsun. Balo bizim neyimize hiç bilmiyorum.

Dün Cansu'ya kıyafet bakamaya çıktık, akşama kadar dolaştık, ayaklarımıza kara sular indi gerçekten. Bana ayakkabı aldık ahaha. Bu gün de çıkıp takı baktık, Cansu'ya ayakkabı falan baktık. Neyse ki işimiz erkenden bitti.

Eve yürürken parka oturduk, ben ahu sesimle Toki Turkuaz'ın kulaklarının pasını sildim falan fkjsdfds. Şimdi Mert kahve yapıyor, kahvemi içip yatacağım galiba, sokaklarda sürtmek, kombin yapmaya çalışmak falan canımı çıkardı arkadaşlar. Çünkü kombin anlayışım en az kokan şeyleri bir üzerimde birleştirmekten ibaret, her zaman söylüyorum size bunu.

Bu aralar çok fazla kitap okuyamıyorum. Başladığım hiçbir kitabın sonu gelmiyor. Koşuşturmaca da etkili oldu... Ama yine bir ikisinden bahsedebilirim bence çok birikmeden.

İlki İzcinin Gözden Geçirilmiş Elkitabı. Bundan bir önceki yazıda bahsetmiştim zaten, işallah okurum da yazarım diye. Okudum. Şimdi de yazıyorum. Tutarlı davrandığım nadir anlardan biri olarak kayıtlara geçsin lütfen.

Goodreads'de biri şöyle demiş: "Burroughs'un dünyasından orijinal V For Vendetta teknikleri." Gördüğüm görebileceğim en iyi tanım herhalde, üzerine söz söylemek istemiyorum.

Nasıl kaos yaratırız, hükümeti devirmek için neler yapabiliriz anlatıyor Burroughs, bunları okurken yöneticilerin bize yutturduklarını da görme fırsatı buluyoruz tabii. İnsan yönetmek kolay herhalde, gerçekten düşünceler çok sınırlı ve belirli kalıplar içerisinde şekilleniyor, onu çözünce yönlendirmek de zor olmuyordur diye tahmin ediyorum. Burroughs bu metni nereye yazmış, nerede yayınlanmış, ne niyetle yazmış hiçbir fikrim yok. Keşke bu konuda bir minik açıklamaya yer verselermiş kitapta. Kendim de araştırmaya soruşturmaya üşendim, tembel okurum. Tembel okur olmaya hakkım var bence gjklfdgfd. Haydaaa, haydaaaa ve haydaaa diyerek okudum ehehe.

İkincisi Sümer Kral Destanları. Bundan da bahsetmiştim aldım diye. O gün bahsettiğim kitapları okudum, bir Marquez'inki kaldı. Onu da bilerek okumuyorum, elimdeki kitapları biraz eriteyim öyle okuyacağım, onu okuduktan sonra listedeki diğer kitabı almaya niyet edeceğimi biliyorum çünkü.

Her neyse, bu kitapta Sümerler'e ait dört kısa destan var. Yine çözümlenemeyen ve bulunamayan kısımlar mevcut bu yüzden biraz kopuk ama çok tatlı ve çok sade bir anlatımları var. Destanların ilk ikisi iki hükümdarın çekişmesi üzerine. Üçüncüyü hatırlamıyorum gerçekten, konusu neydi acaba ahaha. Sonuncusu da bir yolcunun, gezginin, kıymetli ve kaderi belirleyen bir kuşu ihya etmesi ve o kuş tarafından güzel bir kader ile ödüllendirilmesi üzerine. Yani yine ilgileniyorsanız bakabilirsiniz, bence çok keyifli ama herkese aman da oku denecek bir kitap olmayabilir, biraz spesifik bir konu çünkü.

Bahsedeceğim son kitap da Resul. Hüseyin Kıran'ın şiirlerini fi tarihinde Utku önermişti, unutmadım Utku! Şiirlerine bir türlü denk gelmedim kitapçılarda mitapçılarda, internetten yaptığım kitap alış verişlerinde de hep "tükendi" yazısı ile karşı karşıya geldim. Öyle olunca biraz hırs yaptım galiba ahahah. Sonunda NadirKitap'tan Mert'e kitap bakarken, bunu da kendime baktım ve aldım.

Ben ne okudum? Bana ne okuttun Utku?! Ne karanlık bir kitaptı yarabbim. Son derece şizoid, buram buram delilik kokuyor, oooh.

Resul, Resul'ün yalnızlığı, Resul'ün aşkı, Resul'ün düşüncelerini takip etmemiz mümkün olmuyor zaten. Topluma yabancılaşması, kendine yabancılaşması, değişmesi, dönüşmesi, önce münzeviye, sonra deliye, en sonunda da vahşi bir sokak köpeğine...

Fır fır fır çalıştı durdu beynim, bilgisayarların çok ısınınca çıkardığı garip vınıltıyı çıkarıyordu bence ahahah. Bu okuma sırasında hem Resul'ün geçişlerinin çok hızlı oluşu mevzusu vardı, hem de bir yandan kendi hayatımı ve var oluşumu ve var olamayışımı sorgulayışım vardı. Oturdum bir şeyler yazdım da, çok kişisel, kimselerle paylaşmıyorum. Çok ani bir boşalma idi herhalde, ne yazdığımı kendim de hatırlamıyorum, valla okumaya da cesaretim yok. Belki bir gün.

Bahsedeceğim son kitap da Yıldızlar Korsanı. ukitap'ta bir minik takas yaptık. Takas yaptığım çocuk, sağolsun çok inceydi, baktı istediğim tüm kitaplar Jack London'a ait, iki tane de kendisi ekledi, hediye etti. Ben de ona Kırmızı Pazartesi'yi hediye ettim. Durduk yere beş tane Jack London kitabım oldu, hepsi eski basım hehehe. Bu eski basım kitaplara karşı da biraz lüzumsuz yere romantik bir bakışım var. Cem iyi basıyormuş, öyle biliyorum. Öz Yayınları hakkında bir fikrim yoktu. Bizde aynı kitabın Yıldız Gezgini ismiyle, İş Kültür'den çıkan bir baskısı daha var, Mert'in.

Neyse, ben bu eski baskıya başladım bir heyecan. Daha bitmedi bu ama biliyorum kitabın sonunu, Mert beş yüz kez anlattı sağolsun, çok sevmişti. İlk iki yüz sayfayı bir günde okudum zaten. Çeviri fena değil gibiydi, elimizdeki diğer baskı ile bunun arasında çok bir fark yoktu sayfa sayısı açısından. Küçük yazım hataları vardı ama onlara çok takılmadım, taa ki 130'lara gelene dek. 130. sayfadan sonra kitaba bir haller oldu, bitmemiş cümleler, daha cümle tamamlanmadan hooop diye başka yerlere atlamalar, bir şeyler. Biraz keyfimi kaçırdı tabii. Bir müddet böyle devam etti sonra düzeldi gibi. Bakalım kalan 130 sayfada neler oluyor ahahah.

Bunu bilim kurguya dahil edenler var. Hakikaten biraz andırıyor. Jack London'dan böyle bir kitap çıkması da şaşırtıyor beni açık konuşmak gerekirse.

Anlatıcı karakterimiz bir ziraat mühendisi, bir tartışma sırasında bir meslektaşını öldürmüş. Küçük bir öfke kontrol problemi var ahahah. Her ne ise, o yüzden müebbet hapis cezasına çarptırılmış. Fakat hapishanede çok talihsiz bir şekilde bir iftiraya uğruyor ve korkunç işkencelere maruz kalıyor. Bu işkenceler sırasında bir tür meditasyon ile, bir şekilde bedenini yok edip (yok sayıp) salt zihni ile var olmaya başlıyor ve (aslında ruhu ile desek daha doğru olacak galiba) geçmiş yaşantılarını tekrar deneyimliyor. Bir reenkarnasyon muhabbeti var yani.

İşte kimisinde bir denizci ve hükümdar, kimisinde küçük bir çocuk, kimisinde cesur bir savaşçı vesaire vesaire vesaire...

Eserlerinde sık sık bu ruh- beden, idealizm- materyalizm, maddi dünya- manevi dünya muhabbetini işleyen Jack London'ın nedense biraz daha ımm mantığa yakın görüşleri olduğunu düşünmüştüm. Ama bu kitabında (Deniz Kurdu'nun aksine) ruhu yüceltiyor ve bedenin de, maddi dünyanın da, maddi gerçekliğin de üzerine koyuyor, ilginç.

Bunu zamanda yolculuk yapan bir adamın hikâyesi gibi okumanızın mümkün olduğu gibi, psikolojik açıdan de ele alabilirsiniz ve güzel bir inceleme metin olduğunu düşünebilirsiniz bence. Pek çok açıdan sınırlanmış, temel yaşamsal ihtiyaçlarının giderilip giderilmemesi hususundaki kontrolü bile elinden alınmış, son derece kısıtlı bir adamın hezeyanları da olabilir karşımızdaki. Güçsüzlük hissinin yarattığı gerilime dayanma noktasında zorluk çeken bir adamın, yitirdiği öz saygısının yerine kahraman ve yiğit bir adam olduğu anıları koymaya çalışması, küçük bir manevi tatmin sağlamak adına kendini bilinçsizce kandırdığı çeşitli sanrılar da söz konusu olabilir, neden olmasın? Çünkü bir sürü yaşam deneyimlemişsin evet, ne güzel de yahu bir tanesinde de kahraman olma? Bir tanesinde de inanılmaz cesur bir insan olma? Ama hayır, hepsinde yenilmez bir kahraman adam. Gerçi ön sözde, Jack London'ın karakteri yaratırken, tüm yaşantıları boyunca aynı kişiliği ve hatta aynı fiziksel özellikleri koruduğunu söylüyor ama, hiç şüphesiz çok cesur, çok zeki, çok nitelikli bir adam bile, bir kez olsun talihi yardım etmediğinde, koşullar onu yüceltecek şekilde gelişmediğinde harcanıp gidebilir, biliyoruz bunu. Neyse dediğim gibi, ben bilemiyorum tabii, küçük tahminlerde bulunuyorum yalnızca. Belki kitabın sonunda anlayacağız neyin ne olduğunu, ben de ona göre güncelleme yaparım istiyorsanız ahahah.

Çok yoruldum. Mert ciğer pişirmişti, şöyle kızarttıkları baharatladıkları bir ciğer var, arnavut ciğeri mi diyorlar ne diyorlar, onu yiyebiliyorum. Ama hayatımda bir ya da iki kez tüketmişimdir. O yüzden bir tatmak istedim, azıcık ısırdım. Ay O NE İĞRENÇ BİR ŞEY ÖYLE İNANAMIYORUM! Asla damak tadıma uygun bir şey değilmiş ciğer, kendimle ilgili bir yeni şey daha öğrendim, mutluyum.

Siz neler okuyorsunuz, neler yapıyorsunuz? Ben galiba uyumaya gidiyorum.

2 yorum:

  1. Jack London'un romanlarından sadece Martin Eden'i okudum. Daha çok öykülerini okudum. Yazıda bahsettiğiniz kitabı da merak ettim. Zaten ismi de bir bilim kurguyu çağrıştırıyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Martin Eden en sevdiğim romanı <3 Bu da keyifli bir kitap ama bu baskısını okumamanızı tavsiye ederim, gerçekten hatalı bir baskı çünkü.

      Sil

Bu aralar dinliyorum / aşığım

nasiplenin arkadaşlar :)

926 şarkının sadece 200'ünün gösterilmesi ayıp.

Zevkle Takip Ediyoruz:

Kitapkurtları;

Farklı İklimlerden;